39"Musa'da da (ibret vardır). Hani onu apaçık bir hüccetle Firavun'a göndermiştik de, o, ordusuyla birlikte yüz çevirmiş ve "(Bu) ya bir sihirbaz, ya bir mecnun" demişti". Ayetteki, "ve Musa'da da..." ifadesinin, bir malum şeye atıf olması muhtemel olduğu gibi, daha önce zikredilmiş birşeye atıf olması da muhtemeldir. Birinci ihtimale göre, bunun birkaç izahı var: 1) Bundan murad, "Bu durum İbrahim'de ve Musa'da mevcuttur" maanasıdır. Çünkü bu, İbrahim (aleyhisselâm)'in zikrinden malum olmuştur. 2) Bu, "Senin kavmin için, Lût'ta, kavminde bir ibret vardır. Yine Musa ve Firavunda da bir ibret vardır" manasındadır. 3) Burada, Cenâb-ı Hakk'ın bu ifadesinin manası "İbrahim, Lût ve kavimleri ile, Musa ve Firavun hakkında tefekkür ediniz" şeklindedir. Bu izahların hepsi birbirine yakındır. İkinci ihtimale göre, yine birtakım izahlar var: 1) Bu, "Yeryüzünde kâmil bilgi sahipleri için nice ayetler vardır" (Zariyat, 20) ayetine ma'tuftur, yani "Musa'da da nice ayetler var" demektir. Bu izah, önceki ayet çok önce zikredildiği için ve aralarında bir bağ olmadığı için, uzak bir izahtır. 2) Bu ifade, "Orada elem verici azabtan korkacaklar için bir alamet bıraktık" (Zâriyat, 37) ayetine ma'tuftur, yani, "Musa'da ayetler, alametler kıldık" demektir. Bu Arapların, "O hayvana saman ve soğuk su yedirdim" ve "Kılıç ve mızrak kuşandım" şeklindeki sözlerinin üslubuna göredir. Bu izah daha yakındır. Eğer, bazı müfessirlerin söylediklerini söylersek, bu, zorlamaktan hâli olmaz. Çünkü "Orada... bıraktık" (Zariyat, 37) ayetindeki, "orada" zamiri, o beldeye râcîdir. 3) Bu "orada" zamirinin, o hikâyeye (anlatılan şeye) râcî olması ihtimaline göre, "Biz onların hikâyelerinde, kıssalarında bir ibret bıraktık" manasında olup, buna göre, "Musa'nın kıssasında da bir ayet bıraktık" demektir. Bu, birinci ihtimale yakın olup, malum olan birşeye atıftır. 4) Bu ifade, "ibrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?" (Zariyat, 24) ayetine ma'tuftur. Buna göre kelamın takdiri, "Musa hakkında da söylenecek bir söz var: Hani biz onu göndermiştik" şeklindedir. Bu izah uygundur. Çünkü Cenâb-ı Hak çoğu kez, İbrahim (aleyhisselâm) ile Musa (aleyhisselâm)'yı birlikte zikretmektedir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Yoksa Musa'nın ve vazifesini tastamam İfâ eden ibrahim'in sahifelerinden olan şunlardan haberdar mı edilmedi o" (Necm, 36-37) ve "ibrahim ve Musa'nın sahifelerinde..."(Ala, 19) buyurmuştur. Ayetteki "sultan" kelimesi, hüccet ve burhan ile elde edilen kuvvet, "mübîn" İse, ayırdeden, ortaya çıkaran anlamındadır. Daha önce, bu ifadeden murad edilenin, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'nın Firavun'a karşı öne sürmüş olduğu kesin ve katî deliller olduğunu; yine bundan murad edilenin, sihirbazın sihri ile, peygamberlerin mucizelerini birbirinden ayıran özellik olduğunu söylemiştik. (......) nin Manası Cenâb-ı Hakk'ın, "O da ordusuyla birlikte yüz çevirmişti" ifadesiyle İlgili birkaç izah var: 1) Buradaki bâ harf-i cerh, musahabe (beraberlik) ifade eder, "rükn" kelimesi de, Firavunun kavmine işaret olup, Cenâb-ı Hak sanki, "Kavmi ile, adamları ile birlikte yüz çevirip gitti" demek İstemiştir. Nitekim Arapça'da, "Falanca bi-askerihî ve bi maiyyetihî falan yere konakladı" denilir. "Ona, en büyük ayeti (mucizeyi) gösterdi. O ise yalanladı ve isyan etti. Sonra arkasını dönüp koşup gitti" (Naziat, 20-22) ayeti de buna delâlet eder. Çünkü Cenâb-ı Hak burada, (......) buyurdu ki, bu "Firavun insanları topladı ve onlara şöyle seslendi.."(Nâziât,23) ayeti de, "bi-rüknihî" ifadesinin manasındadır. 2) (......) ifadesi, "dost edindi" manasında olup, bu bî harf-i cerri, bu durumda müteaddîlik ifade eder. O zaman bu cümlenin manası, "Ordusu ile güç ve kuvvet buldu" şeklinde olur. 3) Mana, "Kuvveti ve gücü ile, Musa meselesini bizzat üstlendi" şeklindedir. Firavun sanki, "Dininizi değiştirmeyin ve yeryüzünde fesat çıkarmayın diye, Musa'yı öldüreceğim" dedi ve bu işi bizzat üstlendi. Bu durumda, ayette mef'ûl zikredilmemiş olur. "Rükn" kelimesi de, Firavun'un gücü ve kudretini ifade eder. Bu rükn ile kastedilenin, Hâmân olması da muhtemeldir. Çünkü o, Firavun'un veziridir. Bu açıklamaya göre, ikinci izah şekil daha açık ve aşikârdır. Cenâb-ı Hak, "(Firavun), "(Bu), ya bir sihirbaz, ya bir mecnun" demişti" buyurmuştur". "Sahir" ifadesi, "sihriyle cinlere gelir, veya onlara yaklaşır, cinler de ona yaklaşır, o onlara isteyerek yönelmese bile, cinler isteyerek ona yönelir" . demektir. Şu halde, hem büyücünün hem de mecnunun cinlerle ilgisi vardır. Fakat sihirbaz, kendi iradesiyle cinlere giderken, mecnuna İradesi dışında olarak cinler gelir. Buna göre sanki, Firavun, kendi sözünü yalandan korumak istemiş ve "onu cinler çarpmıştır" veya "o büyücüdür, her ne kadar onun bundan haberi yoksa da ve kasden yönelmiyorsa da cinler ona gelmektedir" demek istemiştir. |
﴾ 39 ﴿