57"Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Bana (yemek) yedirmelerini de istemiyorum". Bu ifâdede şöyle bir sorunun cevâbı bulunmaktadır: Yaratma işinin bir maksattan dolayı olması, Allah'ın bir ihtiyaç içinde olduğunu ihsas ettirmektedir. İşte bu sebeple Cenâb-ı Hak adetâ, "Ben onları, bana yemek yedirsinler diye yaratmadım.. Bu yaratmanın faydası bana değil onlara aittir" buyurmuştur. Çünkü, efendi açısından kulun menfaati, ya ona mal kazanmak, yahut da mevcut malını muhafaza etmesi bakımından, efendiye bir kazanç sağlamasında yatmaktadır. Çünkü kul köle, eğer kazanç temin etmesi için elde edilmişse, bu husustaki amaç açıktır. Yok eğer, efendisinin işlerini görmesi için elde edilmişse, şimdi bu köle olmasaydı, efendisi, şlerini yapabilecek birisini kiralama ihtiyacı duyacak, böylece de ona, ücret verme mecburiyetinde kalacaktı. O halde kul, efendisinin malını muhafaza etmiş ve onu, icret vermekten müstağni kılmıştır ki, bu da bir tür kazanç sağlamadır. İşte bu sebeple Cenâb-ı Hak, ben onlardan bir rızık istemiyorum. Bana, (yemek) yedirmelerini de istemiyorum" buyurmuştur ki bu, "İbâdet yapmalarını isteme açısından ben, kölelerin efendileri gibi değilim. Tam aksine burada, onların ibâdet etmelerinde kazanç sağlayan ben değil, onlardır" demektir. Burada şöyle bir İzah da yapılabilir: Bu, onların ibâdet için yaratılmış olduklarını kabullenmedir. Zira, örfen bir işin, mutlaka bir faydası söz konusudur. Ne var ki, köleler de İki kısma ayrılır. Bunlardan bir kısmı, sırf büyüklük ve saltanatın izhar edilmesi için olurlar. Bunlar, hükümdarın sahip olduğu köleler gibi... İlgili kral bunları gedilir içirir; memleketinin her köşesinden bunlara yer-yurt verir. Onlara güzel ve orijinal şeyler verip durur. Bundan maksad onların kendisini tazim edip önünde pençe divan durmalarıdır. Bunlardan bir kısmı da, ya rızıklarını elde etme yahut da rızıkları ıslâh için, kendilerinden yararlanmak maksadıyla elde bulundurulur.. İşte sunun üzerine Cenâb-ı Hak, "Ben onları yarattım. Onlarda mutlaka bir menfaatin oulunması gerekir. Şimdi onlar, kendileri hakkında düşünsünler ki, onlar, kendileri den bir rızık elde edilmek istenen türden midirler? Halbuki onlar, böyle siğillerdir. Çünkü ben onlardan bir rızık istemiyorum. Yahut onlar, pişirmek ve sayesinde yiyeceğin sunulduğu sofra gibi, kendilerinden bir azığın uygun hale getirilmesi istenenler kabilinden midirler? Oysa onlar, bu türden de değillerdir. Çünkü sen onlardan, beni yedirip içirmelerini de istemiyorum. O halde onlar, birinci kısım kulelerdendir. Binâenaleyh, onların tazimi, saygıyı, ibâdeti bırakmamaları gerekir. Sorada, bir,kaç mesele içinde ele alacağımız birtakım incelikler bulunmaktadır. İrada Fiilinin İki Defa Kullanılması Ayette, iki defa, "irâde" fiilinin kullanılması ne ifade eder? Çünkü, hiç kimseden herhangi bir rızık istemeyen bir kimse, o kimsenin, kendisini yedirip içirmesini de istememiş demektir. Biz deriz ki: Bu, biraz önce bahsettiğimiz şu sebepten dolayıdır: Efendi bazan, kölesinden kendisi için kazanç temininde bulunmasını ister ki işte bu, ondan rızık isteme manasına gelir.. Bazan da, efendinin, kölesini kazanç temininde müstağni kılacak bol malı olur. Ne var ki ondan, revaçlarının kendi malından karşılanması ve yine, kendi malından olmak üzere, taodisine yiyecek ve sofranın hazırlanması talep edilmiş olabilir. İşte bu sebeple, ilgili efendi, "Ne onu istiyorum, ne de bunu istiyorum.." der. Rızkı Önce Getirilmesi? Cenâb-ı Hak niçin, rızık isteme işini, yedirip içirmeyi isteme işinden önce zikretmiştir? Biz deriz ki bu, basitten mürekkebe doğru çıkma halindendir. Ve bu tıpkı bir kimsenin, "Ne senden ve ne de senden daha güçlü olandan yardım istiyorum!" demesi gibi olur ki, bu ters çevrilemez. Ve yine, "Falanca, emirlere, hana sultanlara ikram ediyor.." denilir Ki, bu da ters çevrilemez. İşte bu sebeple Cenâb-ı Hak burada, "Ben sizden rızık istemediğim gibi, bundan daha aşağı olanını da istemem..." demiştir ki, bu daha aşağı olan da, efendinin huzurunda ona bir yiyeceğin sunulmasıdır. (Cenâb-ı Hak bunu da nefyetmiştir.) Çünkü, her ne kadar kesb, kullardan istenmese de, bu, yani yiyecek hazırlanma onlardan çokça istenen bir husustur. Ayetteki Üslûbun İzahı Cenâb-ı Hak şayet, '"Ben onlardan, beni rızıklandırmalarını istemiyorum; ve "ben onlardan yiyecek de istemiyorum" demiş olsaydı, bu mana yine elde edilebilir miydi? Biz diyoruz ki: Yaptığımız ayrıntılı izah açısından meseleye bakarsak, "Hayır, elde edilmez.." deriz. Çünkü, "kazanç temin etme" ifadesiyle, fiil değil, zenginlik manası kastedilir. Çünkü, bir işle meşgul olup da zenginlik elde etmeyen kimse, meşgul olmasa dahi, zenginlik elde eden kimse gibi olamaz. Bu, çalışıp çabalayan bir kölenin ihtiyacından ötürü işi terkedip de, işi kazanmak olduğu zaman, kendisinden ötürü efendisini razı edeceği bir kaynak bulan kölenin durumuna benzer. Fakat kendisinden, fiilin bizzat kendisinden ötürü, o işi yapması istenen kimseye gelince ki, mesela aç olan bir kimsenin, kölesini yiyecek hazırlamak için gönderip de, kölenin, bir kaynaktan mal elde etmekle meşgul olması durumunda, çoğu kez efendisinin, onun bu durumundan razı olmaması gibidir. O halde, ayetteki rızıktan maksad, zenginliktir. Dolayısıyla Allahü teâlâ bunu, fiil ile ifade etmedi. Halbuki yedirme işinden maksad, o fiilin bizzat kendisidir. Dolayısıyla Allahü teâlâ bunu, fiil ile ifâde etmeli. Halbuki yedirme işinden maksat, o fiilin bizzat kendisidir. Dolayısıyla Allahü teâlâ bunu fiil ile ifade edip, "Bana yedirmelerini istemiyorum" dedi de, "yemek istemiyorum" demedi. Öte yandan ayet-i kerimedeki iki lafızda tenvî (çeşitleme) kasdıyla fesahat ve sefalet vardır. Dördüncü Mesele Ayette kastedilen husus, senin bahsettiğin husus olduğuna göre ve onlardan istenen şey, saygıdan başka birşey olmadığına göre, özellikle, "yedirme işl"nin zikredilmesinin faydası nedir? Deriz ki: Cenâb-ı Hak, birinci istek hususunda işi genelleştirince, "bir rızık" kelimesiyle yetinmiştir. Çünü bu kelime umûm ifade eder. İşte bu sebeple Cenâb-ı Hak, saygıya da bir işarette bulunmuş ve böylece yedirme işini zikretmiştir. Zira yapılan işlerin derecelerinin en düşüğü, efendisinin, kölesi veya cariyesinden, yemek İşinin hazırlanması hususunda yardım istemesidir. En düşük fiilin kabul edilmeyişini, en üstün fiilin kabul edilmeyişi, ister istemez izler. Buna göre Hak teâlâ sanki, "Ben onlardan ne bir mal, ne de bir iş istemiyorum" demiş olur. Beşinci Mesele Bahsettiğim üzere, istenilen şeyler, söylediğin o şeylere münhasır değil. Çünkü efendi, köleyi bazan, ondan ne bir iş istemek, ne bir rızık istemek, ne de onun saygıda bulunmasını istemek için satın alır. Aksine onu ticaret için ve kâr elde etmek için satın alır. Deriz ki: Hak teâlâ'nın, "Ben onlardan bir rızık istemiyorum" ayetinin genel oluşu, bunu da içine alır. Çünkü ticaret maksadıyla köle alan kimse, ondan aynı zamanda rızık da elde etmek istemiş olur. Arapça'da, deyimi, şimdiki zamanın olumsuzluğunu ifade eder. Özellikle bu tabire yer verilmiş olması, bahsedilenlerin dışında kalan şeylerin de nefyedildiği zannını uyandırır. Fakat Allahü teâlâ onlardan, ne şu anda, ne de gelecekte herhangi bir rızık istemiştir. Öyleyse Cenâb-ı Hak niçin dememiştir? Cevap: Diyoruz ki edatı, şimdiki zamanın olumuzluğunu, edatı da gelecek zamanın olumsuzluğunu ifâde eder. Binâenaleyh bir kimse, karşı taraf henüz aynı fiili yaparken, bitirmemişken,"Falanca şu işi yapmayacak" dediğinde, sözü doğrulanmaz. Fakat o kimse, sözünü bitirince fiili de terkederse, bu sözü söylediğinde bu sözü doğru kabul edilir. Binâenaleyh bu kimse, yerine demiş olsaydı, bahsettiğimiz misale göre, doğrulanmazdı. Bunun bir misali de şöyledir İnsan namazda iken birisi "O namaz kılmıyor, ona bak" dese, şimdi ona birisi o namazını bitirmiş olduğu sırada baksa, bakan kimsenin, "Sen namaz kılmazsın" demesi doğru olur. Şimdi bir kimse o anı ifade için demiş olsaydı, bu, doğru kabul edilmezdi. Bunu anladığına göre, bu iki lafızdan herbiri olumsuzluk için olup, bir bakıma her birinde bir hususîlik var. Fakat şimdiki zamanın olumsuzluğu, daha uygundur. Çünkü şimdiki zaman ile dünya hayatı, istikbâl ile de, âhirette olacak olan birşey kastedilmiştir. Binâenaleyh dünya ve ona ftit bütün İşler "hal" (şimdiki zaman) ile ilgili işlerdir. O halde ayetteki "İstemiyorum" ifâdesi, "Bu dünya hayatındaki mevcut durumda istemiyorum" demektir. Kişinin, ölümünden sonra, ondan herhangi bir rızık veya bir İş istemeyeceği malumdur. Binâenaleyh ayetteki, lafzı, genel bir olumsuzluğu ifade eder. Eğer Allahü teâlâ burada, demiş olsaydı, bu lafız, o genelliği ifade etmezdi. Rezzak Yalnız Allah'dır |
﴾ 57 ﴿