40"Yoksa sen onlardan (peygamberlikten dolayı) bir ücret istiyorsun da, bundan dolayı onlar, ağır bir borç yükü altına mı girmişler?". Bu ayetin, kendinden öncekilerle münasebetinin izahı da şöyle yapılır: Müşrikler, şeriatı (dinî hükümleri) bir kenara atıp, aklen doğru sandıklan şeylere uyup, yokluktan sonra var olana, "mevlûd" (doğmuş-üremiş), bunları yoktan var edene de, "vâlid" adını verince, bu sebeble ve müşrik olmaları sebebiyle kâfir olmuşlardır. İşte bu sebeple, Hak teâlâ onlara, "Sizi, şeriatı bir tarafa atmaya, peygambere uymamaya sevkeden şey nedir? Bu, o peygamberin sizden herhangi bir ücret istemesinden ötürü müdür?" demek istemiş, onların buna "evet" demeleri mümkün olmayınca, geriye onların ancak "Hayır" cevabını vermeleri kalmıştır. Binâenaleyh biz de onlara diyoruz ki: Sizin söylediğiniz gibi bir mana olmasa dahi, iftira etmenizi caiz gören ve lafız bakımından Allah'ın makamını hafife almayı gerektiren felsefecilerin sözüne nasıl uyuyor ve mana bakımından adaleti (uygunluğu), lafız bakımından iyiliği ve güzelliği size emreden ve size "Açık ve vazıh manalara (gerçeklere) tâbi olun. Eğiten ve terbiye eden güzel kelimeler kullanın" diyen zata tabî olmuyorsunuz?" buyurmuştur ki bu son derece güzel bir açıklamadır. Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır: Ücret Neden Resule Nisbet Edildi? "Yoksa onlar (...) mı diyorlar?"(Tûr,33) ve "Yoksa onlar, bir tuzak kurmak mı istiyorlar" (Tür, 42) vb. ayetlerinde olduğu gibi, niçin, "Yoksa onlar bir ücret mi istiyorlar?" buyurulmamış da, isteme işi Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e nisbet edilerek, "Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun..." buyurulmuştur, bunun faydası nedir? Biz deriz ki: Bunda iki fayda bulunmaktadır: Birinci Fayda: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kalbini teselli etmek. Bu böyledir, çünkü onlar Kur'ân'ı dinlemekten imtina edip tabî olmaktan yüz çevirince, bu durum Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e ağır geldi. Bunun üzerine de Rabbi ona, "Sen, üzerine düşeni yaptın. O halde, iman etmediler diye, canın sıkılmasın.. Sen, kınanacak değilsin.. Sen ancak, eğer onlardan bir ücret talep etmiş olsaydın, kınanırdın.. Peki, sen onlardan bunu istedin de mi, bu onlara ağır geldi?!. Hayır, o halde senin hiçbir kabahatin yok.." dedi. İkinci Fayda: Şayet "Yoksa onlar... istiyorlar mı?" buyurulmuş olsaydı, o zaman, ücretin mutlak olarak nefyedilmesi, (istenmemiş olduğu) gerekirdi ki, bu böyle değildir. Çünkü onlar hem şirk koşuyorlar, hem de onlardan, liderleri tarafından bir ücret talep ediliyor.. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gelince, Cenâb-ı Hak ona, "Sen onlardan bir ücret istemiyorsun, buna rağmen onlar sana uymuyorlar. Senden başkaları ise onlardan ücret talep ediyor ve onlar da bu talebe muhatap oluyorlar, buna rağmen yine de onlara tabî oluyorlar. Bu ise sapıklığın zirvesidir.." demiştir. İkinci Mesele Eğer bir kimse, edatının, ancak ya hakiki olarak ya da takdiren ifâdenin ortasında gelmesini açıklaman gerekir.. O halde, burdaki hangi durumdur?" dese, biz deriz ki: Burada Cenâb-ı Hak sanki, "Sen onlara, sırf Allah rızası için mi hidâyet gösteriyorsun, yoksa buna mukabil onlardan bir ücret mi talep ediyorsun?" buyurmuştur. Bu durumda, birinci kısmın terkolunması, yadırgama ve nefyin onun hakkında vâkî olmaması sebebiyledir. Bu tıpkı, "Yoksa Allah'ın kızları mı var?"(Tur,39) ayetinde olduğu gibidir. Çünkü kelâmın takdiri "O, bu mudur, yoksa O'nun kızları mı vardır?" şeklindedir. Ancak birinci kısmın zikredilmeyişi, birinci kısım hakkında Allah tarafından bir yadırgama ve inkârın vaki olmayışıdır. Birde, onların, "O Muhammed, Allah'ın rızasını istemiyor. O ancak, bu dünyada önderlik ve ücret istiyor" demelerinden dolayıdır. Cenâb-ı Hakk'ın, hassaten buyurmuş olmasında meselâ "Sen onlardan bir şey mi istiyorsun?" veya "Sen onlardan bir mal mı istiyorsun?" vb. şeklinde demiş olsaydı, başkasında olmayacak olan bir fayda ve mana mı vardır? Biz deriz ki, evet. Daha önce benden, Kur'ân'daki her lâfzın, biz bilmesek bile, bir mana ve hikmeti vardır şeklinde bir söz sâdır olmuştu. Burada da görünen odur ki, bu kelimenin getirilmiş olması, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yaptığı ve getirdiği şeyde onların maslahat ve menfaatleri olduğuna bir işarettir. Çünkü ücret ancak, kendisinden bir ücret talebini ifâde eden bir şey yapıldığında istenilir. İşte bu sebeple Cenâb-ı Hak, "Sen onlara öyle bir şey getirdin ki, şayet buna mukabil bir ücret talep etsen, onlar da, senin bu davetinde kendileri için ve onlara olan mükemmel fayda ve menfaatleri bilselerdi, şüphesiz sana, bütün varlıklarını sunarlar ve kendilerini sana feda ederlerdi.. Bununla beraber sen, onlardan herhangibir şey talep de etmiyorsun!.." buyurmuştur. İşte, Cenâb-ı Hak, yerine veya buyurmuş olsaydı, bu fayda meydana gelmezdi.. Allah en iyi bilendir. Akrabalık Hukuku Ücret midir? Bu ifâde, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in onlardan, herhangi bir ücret talep etmemiş olduğuna delâlet eder. Cenâb-ı Hakk'ın "Ben bu (tebliğe) karşılık sizden akrabahkda sevgiden başka hiçbir mükâfaat istemiyorum.."(Şûra,23) ifâdesi ise, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in herhangi bir ücret talep etmediğine delâlet etmektedir. Şu halde, bunları nasıl uzlaştıracağız? Biz deriz ki: Aralarında herhangi bir aykırılık yoktur. Bilakis, herbiri de doğrudur ve her ikisi de tek bir söz gibidir. Bunun izahı şudur: akrabalıkdan sevgiden başka hiçbir mükâfaat ..." (Şûra, 23) ifadesinden kastedilen, "Ben sizden, dünyaya yönelik bir mükâfaat istemiyorum.. Benim mükâfaatım ancak ve ancak Allah'a yaklaşmaya karşı muhabbet ve sevgi duymadır. Bir de, Allah'ın kâmil kulları, Allah'a, O'nun eksik kullarından daha yakındır. Allah'ın kendileriyle konuşup, onların da kendisiyle konuştuğu; kendilerini kullarının kemâle Allah'a, kendileriyle konuşmayıp, onları elçi olarak göndermediği, böylece de kâmil hale gelemeyen kimselerden daha yakındırlar. Bu izaha göre bu, Cenâb-ı Hakk'ın "Benim mükâfaatım ancak Allah'a aittir" (Yunus, 72) ayetinin izafe ettiği manada olmuş olur. Ben de buna mütemayilim. Nitekim Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) "Ben, kıyamet gününde sizlerle, diğer ümmetlere karşı iftihar edeceğim.." Müsnd, 2/172. buyurmuştur. Cenâb-ı Hakk'ın, bundan dolayı onlar, bir borçtan ağır yükün altına mı girmişler.." ifâdesine gelince.. Daha önce yapmış olduğumuz açıklamalar, "Yoksa sen onlardan bir ücret (mi) istiyorsun" ayetinden kastedilenin, dünya mükâfaatı olduğunu; "De ki: "Ben bu (tebliğe) karşılık sizden, akrabalıkda (veya Allah'a yakınlıkta) sevgiden başka hiçbir mükâfaat istemiyorum" (Şûra. 23) ayetinden kastolunanın ise umûm olup, daha sonra istisna yapılmış olduğunu beyan etmiştir. Şu halde Vahidî'nin söylediği şeye hacet yoktur. Çünkü, bu istisna, istisnâ-i munkati olup, manası da "Sizden hiç bir ücret istemiyorum, şu kadar var ki akraba hukukunu gözetmenizi beklerim" şeklindedir. Ki biz bunu orada zikretmiştik, oraya bakılabilir. Beşinci Mesele Cenâb-ı Hakk'ın "Bundan dolayı onlar, ağır bir borç yükü altına mı girmişler.." ifâdesi, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in onlardan hiçbir şey talep etmemiş olduğuna bir işarettir. Şayet onlardan herhangi bir ücret talep etmiş olsaydı, ona tabi olmayı terk etme haklan olmazdı. Meğer ki yükleri çok ağır olsun. Yani ellerinde ne varsa alması, vermedikleri hiç bir şey bırakmamaları, böylece malları gittikten başka ağır bir borç yükü altında kalmaları durumunda, ancak o zaman tabi olmayı bırakabilirlerdi. Gayb Bilgisi Onlarda mı? |
﴾ 40 ﴿