40

"Nihayet onu da, ordularını da yakalayıp denize attık ki o, (o sırada kendini) kınayıcı idi".

Bu, Allahü teâlâ'nın Firavun'un başına getirdiği bazı şeylere işaret olup, sanki o, "Firavun dostlar edindi, fakat bunların ona faydast olmadı. Allah, hem onu, hem de adamlarını yakaladı ve hepsini birden denize attı" demiştir. Bu kıssa meşhurdur.

Ayetteki, ifâdesinin manası: "Bundan, Musa (aleyhisselâm) için bir şeref, mü'minler için de bir beşaret (müjde) bulunmaktadır. Musa (aleyhisselâm) için bir şeref bulunmasına gelince, bu böyledir. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Firavun Musa'nın sırf, "Ey âlemlerin Rabbi, senin düşmanlarının helakini istiyorum" sözünden ötürü, kendisi sebebiyle kınanacağı şeyleri yapmıştır. Bunun başka bir sebebi de yoktur" buyurmuştur. Firavuna gelince o, "Ben, şirin en yüce Rabbinizim"'(Naziat,24) demiş, bu da onun helakinin sebebi olmuştur. Bu tıpkı bir kimsenin şöyle demesine benzer: "Falancanın ayıbı-kusuru, hırsız veya katil olması; yahut insanlarla birlikte bulunup, onlara eziyet etmesidir. Falancanın kusuru da, onun, sırf kendisiyle meşgul olup, insanlarla olmamasıdır." Böylece bu iki ayıbın birbirine nisbeti, o İki kimseden birisi için medhe, diğeri için ise bir kınanmaya sebeb olur. Bu ayette mü'minler için olan beşarete gelince, bu şundan dolayıdır: Kendisini kınar olduğu halde balık tarafından yutulan (Yunus (aleyhisselâm)'u), Cenâb-ı Hak, yaptığı duâ ve tesbîhât sayesinde kurtarmıştır. Azâbıyla helak etmiş olduğu (bu Firavun'a) ise, o "İsrâiloğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandım"(Yunus, 90) dediği zaman, imanı ona fayda vermedi.

Âd Kavminin İmhası

40 ﴿