32

"Yoksa bunu, kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgınlar güruhu mudur?".

Buradaki (......) edatı da, bahsettiğimiz gibi, em-i muttasıla olup, "Onlara bir öğüt mü indi yoksa akılları mı bunu onlara emrediyor?" demektir. Çünkü herşey, ya nakil yoluyla tesbit edilir, ya da akılla... Bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "Naklî bir şey mi var, yoksa onların akıllan mı bu söylediklerini söylemelerini emretmiştir. Yoksa onlar aldanmış ve azgın bir toplum mudurlar ki hakkında ne naklî, ne de aklî bir delil bulunmayan bir şeyi söylüyorlar" demek istemiştir

"Tuğyan", günah işleyip, sınırı aşmak demektir. Zahiren kötü olan herşey, tuğyandır. Nitekim Hak teâlâ, "Su tuğyan edince (yükselince), biz onları gemiye yükledik" (Haka, 11) buyurmuştur.

Bu ayetle ilgili birkaç mesele var:

Birinci Mesele

Ayetten, bahsettiğin şeyler kastedildiğine göre, daha niçin, ayetin başı mahzuftur? Deriz ki: Onların söyledikleri şeyin, yokluğu malum olan bir nakle isnâd edilmiş olması inkâr edilemez. Fakat onun bir aklî delile isnâd edilmesine gelince bu, onların bunun ma'kûl olduğunu iddia edişlerinden ötürüdür. Onların tuğyan güruhu olmaları ise, gerçektir. Dolayısıyla Allahü teâlâ, onların iddia ettiklerini özellikle ifade etmiş ve böyle buyurmuştur. Binâenaleyh onlar, "Biz aklımıza uyup, böyle söylüyoruz" derken, Allahü teâlâ, "Hayır, aksine onlar azgın bir topluluktur" demiş, hakkında ihtilaf bulunan iki hususu zikretmiştir.

Aklın Önemi

Ayetteki, "Akılları mı emrediyor" ifadesi, akla uygun olmayan şeylerin söylenilmemesi gerektiğine bir işarettir. Aklen gerekli olan şeyin ise, söylenilmesi gerekir. Binâenaleyh aklen vâcib olan herşey, emredilmiş olur mu?

Üçüncü Mesele

"Âlâm" ne demektir? Deriz ki: Bu, "hilm"in çoğuludur ve hilm, akıl demektir. Akıl ve hilm, mana bakımından aynı bandandırlar. Çünkü akıl, insanı bağlar, zapteder. Böylece kişi, olduğu yerden hareket edemeyen, bağlanmış bir deve gibi olur. "Hulm" de, hilm kökünden olup, kişinin vakar ve sebatının sebebidir. Aynen bunun gibi, akıllara, "menetmek" manasindaki "nehy" masdarından olarak, "nühâ" denilmiştir.

Burada şöyle bir incelik var: Hulm, Arapça'da, lügaten, uyuyan bir insanın bir rüya görüp de, ihtilam olmasını, dolayısıyla gusletmesini gerektiren şeydir ki bu, kişinin buluğa erişinin sebebidir ve o esnadan itibaren, insan mükellef olur. Allahü teâlâ, hikmetinin inceliklerinden olmak üzere, şehveti akla bağlamıştır. Şehvet ortaya çıktığında, aklın kemâle erdiği anlaşılır. Böylece Cenâb-ı Hak, kendisine bağladığı şeye, yani ihtilam olmaya işaretle akla işaret etmiştir ki, böylece o peygamberin, aklı mükemmel bir nezir (uyarıcı) olduğu anlaşılsın diye. Yoksa bu, insanın şirkten ve cehenneme girmeye adım atmaktan sakınmasına vesile olan akla işaret değildir. Buna göre burada, biraz önce bahsettiğimiz, "insanın her ma'kul geleni söylemesi gerekmediğine, aksine ancak, mükellefiye uygun düşecek ve onu doğrulayacak sakin, vakur ve asîl aklın emrettiği şeyi söylemesi gerektiğini" hakikatini te'kîd vardır.

Dördüncü Mesele

Ayetteki, (bu) ifadesi neye işarettir? Deriz ki: Bu hususta şu izahlar yapılabilir:

1) Bu, kapalı bir hususa işaret olup, "onlardan söz ve fiil olarak meydana gelen şeyi akılları mı emrediyor?" demektir. Çünkü onlar, putlara ve heykellere ibadet ediyor ve bu saçma-sapan sözleri söylüyorlardı.

2) Bu, o kâfirlerin, "o bir kâhin; o, bir şâir; o bir mecnun" gibi sözlerine işarettir.

3) Bu, o "beklemeye bir işarettir. Çünkü onlar, "Biz ... bekliyoruz (gözlüyoruz)" deyince, Allahü teâlâ, "Helaklerini beklemeyi, onlara akılları mı emrediyor. Çünkü peygamberlerinin helakini bekleyen her fert, mutlaka helak olur" demiştir.

Beşinci Mesele

Ayetin başındaki "hatta" manasına gelebilir mi? Diyoruz ki: Evet ve bunun manası, "Onlar, söz ile, "O bir şâirdir" diyorlar. Hatta onun, böyle olduğuna akılları ile de İnanıyorlar. Onların akıllarına bu yatıyor" şeklindedir. Yani, bu onlardan, akılları devrede olmaksızın sudur etmiş bir söz değildir. Aksine onlar, onun bir kâhin ve mecnun olduğuna kesinkes inanıyorlar. Bunun böyle olduğunun delili, şeklindeki kıraattir. Fakat burada edatı açıktır, ifadesinde edatının manasına gelmesi ise kapalıdır.

Kur'ân'ın Resulün Sözü Olduğu Saçması

32 ﴿