42

"Yoksa sana bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenler kurdukları o tuzağa kendileri düşüp mağlub olmuşlardır".

Bu ifâdeyle ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Bu iki ifâde arasındaki ilgi ve münasebet nedir? Biz deriz ki, bu ilgi ve münasebet, Cenâb-ı Hakk'ın, ifâdesinden ne kastedildiğinin izah edilmesiyle ortaya çıkacaktır. Bu sebeple bazı müfessirler, "Yoksa onlar sana tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama ne var ki, tuzağa düşenler onlar olacaktır.." manasını vermişlerdir ki bu, "Onlar, sana tuzak kuramıyacaklar. Çünkü, Allah'ın bizzat kendisi seni koruyacak ve koruması ile de sana yardım edecek.." demektir. Bu izaha göre şimdi biz (Tûr.41) ifâdesini, ifadesiyle, ilgili olduğunu söyleyenlerin sözünü söylersek, burada son derece güzel bir tertibin bulunduğu görülecektir. Bu tertip de, "Onlar, "Biz onun, zamanın felâketli hadiselerine çarpılmasını gözetliyoruz..." (Tûr, 30) deyince, onlara, "Sizler gaybı biliyorsunuz da, böylece Muhammed'in sizden önce öleceğini söylüyorsunuz? Yoksa, bir tuzak mı kuruyor da böylece, "Biz onu öldüreceğiz, böylece de o bizden önce ölecek diyorsunuz?.. Eğer şimdi siz, gaybı bildiğinizi iddia ediyorsanız, yalancısınız.. Yok eğer, sizler, ona galip geleceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü Allah, size karşı onu koruyacak ve size karşı, ona yardım edecektir.." şeklindedir.

Ama bizim, bu ifâde ile, "O, sizi doğruya sevketmesine karşılık, sizden bir mal istemiyor. Halbuki sizler, eğer onun hidâyeti olmasaydı, gayb âleminden olduğu içip, onun getirdiğini bilemezdiniz.." manasının kastedilmiş olduğunu söylemenize göre, biz deriz ki bu hususta şu izahlar yapılabilir:

1) (......) ifâdesi ile, "Yoksa onlar, şeytandan ve onun saptırmasından kaynaklanan bir tuzak kurup da, böylece muratlarına ermek mi istiyorlar?" mânası kastedilmiştir. Ki buna göre Cenâb-ı Hak adetâ, "Sen onlardan bir ücret istemiyorsun. Onlar gaybı bilmiyorlar. O halde, onlar sana muhtaçtırlar, ama senden yüz çevirip, şeytanın tuzağını tercih ettiler ve onun saptırmasına razı oldular." demek istemiştir. Bu izahımıza göre, (......) kelimesiyle, tercih etme ve arzu duyma manaları kastedilmiş olur. Nitekim Cenâb-ı Hak bu fiili (bu manada), "Kim de dünya ekinini isterse ona da bundan veririz... "(Şura.20) ve "Yalancılık etmek için mi Allah'ı bırakıp düzme tanrılar diliyorsunuz..." (Saffât. 86) ayetlerinde getirmiştir. Bunlardan daha açık olarak da, "Şüphesiz dilerim ki, sen kendi günahınla birlikte benim günahımı da yüklenesin de..." (Maide, 29) ifâdesinde kullanılmıştır.

Müşakele

2) Allah daha iyi bilir ya, bu ifâde ile şu mananın kastedilmiş olduğu da söylenebilir: "Yoksa onlar, Allah'a tuzak kurmak mı istiyorlar? O halde o tuzaklar, kendilerine ulaşacaktır. Bu demektir ki onlar, en yakın zamanda, o tuzağa düşmüş olacaklardır." Bu manaya göre sözün tertibi şöyledir: "Bu yüz çevirişleri hususunda, yani Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e ittibâ etmeyişleri hususunda bir mazeret ve bir hüccetleri kalmadığına göre, bu demektir ki onlar, ilahî azabın, başlarına gelmesini istiyorlar. Çünkü Allah onlara, kendilerinden herhangi bir ücret istemeyen ve onları, hiç bilgileri olmayan şeylere ileten bir peygamber göndermiştir. Onların yanında, daha önce kitâb da yoktu.. Buna rağmen onlar, yüz çeviriyorlar. O halde bu demektir ki onlar, Cenâb-ı Hakk'ın onları helak etmesini ve kendilerine tuzak kurmasını (cezalandırmasını) istiyorlar. Çünkü, kâfirin, küfründe ilerlemesi için ona fırsat vermek, bir tuzaktır ve günâhlarını iyice artırmasına mühlet tanımaktır. Bu istıdrâcın yanlış bir şey olduğu söylenemez, zira Allah'ın fiilleri hakkında, tuzak kurma ve kötülük yapma ifâdeleri, ancak "müşakele ve mukabele"den dolayı kullanılabilir. el-Mekru (tuzak, hile) de böyledir. Dolayısıyla, "Allah, kâfirlere kötülük yaptı" Allah, haddi aştı denilemez. Ama, daha önce, -kâfirler hakkında bu tür ifâdeler kullanılmışsa, hemen bunun peşinden, lafızla ilgili bir münasebetten dolayı, Allah hakkında da bu ifâdeler kullanılabilir. Nitekim Cenâb-ı Hakk'ın, "Bir kötülüğün cezası, dengi bir kötülüktür.." (Şûra, 40) "Kim size karşı haddi aşarsa, siz de ona karşı ... haddi aşın.." (Bakara, 194) "Hile yaptılar, Allah da hilelerini bozdu.."(Al-i İmran, 54) ve

"Bir tuzak kuruyorlar, ben de bir tuzak kuruyorum.." (Tarık, 15-16) ifâdelerinde böyledir. Çünkü biz diyoruz ki, el-keyd kelimesi, her ne kadar kendisinden sudur eden kimseye göre güzel olsa dahi, başına gelmiş olduğu kimseyi üzen şey demektir. Baksana, İbrahim (aleyhisselâm), hiç mukabele olmaksızın,

"Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracağım" (Enbiyâ, 57) buyurmuştur.

İkinci Mesele

(......) ifâdesindeki fayda nedir? Bu söz ile bir kimsenin, demesi arasındaki fark nedir? Biz diyoruz ki, buradaki fayda, kâfirin, tuzak kurmayı istemesi mukabilinde değil de, küfrü mukabilinde tuzağa düşmüş olduğunu belirtmektir. Şimdi Cenâb-ı Hak şayet, "Onlar, tuzak kurmak İstiyorlar, o halde tuzağa düşecek olanlar onlardır" demiş olsaydı, bu sözden, onlar tuzak kurmayı istemedikleri sürece tuzağa düşmeyecekleri manası anlaşılırdı.. Ki bu bahsettiğimizi, buradaki el-keydu kelimesiyle şeytanın tuzağı, yahut Allah'ın onlara azâb etmesi anlamında- "Allah'ın tuzağı" manasının kastedilmiş olduğu da teyit eder. Zira, "Fakat o küfredenler (kurdukları o) tuzağa kendileri düşüp mağlub olmuşlardır" cümlesi, şeytanın tuzağa düşürdüğü ve Allah'ın azâb ettiği manasında, Allah'ın tuzağa düşürmüş olduğu her kâfiri içine alan bir ifâdedir. Bahsettiğimiz bu izaha göre, bu cümlenin manası, "Sen onları, Allah'ın rızâsı için mi hakka ve hakikata sevkediyorsun? Yoksa bu işe karşılık, onlardan bir ücret mi istiyorsun da, böylece işlerini ağırlaştırıyorsun da, sana uymaktan imtina ediyorlar? Yoksa, yanlarında gaybın hilesi mi vardır ki, sana ihtiyaç hissetmiyor ve senden yüz çeviriyorlar? Yoksa, bu son iki şıktan herhangi bir şey mevcut değil midir ki, böylece onlar ilahî azabı seçiyorlar? Halbuki, küfürlerinden dolayı bu ilahî azâb, onlardan hiçbir şekilde savuşturulmayacaktır. Çünkü kâfirler, muhakkak ki azâb göreceklerdir" şeklinde olur.

Üçüncü Mesele

Keyd kelimesinin, belirsiz getirilmesinin faydası nedir? Çünkü Cenâb-ı Hak, kapalılık izâle olsun diye, meselâ yahut veyahut da başka bir şekilde söylememiştir... Biz deriz ki, buradaki fayda, o azabın, onların kestiremedikleri bir cihetten gelip, onları bulacağına bir işarettir. Buna göre Cenâb-ı Hak sanki, "Onların bu hususta hiçbir bilgileri olmaksızın bu azap ansızın gelip onlara çatacaktır.." demek istemiştir. Veyahut da bu, daha önce de defalarca bahsettiğimiz gibi Cenâb-ı Hakk'ın bu tuzağın büyük olduğunu murat etmiş olması sebebiyledir.

Yoksa Allah'tan Başka Tanrılar Mı Var?

42 ﴿