41"Âd kavminde de ibret var. Hani onların üzerine o kısır rüzgârı göndermiştik". Bu ayette de, geçen ayetteki hakkında yapmış olduğumuz atıf İhtimalleri bulunmaktadır. Ayetle İlgili birkaç mesele var: Kıssalardaki Üslûp Farkının İzahı Anlatıldığına göre, burada kastolunan, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kalbini teselli etmek ve ona, peygamberlerin genel durumunu hatırlatmaktır. Cenâb-ı Hak, önceki ayetlerde İbrahim (aleyhisselâm) ve Musa (aleyhisselâm) peygamberlerden bahsetmesine rağmen, burada, Âd ve Semûd kavmi ile birlikte, onların peygamberlerini zikretmemiştir, niçin? Deriz ki: Ayetlerin zikredilmesi hususunda, altı kıssa anlatılmıştır: İbrahim (aleyhisselâm)'in kıssası ve müjdefenmesi; Lut (aleyhisselâm) kavminin kıssası ve beldesindeki mü'minlerin kurtarılması, bir de Musa'nın kıssası... Bu üç kıssada Cenâb-ı Hak, hem peygamberleri, hem de mü'minlerini kavimlerini zikretmiştir. Çünkü bunların kavimlerinden kurtulanlar daha çok idi. İbrahim ve Musa (aleyhisselâm) için bunun böyle oluşu açıktır. Lût (aleyhisselâm) kavmi hakkında bunun böyle olması ise şundan dolayıdır: Çünkü kurtulanlar, tek bir ev halkı idi ise de, helak edilenler de bir mıntıka halkı idiler. Ad, Semûd ve Nûh kavmine gelince, bunlardan kurtulanlara nisbetle helak olanların sayısı, Lût kavminden helak olanların sayısının, kurtulanlara nisbetle sayısından kat kat fazlaydı. Böylece Cenâb-ı Hak, İlk Üç kıssayı, mü'minlerin kurtuluşu vesilesiyle, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kalbini teselli için, son üç kıssayı da, düşmanları helak etmesi sebebiyle, yine onun kalbini tesellî için zikretmiştir. Böylece bütün bu ayetler (kıssalar), "Onlardan evvelkilere de hernezaman bir peygamber gelse, mutlaka ona böylece, sihirbaz yahut mecnun dediler... Sen, hatırlat. Çünkü şüphesiz hatırlatma, öğüt mü'minlere fayda verir" (Zâriyat. 52-65) ayetinin de delaletiyle, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i teselli için zikredilmiş olur. Hüd (aleyhisselâm) hakkında da, bunları anlattıktan sonra, "İşte bunlar, sana kıssa olarak bildirdiğimiz o memleketlerin haberlerindendir. Onların kimi ayakta kalmış, kimi biçilmiş ekin gibi (yok olmuştur)... Rabbinin yakalayışı İşte böyledir..." (Hud, 100-102) buyurmuş ve böylece kıssadan sonra, tehdidi kuvvetlendiren ifâdeyi, kıssalardan sonra burada ise, teselliyi ifade eden ayetleri zikretmiştir. Mef'ûl Manasına Fail Vezni "Akim" kelimesi, "Bu rüzgâr, aşılayıcı rüzgârlardan değildi. Çünkü o, herşeyi kırıp geçiriyor ve kökünden söküyordu. O halde daha nasıl aşılayıcı olabilir" manasındadır. "Faîl" veznine, ism-i mef'ûl manasında olduğu zaman, müenneslik "tâ"sı bitişmez. Bazı durumlarda, ism-i fail manasında olduğunda da böyledir. Biz daha önce bunun sebebinin şu şekilde olduğunu söylemiştik: Faîl sfgası, hem ism-i mef'ûl, hem ism-i fail manasında olup, ism-i mef'ûl manası, ism-i fail manasından ayırdedilemeyince, evlâ olan, bu sığada müennesin-müzekkerden ayırdedilmemesidir. Çünkü eğer ayırdedilirse, fail, mef'ul'den; müennes, müzekkerden ayırdedilmeden önce ayırdedilmiş olur. Çünkü fail, sözün bir parçası olup, ona ihtiyaç duyulmaktadır. Şu halde fiilde ilk bulunan fail, sonra müzekkerlik ve müenneslik olup, bunda, fail ve mef'ûlün sıfatları gibi olurlar. Nitekim, ve ve dersin. Yine buna şu da delâlet etmektedir: Fail ile mef'ûlün arasının ayırdedilmesi, kelimeye katılmış olan bir harfle olur. Böylece kelimenin aslında olan, ayne'l-fiili ile fa'al fiili arasını ayırdeden bir elif ile, denilir. Yine ayne'l-fiili ile lame'l fiili arasını ayıran bir vâv ile de, denilir. Müenneslik ise, kelimenin sonuna eklenen bir harf ile olur. Her İki kalıbta da sigaları ayırdedici olan şey, kelimenin kendi nazmından başka birşey olup, buna şiddetle ihtiyaç vardır. Ama müenneslikte bu tesir etmez. Bir de fail ile mef'ûlün arasını ayırdedmek, İkisinden herbirinin diğeriyle hususiyet kazandığı iki şey hakkındadır. Buna göre fa'dan sonra gelen elif, fail sigasına; mim ile vav da, ism-i mef'ûl sigasına has olurlar. Bulunduğu zaman, müennesin ayırdedildiği; bulunmadığı zaman da lafzın müzekkerlik aslı üzere kaldığı bir harf vasıtasıyla, müzekker müenneslikten ayırdedilir. Fail sigasında, fail manası mef'ûl manasından ancak ayrı bir karine ile ayırdedilebilir. Bunun gibi müennes ve müzekker kelimelerden birisi diğerinden, ancak kendisine bitişmemiş olan bir harf vasıtasıyla ayırdedilir. |
﴾ 41 ﴿