16

"Girin oraya! İster dayanın ister dayanmayın, sizce hepsi de birdir. Siz ancak, yapageldiklerinizin cezasına çarpılıyorsunuz..".

Bu, "Mademki siz, artık bunu inkâr edemediniz, ne bunun bir sihir olduğu ne de gözlerinizde bir arıza bulunduğu, (yani olmadığı) tahakkuk edince, o halde girin o cehenneme, o ateşe.." demektir. Cenâb-ı Hakk'ın, "ister dayanın ister dayanmayın" ifâdesinde, şöyle İki fayda bulunmaktadır:

a) Kurtuluşun olmayacağını ve kaçışın bulunmayacağını beyân.. Çünkü, sabretmeyen kimse, o şeyi, kendi nefsinden, ya azâb edeni bertaraf edip ona mani olması suretiyle, yahutta ona gazâb edip, kızarak onu öldürüp de, böylece de kurtulmuş olması suretiyle, onu kendinden uzaklaştırabilir. Halbuki, bunlardan hiçbiri, âhiret azabı konusunda bir yarar sağlayamazlar. Zira, azâb edene galip gelemeyen, böylece onu savuşturamayan ve, derken onu yok etmek suretiyle ondan kurtulamayan kimsenin işi bitirilemez, böylece de o kimse ölmek suretiyle de (kurtulamaz). O halde, sabretmek, âdeta sabretmemek gibidir Zira sabreden de o azâbta olacak, sabretmeyen de..

b) Ahiret azabının dünya azabından farklı olduğunu beyân.. Çünkü, dünyada bir cezaya duçar olmuş olan bir kimse, eğer sabrederse, ya âhirette mükâfaat alması, yahutta dünyada bu yüzden medhedilmesi ve, hakkında, "Ne cesur insani Kalbi de ne de kuvvetli adam!" denilmesi süratiyle.. sabrından yararlanmış olabilir. Ama bu kimse, sabırsızlık gösterip feryâd ü figanı basarsa, "Çocuklar ve kadınlar gibi çığlık atıp sabırsızlık ediyor!" denilir. Ahiretteki sabra karşı İse, ne medh u sena ne de mükâfaat söz konusudur. "Sizce hepsi de birdir" ifâdesine gelince, (......) kelimesi haber, mübtedâsı ise, "ister dayanın, ister dayanmayın' ifâdesinin delâlet ettiği şey olup, kelâmın takdiri, "Sabretmek de, sabretmemek de eşittir" şeklindedir.

İmdi eğer: "Bu, azabın artmasını ve yapmadığı, fakat kafasına koyduğu şeyler sebebiyle de azaba duçar olmasını gerektirir.." denilirse, biz deriz ki: Burada, şöyle bir incelik vardır: Mü'min, İmanı sebebiyle şöyle bir fayda elde etmiştir: Niyetlenip de yapamadığı güzel şeylerden dolayı mükâfaatlandırılır, niyetlenip de, gerçekleştirmediği kötülükten dolayı ise cezalandırılmaz. Kâfir İse, küfründen dolayı, mü'minin tam tersinedir. Binâenaleyh, niyetlenip de yapamadığı güzel şeylerden dolayı kendisine mükâfaat verilmeyeceği gibi, niyetlenip de yapamadığı kötülüklerden dolayı cezalandırılır ve bu zulüm de değildir. Çünkü Allahü teâlâ, ona bunu haber vermiştir. O da bunu seçip tercih etmiş ve bu işe, kendi iradesiyle girmiştir. Buna göre Cenâb-ı Hak âdeta, "Kim kâfir olur da, küfrü üzere ölürse, ona ben, ebediyyen azâb edeceğim. O halde sakınınız.. Kim de iman ederse, onu ebedî bir mükâfaatla mükâfaatlandıracağım.." demiştir. Binâenaleyh, kim küfür irtikap eder, bu emri duyduktan sonra onu devam ettirirse, şimdi, ceza eden yüce zat, onun tehdit ettiği şeyi gerçekleştirmek için, ona devamlı bir şekilde ceza verirse, cezâlandırırsa, o zaman o zalim olmaz.

Müttakilerin Ödülleri

16 ﴿