31"Sen, hemen öğüt vermekte devam et. Çünkü 'sen Rabbinin nimeti sayesinde, ne bir kâhin, ne de bir mecnunsun. Yoksa, "O, bir şair. Biz onun, zamanın felaketli hadiselerine (çarpılmasını) gözlüyoruz mu diyorlar? De ki: "Bekleyin. Çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim". Bu ayetin, kendinden önceki ile olan münasebeti açıktır. Çünkü Allahü teâlâ, varlık aleminde, Allah'dan korkan ve çoluk-cocuğu hakkında bir endişe içinde olan kimselerin olduğunu beyan etmişti. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, "Tehdidinden korkana, Kur'ân ile öğüt ver" (Kâf. 45) ayetiyle, Allah'dan korkana öğüt vermekle emrolunmuştur. Sırf Rasûl'ün işi ise sadece emrolunduğu şeyi, yerine getirmesidir. Bu ayetlerle ilgili birkaç mesele var: Birinci Mesele Bu mesele, (......) in başındaki "fâ" edatıyla ilgilidir. Bu ifadenin, kendinden önceki ayetle olan münasebeti biraz önce anlaşıldı. Binâenaleyh bu ayetlerin, fâ-i takibiyye ile başlatılması güzel ve yerinde bir iştir. İkinci Mesele (......) ifâdesindeki "fâ"nın manası da.böylece anlaşılmış olup, bu, "Sen bir kâhin değilsin. Binâenaleyh değiştirme ve onların hevâ-u heveslerine uyma. Çünkü bu, yalancı ve iftiracıların yoludur. Binâenaleyh sen, hatırlat, vaz-u nasihat et, çünkü sen müzevvir (yalancı) değilsin. İşte hatırlatmanın sebebi budur. Üçüncü Mesele Ayetteki "Biz onun, zamanın felaketli hadiselerine (çarpılmasını) gözetliyoruz" ifadesinin, "Yoksa "O bir şâir" mi diyorlar" ifadesindeki "şâir" ile alakası nedir? Deriz ki: Bu hususta şu iki izah yapılabilir: a) Araplar, şâirlere eziyet etmekten, onlar hakkında ileri geri konuşmaktan sakınıyorlar, bu hususta dillerini tutuyorlardı. Çünkü şiir, onlarca ezberlenir ve tedvin edilir (toplanırdı) ve onlar, "Biz şimdilik onunla çekişemeyiz. Çünkü onun, şiirin kuvvetiyle bize galib gelmesinden korkuyoruz. Bizim yolumuz, sabretmek ve onun ölümünü beklemektir" demek istemişlerdir. b) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Hak, Allah'ın dinidir. Getirdiğim şeriat sonsuza kadar sürüp gidecektir. Kitabım kıyamete kadar okunacak" diyordu. Bunun üzerine de onlar, "Hiç de böyle değil. O bir şâirdir. Onun, ilahlarımız hakkında söylediği şeyler, bir şiirdir. Onun bir yardımcısı ve destekçisi yoktur. İlahlarımızdan ona, bela ve helak ulaşacaktır. Dolayısıyla onun için bunu bekleyelim" diyorlardı. Reybe'l-Menûn "Raybe'l-Menûn", ne demektir? Deriz ki: "Menûn", ölüm manasınadır, "Menn" kökünden, fe'ûl vezninde bir kelimedir. "Menn" de "kesmek" demektir. Ölüm de, lisanı hayattan kesen birşeydir. İşte bundan ötürü, "menûn" adını almıştır" denildiği gibi, "Menûn, zaman manasınadır, "Rab"i de, "zamanın belaları" demektir" de denilmiştir. Buna göre, ayetteki, "gözlüyoruz" ifadesiyle ilgili olarak, şu izah da muhtemeldir: Bu "Muhammed (hâşâ) bir şâir olduğuna göre, zamanın belaları, onun zihnini zayıflatır; onda zayıflık ve gevşeklik meydana getirir. Böylece herkes, onun halinin sahteliğini ve şiirinin kesâdını anlar" demektir. Beşinci Mesele Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e emretmek,, emredilen şeyin yapılmasını gerektirdiği, en azından bunun mümkün olduğunu ifade ettiği halde, Cenâb-ı Hak niçin, "De ki: Bekleyin! buyurmuştur. Halbuki böyle bir bekleyiş haramdır? (denilirse), biz deriz ki: Bu gerçek bir emir değil, bir tehdid olup, "Bunu bekleyin, çünkü biz de sizin helakinizi bekliyoruz" manasındadır. Bu tıpkı öfkeli bir efendinin kölesine, "istediğini yap. Ben senin yaptıklarından habersiz değilim!" demesine benzer. Bu, o işin, kendisine basit ve kolay olduğunu ifade eden bir emir olur. Bu yine tıpkı, birisinin, kendisini, başka bir adamla tehdit edip, "Seni Zeyd'e şikayet edeceğim" diyen birisine, "Şikâyetini yap" yani, "Bu, beni üzmez, korkutmaz" demesi gibidir. Burada şöyle bir incelik de var: Eğer bu kimse, "Aman beni şikâyet etme" deseydi, bu, onun korktuğunun delili olurdu ve böyle söylemesi ise korkuya ters düşerdi. Dolayısıyla o, hem lafız, hem de mana bakımından tam bir cevab vermiştir. Buna göre, "Eğer bu böyle olsaydı, Cenâb-ı Hak, "İster sabredin, ister sabretmeyin" rrûr, 16) buyurduğu gibi, "İster bekleyin (gözleyin), ister gözlemeyin" derdi" denilirse, biz deriz ki: Durum böyle değildir. Çünkü bir kimse, bahsettiğimiz misalde, eğer, "İster beni şikâyet et, ister şikâyet etme" demiş olsaydı, bu da, onun, o kişiden korkmadığını ifade ederdi ama, "şikâyet et" deyince, bu kimse onda korkunun zerresinin olmadığına delâlet eder ve böylece sanki, "Buna hiç aldırmıyorum. Bunu sen düşünüyorsun. O halde, inandığının aksinin olduğunu anlamam için, haydi yap yapacağım" demiş olur. Kâfirlerin Akıbeti Ayetteki, "Çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" ifadesiyle ilgili şu izahlar yapılabilir: 1) Bu, "Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim. Ama ben, sizin helâlinizi bekliyorum" demektir. O kâfirler, Bedir günü ve diğer (savaş) günlerinde helak edilmişlerdir. Bu ekseri alimlerin izahıdır. Burada bizim söyleyeceğimiz ise şudur: Bu ifadeyle ilgili, bir takım izahlar yapılabilir ve açıklaması şöyledir: "Ayetteki, "Biz onun için, raybe'l-menûnu bekliyoruz" cümlesindeki "menûn" ile, eğer ölüm kastedilmiş ise, "Ben de.sizinle beraber bekleyenlerdenim" ifadesi, "Ben de ölümden korkuyorum. Onu ne kendim, ne başkası için istemem. Çünkü ben, öteye ne gönderdiğimi (ahiret için neler yaptığımı) bilmiyorum. Ben ancak bir uyarıcıyım ve Rabbimin dediği gibi, "Eğer (O peygamber) ölür veya öldürülürse, gerisin geri mi döneceksiniz" (Al-i imran, 144) diyorum. O halde siz benim ölümümü bekleyin, ben de bekliyorum. Ama bu sizi sevindirmeyecek. Çünkü benden sonra, beklediğinizi elde edemeyeceksiniz" demektir. Bunun, şu manada olduğu da ileri sürülmüştür: "Ölümümü bekleyiniz. Ben de sizin azab ile ölümünüzü beklemekteyim." Eğer, "raybe'l-menûn" ile, zamanın belalarının sökün etmesinin kastedildiğini söylersek, bu, "Zamanın akışının etkisini kabul etmemek olur. Buna göre, sanki Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Ben de sizinle beraber onları gözleyenlerdenim. Böylece, sizin, helak edici olduğunu zannettiğiniz o zamanın ne getireceğini ve o gelenden bana ne isabet edeceğini pek iyi göreceğiz" demiş olur. Bu iki takdire göre de, diyoruz ki, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de onların beklediği şeyi beklemiştir. Fakat birinci takdirde, o şeyi (ölümü) meydana geleceğine inanarak beklemiştir; ikincisinde ise, o şeyin birtesirinin olmadığına inanarak ve bunu bilerek, onu beklemiştir. Bu tıpkı, olması beklenilen şeyin, olmayacağına inanarak, "Ben de falancanın beklediğini bekliyorum ki ne olduğunu göreyim" denilmesi tarzında bir ifadedir. Bu bökedir. Zira "Ben de sizinle beraber gözleyenlerdenim" cümlesinde mef'ûlün (reybe'l-menûn gözlenen şeyin ne olduğunun) -ayette zikrolunması sebebiyle terkedilmiş olması, mezkûr olmayan bir şeyin yani "azab"ı kastederek terkedilmesinden daha münasiptir. 2) Bu, "ben de zamanın tasarruflarını bekliyorum. Böylece onun bir tesirinin olmadığı anlaşılacak" demektir. Binâenaleyh Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu iki izaha göre, onların başına bir belanın gelmesini gözlememiştir. Ama buna göre, onlardan sonra kendisinin bekasını ve davasının yükselmesini gözetlemekte-beklemektedir. Tercih ettiğimiz bu izahlara göre, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), onların başına birşey gelmesini beklememiş ve "Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" demiştir. Akılları mı Böyle Tavsiye Ediyor? |
﴾ 31 ﴿