38

"Yoksa onlara ait bir merdiven vardı da, onun üstüne çıkıp (göğü mü) dinliyorlar? Öyle ise, dinleyicileri, açık bir burhan getirsin".

Bu ayet de, ilgili delili tamamlayan bir ifadedir. Çünkü hazinedar ve kâtib olmayanlar da, bazan ilgili işe, bekçiden ve kâtibten duymak suretiyle muttali olurlar. İşte bu sebeble Hak teâlâ, "Siz ne bekçi, ne kâtibsiniz ve ne de bunlarla biraraya geldiniz. Çünkü hazinelerimin bekçi ve kâtibleri meleklerdir. Siz onların yanına da çıkamazsınız" buyurmuştur.

Bu ayetle ilgili birkaç mesele var:

Birinci Mesele

Ayetin maksadı, göğe çıkarılmayacağını, tırmanılamayacağını anlatmaktır. Binâenaleyh onların merdivenleri olmadığını söylemekten, onların göğe tırmanmadıkları manası çıkmaz. Öyleyse buna ne şekilde cevap verilir? Deriz ki: Onların merdivenlerinin olmadığını söylemek, tırmanamayacaklarını söylemekten, yani göğü dinleyemeyeceklerini söylemekten daha beliğdir. Ayetin sonu da, bu manaların hepsini kapsamaktadır. Çünkü Hak teâlâ, "Öyle ise dinleyicileri, açık bir burhan getirsin" buyurmuştur.

İkinci Mesele

Merdivenin içinde dinlenilmez, ancak üzerinde dinlenilir. O halde, "O merdivenin içinde (göğü) mü dinliyorlar?" ifadesini nasıl izah edebiliriz? Buna şu iki şekilde cevap veririz:

a) Zemahşerî'nin söylediğine göre bu ifade, "O merdivenden çıkarak" takdirindedir.

b) Vahidî'nin belirttiğine göre buradaki "fî" harf-i cerri, (üzerinde) manasındadır. Nitekim "Sizi, hurma dallarına asacağım"(Tahâ, 71) ayetindeki edatı manasındadır. Her iki izahta da, bir takdir ve tebdil söz konusu olduğu için, bunlar zayıftır.

Dinleme Konusu?

Niçin, "dinliyorlar" fiilinin mef'ûlü (yani dinlenilen şey) zikredilmemiştir ve bu mef'ûl nedir? Deriz ki: Bu hususta şu izahlar yapılmıştır:

a) Dinlenilmek istenen şey, vahiydir. Buna göre mana, "O kâfirlerin, üzerine tırmanıp, vahyi dinleyecekleri bir merdivenleri mi var?" şeklinde olur.

b) Bu. "Onlar, "O bir şâirdir. Allah'ın ortakları var. Haşr olmayacak" gibi sözleri mi bu merdivene çıkıp dinlediler duydular" demektir.

c) Bu ifadede mef'ûl direkt olarak terkedilmiştir. Allahü teâlâ sanki, "Onların göğü dinleme güçleri mi var ki, O (Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in) peygamber olmadığını ve sözünün, Allah'dan olmadığını bilebiliyor" demek istemiştir.

Dördüncü Mesele

Cenâb-ı Hak buyurmuş "Onun Kur'ân'ın benzen bir söz getirsinler" (Tur, 34) dediği gibi, "Getirsinler" dememiştir (niçin)? Deriz ki: Allahü teâlâ, onlardan, doğru olmaları farzedilmesi halinde, daha basit birşeyi yapmalarını istemiştir. Böylece onların, Kur'ân'ın bir benzerini yapmak için biraraya gelmeleri, görüşlerinin bâtıl olduğuna daha fazla delâlet eder. İşte bu sebeble Allahü teâlâ orada, "Onun benzeri bir söz getirsinler" (Tur, 34) demiştir ki bu, "Bu hususta biraraya gelin, birbirinize destek olun ve onun benzeri birşey yapın (söyleyin). Çünkü bu iş, birlikte yapıldığında daha basit ve kolay olur. Ama hep birden bir merdivene çıkmak imkânsızdır. Çünkü merdivene teker teker çıkılır ve en üst noktada sadece bir kişi bulunur" demektir. İşte bu sebeble Cenâb-ı Hak, (müfred olarak) "Dinleyicileri... getirsin" demiştir ki bu, "Merdivenin o en üstünde olan tek kişi, duyduğu şeyi getirsin, söylesin" demektir.

Beşinci Mesele

Ayetteki, "sultan-ı mübîn" (açık bir burhan) tabirinden maksad nedir? Deriz ki: Bu, şöyle bir inceliğe işarettir: Eğer Allahü teâlâ onlardan duydukları şeyi istemiş ve onlara, "Haydi duyanları, duyduğunuzu getirip söyleyin" denildiğinde, birisi, "Falan falan şeyleri deyip, uydurduğu şeyleri söyleyebilirdi. İşte bundan dolayı Hak teâlâ, "Hayır, aksine bunda gerekli olan, bunu söyleyenin, söylediği şeyin gökten duyulduğuna dâir delil getirmesidir" demiştir.

Kız Allah'ın, Oğul Sizin Mi?

38 ﴿