23

"Onlara, canlarının çekeceği meyveleri ve etleri bol bol verdik. Orada, birbirleriyle öyle kadeh çekişirler ki, o (içki) de ne bir saçmalama, ne de bir günaha sokma (özelliği) var".

Yani o ehl-i cennete, bol bol yiyecek ve içecek veririz. Yiyecekler, meyve ve et; içecekler de, kapış kapış aldıkları kadehlerdeki şeylerdir. Bu ayetin tefsirinde, bir takım incelikler var:

Bazı İncelikler:

Birinci İncelik: Cenâb-ı Hak, "Biz onların nesillerini kendilerine kattık" (Tür,21) buyurunca. dünyada hükümdarların âdeti olmak üzere, bol bol vereceğini beyan etmiştir. Çünkü hükümdarlar, kölelerinden birisine verecekleri şeyi ziyadesiyle verecekleri zaman, onların ekmek ve katıklarını artırırlar. Allahü teâlâ da, yiyecek türlerinin en üstününü seçmiştir. Bu da, meyve ve ettir. Çünkü bunlar, nimet ve bolluk içerisinde yüzenlerin yiyecekleridir. Hak teâlâ, "canlarının çekeceği" ifadesinde, pek çok güzel sıfatı toplamıştır. Çünkü Allahü teâlâ, eğer, tek bir tür zikretmiş olsaydı, belki de bu tür yiyecek, kimilerince pek sevilmeyen ve arzu edilmeyen birşey olabilirdi. İşte bundan ötürü Cenâb-ı Hak, "Onlara, canlarının çekeceği (...) bol bol verilir" buyurmuştur.

İmdi, eğer; "Arzulamak ve canı çekmek, açlık gibi olup, bunda da bir tür elem ve acı vardır" denilirse, biz deriz ki: Böyle değildir. Aksine "canı çekme" işinde bir lezzet vardır. Allahü teâlâ da kulu, elem duyacağı bir biçimde, arzulanan şey olmaksızın, insanı, arzu etme canı çekme duygusu içinde bırakmaz. Aksine can çekilen şey, arzuyla birlikte mevcuttur. Dünyada İse insan ancak iki şeyden birisi sebebiyle elem duyar: Ya gerçek bir arzu içinde olduğu halde, onun, arzu ettiği şeye ulaşmaktan âciz olması; yahut da, yanında pek çok yiyecek ve içecekler bulunduğu halde, onda arzu ve isteğin tamamen yok olması sebebiyle... Bu sebeblerin ikisi de ahirette yoktur.

Bedenlerin ve Ruhların Zevki

İkinci İncelik: Cenâb-ı Hak, "Amellerinden bir şey de eksiltmedik" (Tûr, 21) buyurup, eksilmenin söz konusu olmadığını belirtince, amellerin mükâfaatının eksiksiz hasıl olacağı anlaşılır. İşte bundan sonra Cenâb-ı Hak, eksiltmenin olmayışı, sadece hakedilenin, müsavi (eşit) bir biçimde verilmesi yoluyla olmayıp, bir başka yol ile de gerçekleşir. Bu da, ilave etmek ve mükâfaatı bol bol vermektir. Buna göre eğer, "Allahü teâlâ, yeme ve içmeden çok bahsetmiştir. Bazı arifler ise şöyle derler: Allah'ın has kullarının, onları yemekten, içmekten ve Allah'tan başka herşeyden alıkoyup, sadece Allah ile oldukları bir meşguliyetleri vardır?!" denilirse, biz deriz ki: Bu mükâfaatlar, amellere karşılıktır. Bundan ötürü, Allahü teâlâ, "İyi amel etmiş oldukları için" (Tûr, 19) ve "Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere..." (Secde. 17) buyurmuştur. Bilmelerinin karşılığına ise şu ayette işaret edilmiştir: "Onlara cennette meyveler ve temenni ettikleri şey vardır: Rabb-i rahimden sözle olan selam vardır" (Yasin, 57) yani, "Hem canların sevinip, neşe duyacakları şeyler; hem de ruhların arzuladıkları Allah'a yakınlık vardır."

Allahü teâlâ "Orada, birbirleriyle öyle kadeh çekişirler ki..." buyurmuştur. Bu, yeme-içme için, bir meclise oturdukları zaman, hükümdarların adeti üzere olan bir durumdur. Onlara, onlar içerken, bir taraftan meyve ve etler getirilir. Ayetteki bu ifade, "Birbirlerinden alıp-verirler" manasındadır. Buradaki fiilin "karşılıklı olarak birbirinden kapmak, kapışmak, çekip almak" manasında olduğu da söylenebilir. O zaman onların bu çekiştirmeleri, kavga ve döğüşteki çekişme türünden olmayıp, oyun ve eğlence türünden olur. Bunda da bir tür lezzet vardır. Bu da, dünyadaki içki sofralarının halinin bir anlatımıdır. Çünkü dünyadaki bu kimseler, çok içmekle övünüyorlar, ama çok yemekle övünmüyorlar. Bu sebeple, onlardan birisi içtiğinde, diğerinin de, kendisi kadar içmesini gerekli görürken; bu sofra arkadaşının yediği kadar yemesini gerekli görmüyor.

Cennet İçkisi

Ayetteki "Onda ne bir saçmalama, ne de bir günaha sokma (özelliği) var" ifadesine gelince, buradaki "onda" zamirinin, cennete râcî olduğunu söylesek de, kadehe (o içkiye) râcî olduğunu söylesek de birdir. Binâenaleyh bu ikisinin zikredilmiş olması, içmenin daha önce zikredilmiş olması ve onun dünyadaki hal üzere anlatılması sebebiyledir. Böylece Hak teâlâ, " Ahiretteki içmede, dünyadaki içmede olan mahzurlar olmadığını bildirmektedir. Zira dünya sarhoşluğundaki saçmalama, aklın baştan gitmesi, günah ise şehvet ve öfkenin ayaklanması sebebiyle olur. Cennette ise bu durumlar yoktur. Burada bir üçüncü izah şekli de şöyle denilmesidir: Ahiret içkisi, dünya içkisinin dokunduğu gibi dokunmaz, bu sebeple de o, günaha sürüklenmez, yani bir günaha nisbet edilmez.

Bir dördüncü izah şekli daha vardır ki: Bu da, "te'sîm" ile anlatılmak istenen şeyin "sarhoşluk" olmasıdır. O zaman bu ifadede güzel bir tertib bulunmuş olur. Çünkü insanlardan kimi sarhoş olur. Ama aklı yerinde olur ve sağa-sola saldırgan olmaz. Bu sebeble de sakin durur, uyur; başkasına eziyet vermez, kendisi eziyet görmez; saçmalamaz, sacmalayana da kulak vermez. Bazı içki içenler ise, sağa-sola saldırır, onunla-bununla döğüşür. İşte bundan ötürü Cenâb-ı Hak, "O içkide, ne bir saçmalama, ne de bir günaha sokma vardır" buyurur.

Refakatlerindeki Çocuklar

23 ﴿