42

"Her uğradığı şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi savuruyor".

Ayet hakkında birkaç bahis var:

Birinci Bahis: Bununla i'rabı hususunda iki izah var:

1) Bu, rüzgârın akîm (kısır) sırtından sonra, ikinci bir sıfat olarak mahallen mansubtur. Nitekim Vahidî de bunun bir sıfat olduğunu söylemiştir. Eğer, "Marife kelimeler, cümlelerle vasfedilemez İken, bu kelime nasıl er-rîh (rüzgâr) kelimesinin vasfı olabilir? ifadesi bir cümle olup, bununla ancak nekire kelimeler vasfedilebilir?" denilirse, deriz ki: Buna şu iki şekilde cevap veririz:

a) Bu, (......) kelimesinin tekrar getirilmesiyle ve takdiren olur. Buna göre,"kısır rüzgârı, kül gibi herşeyi savuran bir rüzgârı göndermiştik" takdirindedir.

b) Burada marife olarak görülen er-rîh kelimesi aslında nekiredir. Çünkü o rüzgâr, belli bir rüzgâr değildir. Buna göre Hak teâlâ sanki şöyle demek istemiştir: "Biz, meydana gelen rüzgârlardan olmayan bir rüzgâr gönderdik ve onun benzeri hiç olmamıştır." O halde, bu haliyle bu rüzgâr, çok ileri derecede olduğu için nekiredir (belirsizdir). İşte bundan ötürü, Cenâb-ı Hak, Kur'ân'da böyle ifadelere çok yer vermiş, bunları nekire olarak getirmiş ve bunları, cümleler ile tavsîf etmiştir. İşte Hak teâlâ'nın, (Ankaf, 24), (Hakka, 6) v.b. ayetleri böyledir.

2) En doğru olan izaha göre, bu cümle, hal olarak mahallen mansubtur. Nitekim sen, "Bana hiçbirşey bilmez olduğu halde geldi de, ben ona öğrettim ve anlattım" dersin, yani, "Onun hali böyle idi" demektir. Buna göre şayet, "O rüzgârların salıverilmesi ânında, onlar hiçbirşeyi bırakmaz, savurur. Halbuki halin, fiilin tahakkuk ettiği zamanda, zil-hâl ile birlikte bulunması gerekir, dolayısıyla da, "Dûn Zeyd bana, yarın ata binmiş olarak geldi" denilmez, işte aynen bunun gibi, salıverildikten sonra, hiçbirşey bırakmaz olur" denilirse, diyoruz ki: Bu ifâde ile, onun bu işe uygun olduğu anlatılmak istenmiştir ve takdiri, "Biz o rüzgârları, hiçbirşeyi yerinde bırakmayıp savuracak kuvvet üzere olarak salıverdik" şeklindedir. Nitekim gelip de senin yanında birkaç gün kalıp, daha sonra senden birşey soran için, "Bana sorucu olarak geldin" yani, "sormadan önce, soru soracak imkân ve salahiyet ile geldin" dersin. Yaptığımız bu izahlar, meşhur olan bu ihtimale göredir. Bu ifade, takdirinde olarak, mahzuf bir mübtedanın haberi olarak, mahallen merfû da olabilir.

İkinci Bahis: Bu ifade, konuşulduğu an (şimdiki zaman) için nefyi (olumsuzluk) ifade eder. Nitekim Arapça'da "şu anda çıkmadı" manasında, denilir. Fakat gelecek zamanı kastettiği zaman, ya veya ifâdelerini kullanırsın. Mazî için de, ifâdeleri kullanılır. Halbuki ilgili rüzgâr, bu hâdise Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e anlatılırken, hiçbirşey bırakmamış, "O onu kül gibi kılmıştı." Öyle ise Cenâb-ı Hak nasıl, "hal"i ifade eden bir lafızla, "bırakmaz" buyurmuştur? Diyoruz ki: Nakil, vuku bulduğu andakini aynen anlatmak üzere yapılmıştır. İşte bundan ötürü, mâzî manasına olan ism-i fail amel etmediği, hal veya istikbâl manasına olan ism-i fâîl amel ettiği halde, Hak teâlâ "Köpekleri de, giriş yerinde iki kolunu uzatıp yatmakta" (Kehf, 18) buyurmuştur.

Üçüncü Bahis: Hak teâlâ'nın bu ifadesinde, "O, Rabbinin emriyle herşeyi helak edecektir"(Ahkaf, 25) ayetindeki tahsis ve te'kid mevcut mudur? Deriz ki: Bu, olduğu gibidir. Çünkü ayetteki, "Üzerine geldi" ifadesi, "şey" kelimesinin sıfatıdır. Buna göre Hak teâlâ âdeta, "üzerine geldiği ve geleceği herşeyi o rüzgâr, kül haline getirir" demiştir ki, buna gökler dahil olmamaktadır. Çünkü bu rüzgârlar, göklerin içine gelmez. Bu ifadeye ancak, bu rüzgârların üzerine estiği şeyler dâhil olur. Buna göre eğer, "Bu rüzgâr dağların ve kayaların üzerine de isabet etmiştir. Fakat onları kül haline getirmemiştir?" denilirse, biz deriz ki: Bu ifadeden maksad, bu rüzgârın bizzat kastedilip Üzerine gönderildiği şeylerdir ki bunlar da, Ad kavmi, binaları ve köşkleridir. Bu böyledir. Çünkü o rüzgâr, Allah katında bir emri yerine getirmekle vazifeliydi ve sanki bu şeyleri yıkıp kül etmeyi maksad etmiş ve onlardan herşeyi, istisnasız küt haline getirmiştir. "Sarsar" da, soğuk rüzgâr manasınadır, hecenin tekrarı yapılan kelime, tekrarsız olan lafızdaki manadan ayrı olmaz. Nitekim sen aynı manada, hem hem de dersin. Deriz ki: Burada şu iki görüş mevcuttur:

a) O, soğuk bir rüzgârdır ve bu kocakarı günlerinde, yani, şubatın sonu ile manın başındaki sekiz gündür. Soğuk rüzgâr da, soğuğunun şiddetinden ötürü ağaçları, meyveleri ve benzeri şeyleri yakar ve onları simsiyah eder.

b) Bu rüzgârlar son derece yakıcıydı. "Sırr" kelimesinde, soğuk değil, aşırılık manası da var. İşte (Zariyat, 29) ifâdesi de, "İleri derecede, şiddetli" manasıyla tefsir edilmiştir, yani, "alabildiğine sıcak" demektir.

Dördüncü Bahis: Bu bahis, "Her uğradığı şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi savuruyor" ifadesiyle ilgilidir Çünkü ayetteki "bırakmıyor" ifâdesinde, bu gelişin olduğu, "bırakma" işinin ise olmadığı manası vardır. Buna göre Hak teâlâ âdeta şöyle demiştir: "O rüzgar birtakım şeylere geliyor ve onları yakmadan bırakmıyor." Bir kimsenin, "O, birşey Üzerine gelmedi, illâ onu şöyle kıldı" şeklindeki sözü, böyle kılmadığı şeye gelmediğini ifade etmektedir.

Semûd'daki İbret

42 ﴿