12'Vay artık o gün, (Peygamberleri) yalanlayanlara. Ki onlar, daldıkları batıl içinde oyalanıp duranlardır.." Bu, "Allah'ın azabının mutlaka geleceğini ve onu def edecek hiçbir güç ve kuvvetin olmayacağını bildiklerine göre, vay o yalanlayanların haline..." demektir. Bu izaha göre buradaki fâ, manayı birleştirmek için getirilmiş bir ifâde olup, bu da, mü'minlerin bir emn ü emân içinde olacaklarını bildirmesidir. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Rabbinin azabı mutlaka gelecektir" (Tur, 7) buyurunca, bunun, kimin başına geleceğini beyan etmemiştir. Şimdi, "Vay artık o gün, (peygamberleri) yalanlayanlara..." deyince, bu azabın kime tahsiss edilmiş olduğu anlaşıldı ki, bu da, yalanlayanlardır. Bu ifadeyle ilgili birkaç mesele vardır: Birinci Mesela: Sen, "Vay artık o gün, (peygamberleri) yalanlayanlara..." ifâdesinin, o azabın kime ineceğini ve kime geleceğini beyân eden bir ifâde olduğunu söyledin. Binâenaleyh, yalanlamayanlar, azâb olunmayacak demektir. Buna göre, büyük günah sahipleri, azâb olunmayacaklar, demektir, zira bunlar tekzîb etmemişlerdir. (Ne dersiniz?). Cevap: Biz deriz ki: O azâb, büyük günah sahiplerinin başına gelmeyecektir. Bu husus, Cenâb-ı Hakk'ın, tıpkı, "her güruh, içine atıldıkça kendilerine bekçileri sordular: "Size, (bu), azâb ile korkutan (bir peygamber) gelmedi mi? Onlar, "Evet, dediler, gerçek bize, azâb ile korkutan peygamber gelmiştir. Fakat biz, (onları) yalanladık..."(Mülk, 8-9) ayetlerinde bahsedildiği gibidir. İmdi biz diyoruz ki, mü'min, o cehenneme hor ve hakir edilmek için atılmayacaktır. O oraya, bir çeşit İkramla birlikte, temizlenmesi için sokulacaktır. İşte, aynen bunun gibi, "Veyl", yalanlayanlara aittir. Çünkü "veyl", şiddet ifâde eden bir kelimedir. Zira, vav, yâ ve lâm harflerinin meydana getirdiği terkip, hemen hemen daima şiddet manasını ifâde eder. "Savuşturma ve kuvvetli olma" manalarına gelen (......) kelimesi de ifâdesi de böyledir. "Velî, sözünde de, kendisine velayet edilene karşı bir kuvvet ve güç bulunmaktadır. Bunun böyle olduğunun delili, Cenâb-ı Hakkın, "O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılırlar" (Tur, 13) ayetidir. Çünkü, yalanlayan, cehenneme itilip kakılacaktır. Halbuki, tasdik eden, böyle değil; o itilmeyecektir. Biz, nekire bir kelimenin, mübtedâ olabileceğini, daha önce zikretmiştik. Dolayısıyla ayetteki (......) kelimesi, nekire olduğu halde, mübtedâdır. Çünkü bu ifâde, mansub takdirindedir. Çünkü, bu, bir bedduadır. Bunun, mansûb takdirinde oluşunun izahı, (Zariyat, 25) ayetinin tefsirinde geçmişti. Havd kelimesi, bizzat Kur'ân'ın kullanışında, bâtıla dalma anlamına tahsis edilmiştir. İşte bundan dolayı ayette "Sizler de, dalanların daldıkları gibi daldınız" (Tevbe, 69) ve "Biz de dalanlarla beraber dalardık" (Müddessir, 45) varid olmuştur. Bu ifâdede, (......) kelimesinin nekire getirilmesi hususunda, şu muhtemel İki izah yapılabilir: a) Bu nekirelik, çokluk ifâde etmek içindir. Yani, "Büyük, tam olan bir dâima., içindedirler" demektir. b) Bu kelimenin sonundaki tenvîn, muzâfun ileyh'ten bedeldir. Bu, meselâ, Cenâb-ı Hakk'ın, (Tevbe, 10) ve (Hûd,111) ve (......) ifâdelerindeki tenvinler gibidir. Onların dalmalarının temeli, onların yaptıkları bilinen hususlardır. O halde, ifâdesi, kendinden önce geçen "yalanlayanlar" ifâdesini, başkalarından ayırdedecek bir nitelik değildir. Bu, sırf zem için getirilmiş olan bir vasıf olup, tıpkı senin, "Racîm olan şeytandan sığınırım.." deyip de, buradaki "racîm" sıfatıyla bu şeytanı "racîm" olmayan şeytandan ayırdetmeyi kasdetmeyişin gibidir. Ama senin "Âtim adama ikram ediyorum.." demen böyle değildir. O halde, şeytanı "racîm" olarak tavsif etmek, onu tanıtmak için değil de, onu kınamak ve zemmetmek içindir. Medh konusunda da sen, meselâ, "Yaratan Allah; büyük Allah.." gibi ifâdeler kullanırsın.. Bu ifâdelerdeki sıfatlar, sırf medh için getirilmiş sıfatlar olup, Allah'ı, yaratmayan İlâhtan veyahutta büyük olmayan ilâhtan ayırdetmek ve seçmek için değildir. Çünkü, Allah tek'tir, başkası yoktur. Cehenneme İtilenler |
﴾ 12 ﴿