13"O gün, onlar, cehennem ateşine itilip kakılırlar..". Bu ayette ilgili, lafzi ve manevî olmak özere, birkaç bahis vardır: Lafzî olanına gelince, bu hususta birkaç mesele vardır: Birinci Mesele Bu ayetin başındaki (......) kelimesi ne ile mansûb olmuştur? Biz diyoruz ki: Görünen odur ki, bu kelime, hemen kendisinden sonra gelen ifâde ile mansub olup, bunun delili, Bu ateş (Tûr, 14) ifadesidir. Takdiri de, "Onlar, itilip kakıldıkları gün, onlara, "İste bu, kendisini yalanlayageldiğiniz ateştir", denilir, (......) şeklindedir. Bu husustaki muhtemel bir izah da şudur: Bu ayetin başındaki (......) kelimesi, (Tur, 11) kelimesindeki den bedel olup, takdiri, "O yalanlayanların cehenneme itilip kakıldıkları günde, işte o günde, yalanlayanların vay haline..." şeklindedir. Bu böyledir, zira ifâdesinin manası, "Azabın tahakkuk ettiği gün..." şeklindedir o günde, yalanlayıcılırn cehenneme itilip kakıldıkları gündür. İkinci Mesele (......) ifâdesi, cehennem ateşinin çok müthiş ve dehşetli olduğuna delâlet eder. Çünkü cehennem bekçileri oraya yaklaşamaztar; cehennemlikleri cehenneme uzaktan iterler, onları oraya atarlar, ama kendileri oraya yaklaşamazlar. Üçüncü Mesele (......) kelimesi, mef'ûl-i mutlak olan bir masdardır. Ben, masdarların zikrediliş hikmetlerinden bahsetmiştim. Bu da, buradaki bu İtmenin, kayda değer, önemli bir itme olduğunu bildirmektir. İşte bundan dolayı (......) denilir, fakat meselâ, (......) denilmez. Bu, tıpkı bir kimsenin, hafifçe dövüldüğünü ve önemsiz olduğunu belirtmek için "Bu bir dövme değil ki?" demesi gibidir, "Hakîr kılıcı düşman..." denilir, ama masdar olmadığı için Bu, düşman değil" ifadesi kullanılmaz. Yine, denilir de denilmez. Bu ancak, bu ifâdeyi (......) şeklinde okuyanlara göre söylenebilir. Çünkü bu durumda (......) kelimesi hal olarak mansûb olup, takdiri, onlara "ona davet edilmişler olarak, o ateşe geliniz...." şeklinde olur. Manevi olanına gelince, biz diyoruz ki, Cenâb-ı Hakk'ın, "O gün, onlar, cehennem ateşine itilip kakılırlar.." ifâdesi, o cehennem görevlilerinin, kendileri o cehennemden uzak oldukları halde, cehennemlikleri oraya attıklarına delâlet eder. Halbuki, Cenâb-ı Hak, (bir başka ayetinde), "O gün onlar yüzleri üstü ateşte sürüklenirler..."(Kamer, 48) buyurmuştur. Biz deriz ki, buna şu birkaç açıdan cevâp verebiliriz: a) Melekler o cehennemlikleri, cehenneme sürüklerler... Sonra onlar, o husuf ateşe, cehennem ateşine yaklaştıklarında, onlar onları, o cehenneme uzaktan atarlar. Böylece, yüz üstü olma işi, ateşin içinde söz konusu olur. Çünkü ateşin içinde kendini müdafaa zor, daha çetindir. Bunun böyle olduğunun delili de, "... onlar sıcak suyun içinde sürüklenecekler, sonra ateşte yakılacaklar..." (Mü'min, 71-72) ayetidir. Yani, onların yüz üstü olmaları cehennemin kaynar suyundan olacak, onların cehenneme sokuluşları ise daha sonra meydana gelecektir. b) Onların işlerini her zaman bir meleğin üstlenmiş olması mümkündür. Binâenaleyh, onları, ateşe bir melek iterek atarken, bir başkası da, yüzü koyun atmış olabilir. c) Yüzüstü sürükleyen cehennemin dışında olduğu halde, bu yüzüstü sürüklemenin zincirlerle olması, böylece de onların cehennem ateşine yüzükoyun atılmış olmaları da mümkündür. d) Meleklerin, hor ve hakîr kılmak ve hafife almak için o cehennemlikleri cehenneme atmış olmaları; daha sonra, onlarla birlikte ateşin içine girip de, onları orada yüzüstü sürüklemiş olmaları da muhtemeldir. |
﴾ 13 ﴿