35"Yoksa onlar, bir Halik olmaksızın mı yaratıldılar? Yahut, yaratıcıları kendileri midir?. Buradaki edatının, manasında olmadığında ihtilâf yoktur. Ne var ki, müfessirlerin ekserisi, bununla, bu ayetin başında bulunan (bulunması gerekli) olan istifhamın kastedildiği kanaatindedirler. Bu istifham da, ya hemzedir, yahutta 'dir. Buna göre Cenâb-ı Hak adeta, demiş olur. Bunun, sözün arasında gelen, istifham için getirilmiş olduğu; takdirinin de, "Onlar yaratılmadılar mı? Yoksa onlar, bir Halıksız olarak mı yaratıldılar? Yoksa, yaratıcıları kendileri midirler?" şeklinde olduğu da söylenebilir. Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır: Önceki Kısımla Münasebet Bu ayetin mukabili ile münasebeti nedir? Biz deriz ki, onlar Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i yalanlayıp, onun kâhin, mecnûn ve şâir olduğunu söyleyip, Allah da peygamberini bütün bunlardan aklayınca, onların yalanlarını boşa çıkarmak için, Peygamberinin doğruluğuna dair delili getirmiş ve bu işe ilk önce onların kendi nefislerinden başlamıştır. Buna göre Cenâb-ı Hak adetâ, "Kendilerinde, (nefislerinde), onun doğru olduğunun delili bulunurken, onlar daha nasıl onu yalanlıyorlar?" demek istemiştir. Çünkü, Cenâb-ı Hakk'ın sözü üç şey, yani kendisinin birliği (tevhîd), haşir ve risâlet (peygamberlik) müessesi hakkındadır. Binâenaleyh, onların nefislerinde o peygamberin doğruluğunun anlaşılacağı şey bulunmaktadır. Ki, bunun izahı şudur: Onlar, yaratılmış varlıklardır. Beyân ettiğimiz veçhile, her şeyde O'nun birliğine delâlet eden, bir delil vardır. Bu ise, tevhid delilidir. Biz bunun nasıl izah edileceğini, defalarca beyân ettik, bunu tekrarlamıyoruz.. Haşre gelince, ilk yaratma işi, dirilişin imkânının delilidir. Bu söylediklerimizin delili de, Allahü teâlâ'nın, bu istifhamları, "Yoksa onların, Allah 'tan başka ilahları mı vardır? Allah onların şirk koşmalarından münezzehtir" (Tûr, 43) ifadesiyle bitirmesidir. İkinci Mesele Durum, bahsettiğin şekilde olduğuna göre, daha niçin, "yaratılmadılar mı?" ifadesi hazfedilmiştir?!" denilirse, biz deriz ki: Bunun imkânsız olduğu, bu ifâde varken, buna muhalefet etmenin izahının yapılamayacağı bir biçimde olmasından dolayıdır. Buna göre şayet, "o halde, daha niçin Cenâb-ı Hak ayetin başına "yaratılmadılar mı?" ifâdesini getirmemiş de, aksine, "Yoksa onlar, bir Hâlıksız olarak mı yaratıldılar?" demiştir" denilirse, biz deriz ki: Onların yaratılmamış olmadıklarının açık ve malûm olmasından dolayıdır bu. (yani, onların yaratılmış olduğu açık seçiktir). Mezkûr olan ifâde de, bu işin bâtıl ve imkânsızz oluşunun açık ve seçik olması bakımından, zikredilmemiş olan yakındır. Buna göre şayet, ifâdesinin de batıl olduğu açıktır. Zira onlar, hem kendilerini topraktan, sudan ve nutfeden yaratıldıklarını bilmektedirler" denilirse biz deriz ki: Batıl olma açısından birinci şık açıktır. Çünkü, onların yaratılmamış olduklarını iddia eden kimse zarurî, zorunlu olanı inkâr etmiş olur ki, bunu inkâr eden, pek kesin bir şeyi inkâr etmiş olur. (......) Ne Demettir? (......) ifâdesi ile ne kastedilmiştir? Deriz ki: Bu hususta bir takım izahlar yapılmıştır: Nakle dayanan İzahlar şunlardır: a) "Onlar, yaratıcısız mı yaratılmışlardır?" b) "Onlar, bir şey için değil, boş yere mi yaratılmışlardır?" c) "Onlar, babasız annesiz mi yaratılmışlardır?" Bu ifâdenin manasının, "onlar topraktan yahut sudan yaratılmadılar mı?" şeklinde olması da muhtemel olup, bunun delili, Cenâb-ı Hakk'ın, "Biz sizi hakîr bir sudan yaratmadık mı?" (Murselât, 20) ifadesidir. İkinci istifhamın olumsuzluk değil, aksine müsbet anlamda olduğu da söylenebilir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Sizler mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz?" (Vakıa, 59); "Sizler mi onu ekiyorsunuz, yoksa ekiciler biz miyiz?" (Vakıa,64); "Sizler mi onun ağacını inşâ ettiniz, yoksa inşâ ediciler Biz miyiz?!" (Vakıa, 72) buyurmuştur. Bütün bu istifhamlar, birincisinde olumsuz, ikincisinde olumludur. İşte burada da Cenâb-ı Hak, buyurmuştur ki, bu "İşte bu ikincisi doğrudur" demek olup, bu tıpkı Cenâb-ı Hakk'ın, "İnsanın üzerine uzun devirden öyle bir zaman geldi ki o, ismi sanı anılan bir şey değildi.. "(Dehr, 1) ayetinde olduğu gibidir. İmdi eğer, "Adem topraktan yaratılmışken, bu müsbet mâna nasıl olabilir?" denilirse, biz deriz ki: Toprak, şeysiz yaratılmıştır. Binâenaleyh, insanın yaratılışı hususunda düşünüp, bu tefekkürünü onun yaratılışının başlangıcına vardığında, insanın şeysiz olarak yaratıldığını görürsün. Yahut da şöyle deriz: Bu ifâde ile, "Yoksa onlar, mezkûr veya muteber olan bir şey olmaksızın mı, yani o hakir şey olmaksızın mı, yani o hakir su olmadan mı yaratüıldılar" manası kastedilmiştir. Dördüncü Mesele Ayette bahsedilen bu üç şeyin zikredilmiş olmasının izahı nasıl yapılabilir? Biz deriz ki bu üç şey, her biri vahdâniyyet ve haşr görüşüne mâni olan tertipli ve sıraya konulmuş bir takım sözlerdir. Ki Cenâb-ı Hak bunları sırasıyla sorarak, "Onlar hiç yaratılmadılar mı ki, bundan dolayı, yani îcâd etmenin ve yaratmanın mevcut olmayışından dolayı tevhidi (Benim birliğimi); ilk yaratılış olmadığı için de haşri inkâr ediyorlar!?. Yoksa onlar, şeysiz mi yaratıldılar? Yani, yoksa onlar, kendilerinin bir şey olmadan yaratıldığını, dolayısıyla da "iâde"nin, ikinci kez yaratmanın olmayacağını mı söylüyorlar?" demektir ki, bu tıpkı, Cenâb-ı Hakk'ın, "Yoksa siz, bizim sizi boş yere yaratmış olduğumuzu mu sandınız?!" (Mü'minûn, 115) ayeti gibidir. Bizim, "Bununla kastedilen, "Toprak ve su olmadan mı yaratıldılar?" manasıdır.." şeklindeki görüşümüze gelince, bunun izahı açık olup, bu da şöyledir: Yaratma işi, bir şey'den olmayıp, tam aksine yoktan var etme şeklinde olmuş olsaydı, o zaman o şeyin mahlûk olduğu, bazı ahmak kimselere meçhul katırdı. İşte bundan dolayı bazıları, şöyle demişlerdir: Semâ, tesadüfen yükselmiş ve yaratıcı olmadan meydana gelmiştir. Ama insanın, ilk önce nutfe, sonra " 'alaka", sonra bir çiğnem et parçası, sonra et ve kemik... olmasına gelince, onun bu değişik hallerini görüp müşahede ettikten sonra, onun bu şekilde yaratılmış olduğunu inkâr etmek hiç kimse için mümkün değildir. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak yani, "Onlara, yaratılışlarının şekli kapalı gelecek bir biçimde mi yaratıldılar?" demektir. Ki bu da, "Onlar, başlangıçla kendileri üzerinden bazı haller geçmeksizin, yani onlar o haller içinde önce toprak sonra su, sonra da nutfe olmaksızın, doğrudan doğruya mı yaratıldılar? Hayır, onlar, böyle olmadılar. Tam aksine onlar, bu sayılan şeylerden bir şey idiler ve o şeyden yaratıldılar. Binâenaleyh onlar, "şeysiz" yaratılmadlar ki, vahdâniyyeti inkâr edebilsinler!.." demektir. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak "Sizi analarınızın karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra öbür yaratılışa dönüştürerek yaratıp duruyor" (Zümer, 6) buyurmuştur. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "Biz insanı nutfeden yarattık.. "(Mû'minûn,13) sözünü çokça zikretmiştir. "Biz sizi, hakir bir sudan yaratmadık mı?" (Mürselât, 20) sözü, burada zikredilen bu iki durumu da içine alır.. Çünkü, "sizi... sudan yaratmadık mı?" ifadesinin, yaratma işinin nefyedilmesi ile toplamın nefyedilmiş olmasına delalet etmesi muhtemeldir. Böylece Cenab-ı Hak sanki "Sizler, su bulunmaksızın mı yaratıldınız" demiş olur. Hak teâlâ'nın, "Yoksa onlar bir şeysiz olarak mı yaratıldılar" ifadesi ile, "Yaratıcı olmaksızın mı yaratıldılar" manası kastedilmiştir diyenlerin görüşüne göre, ayette güzel bir tertip (sıra) var. Çünkü yaratıcının olmadığını söylemek, ya âlemin mahluk, dolayısıyla da "mümkin" varlık olmadığını (vâcibû'l-vucûd olduğunu) söylemekle olur, yahut da âlemin mümkin olduğunu, ama muhtaç olmadığını söylemekle olur ve bu durumda, "mümkin varlık", herhangi bir müessir olmadan meydana gelmiş olur ki, her iki ihtimal de imkânsızdır. Ama Cenâb-ı Hakk'ın, "Yahut yaratıcûar kendileri midir?" ifadesi, "mahlûkatı yaratanlar onlar mı? Böylece yaratan kimse, işinin çokluğundan ötürü acze düşer. Çünkü insanın adeti, yaratmadan (iş yapmaktan) ötürü yorulmaktır. Dolayısıyla onlara, "Onlar yaratılmadılar mı?" diye sormak, onların bir ilahı olduğunu isbat etmez. "Yoksa bir şeysiz olarak mı yaratıldılar" da, bundan ötürü, yaratma işi onlara saklı kaldı. Yoksa onlar, yaratıcıyı, kendileri gibi mi kabul edip, O'na acziyyeti nisbet ettiler" demektir. Bu ifadenin bir benzeri de Hak teâlâ'nın, "Ya biz, ilk yaratışta acz mi gösterdik"(Kaf, 15) ayetidir. Bu, haşre nisbetle böyledir. Fakat Cenâb-ı Hakk'ın tevhidine nisbetle, bu ifadeler, onlara bir cevabtır. Çünkü onlar, "Bu işler, farklı şeylerdir. Neticelerin farklı oluşu, müessirlerinin de farklı olduğuna delâlet eder" demişlerdir ve onlar, "O, bütün tanrıları bir tek Tanrı mı yapmış?" (Sad,5) demişlerdir. Bunun üzerine Hak teâlâ, "Yahut, yaratıcıları kendileri midir?" buyurmuştur. Çünkü fırıncı, terzi; terzi de duvar ustası olamaz. Bunlardan herbirini, başka işle meşgul olmaktan alıkoyan bir işi vardır. Gökleri ve Yeri Onlar mı Yarattı? |
﴾ 35 ﴿