47

"Muhakkak ki o zulmedenlere, bundan evvel de bir azâb var. Fakat onların çoğu bilmezler".

Bu ayetin kendinden öncekilerle münasebeti hususunda şu iki izah yapılabilir:

a) Bu ifâde Cenâb-ı Hakk'ın, (Tûr, 45) ayetiyle ilgilidir. Çünkü bu ayet, onlarla savaşmanın (henüz) caiz olmadığına delâlet ediyor ki, işte bundan dolayı o ayetin, kıtal meşru kılınmadan önce indiği söylenmiştir. Bu durumda Cenâb-ı Hak sanki, mutlak anlamda, "Onları, ister savaşmaksızın bırak, istersen bırakma.. Onlar için, kıyamet gününden önce Bedir gününün azabı vardır. Çünkü onların kılıçtan geçirilmeleri hükmedilmiştir," buyurmuştur. Böylece bu, föü emrinin, Bedir emrinin, Bedir günündeki o ilahî azâbla neshedileceğini va'd eden bir beyân olmuş olur.

b) Bu ayet, Cenâb-ı Hakk'ın, (Tûr, 46) ifadesiyle ilgilidir. Zira, Allah, onların tuzaklarının kendilerinden herhangi bir şeyi bertaraf edemeyeceğini beyan edince, "Bu fayda vermeyişle de yetinilmeyerek, tam aksine, onların tuzaklarının fayda vermemesinin yanısıra, onlar için başka bir "veyl" daha vardır ki, bu da, onlar için hazırlanmış olan o (Bedir) azabıdır.." buyurmuştur. Şimdi şayet Cenâb-ı Hak, sadece, "O tuzakları onlardan hiçbir şeyi savuşturamayacak" demiş olsaydı, bu, o tuzağın fayda vermeyeceği gibi, zarar da vermeyeceğini düşündürebilirdi. Ama bu ifâdeyle birlikte, bir de, "Muhakkak ki o zulmedenlere (...) bir azab var..." buyurunca, böyle bir zan ortadan kalkmış oldu. Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Eğer ayette geçen azabın Bedir azabı olduğunu söylersek, bu ayette bahsi geçen zalimler, Mekkeliler olmuş olur. Yok bu azabla, kabir azabının kastedildiğini söylersek, ayette geçen, "zalimler" kelimesi, bütün zalimleri kapsayan bir ifâde olmuş olur.

Zulüm'den Maksad

Buradaki zulümle ne kastedilmiştir? Biz deriz ki, bu hususta şu izahlar yapılabilir:

a) Bu, onların, peygamberlerine karşı kurmuş oldukları tuzaktır.

b) Onların putlara tapışlarıdır.

c) Onların küfürleridir. Bu üçüncü şık, ikinci şıkla münasebet arzeder.

Üçüncü Mesele

Müfessirlerin ekserisine göre ayette geçen ifâdesinin anlamı, "bundan önce" demek olup, bunu, Cenâb-ı Hakk'ın, "Biz, o en büyük azâbtan önce de onlara mutlaka yakın azabtan taddıracağız"(Secde, 21) ifâdesi de teyid eder. Bu hususta şu diğer iki izah da yapılabilir:

a) Bu ifâde, "devam ve şiddet bakımından bundan daha az..." anlamına gelir. Nitekim Arapça'da, "Elem verme bakımından, dövme, öldürmeden daha aşağıdır" denilir. Bu manaya göre, dünya azabının, ahiret azabından daha hafif olduğunda şüphe yoktur. Mananın böyle olması halinde burada, ahiret azabının büyük olacağına dikkat çekilmiş olur. Bu böyledir, zira, bir kimse, yani, "Öldürme ve kabirdeki azâb bakımından bundan daha az elem verici olan bir azâb..." dediğinde, düşünen birisi düşünür de, "Öldürmenin, kendisinden aşağı o azâb, olsa olsa çok büyük olur.." hükmüne varır.

Buna göre, şayet, "O halde bu mana, "Biz, o en büyük azâbtan önce de onlara mutlaka yakın azâbtan taddıracağız" (Secde, 21) ayeti hakkında söylenilmesi mümkün değildir" denilirse, biz deriz ki: Bunu kabul ediyoruz, ancak ne var ki, burada bu ikincisi ile bir kimsenin, "Senin ısrarlarının altında fesatlar vardır; senin maksadımı altında da, yorgunluklar vardır..." sözü tarzında bir mananın kastedilmiş utması mümkündür. Ki bunun izahı şudur: Onlar, Allah'tan başkasına ibadet edip tapınca, nefislerini, esasen kendisi için yaratıldığı amacın dışında kullandıkları için, böylece kendilerine zulmetmişlerdir. İşte bu sebeple onlara, "Sizin için, bu zulmün ötesinde, azâb vardır" denilmiştir.

Dördüncü Mesele

Ayetteki ifâdesi neye işarettir? Biz diyoruz ki, öyle görünüyor ki bu, "o gün"e işaret olup, bu hususta başka iki izah daha yapılabilir:

a) Bu, çarpılmalarına bir işarettir. ifâdesi de, vaki olacak olan azaba bir işarettir. O halde, illi 'nin buna da bir işaret olduğu söylenebilir. Şöyle de denilebilir: Daha önce, "Rabbinin azabı hiç şüphesiz vâkidir" (Tur, 7) cümlesi geçmişti. O halde, bu ayetteki ifâdesinin anlamı, "o azabın dışında..." demektir.

b) Bu ifâde, "onların tuzaklarının dışında" anlamına gelmektedir. O halde onların tuzaklarına bir işaret olup, biz bunun ne demek olduğunu, biraz önce verdiğimiz bir misalle açıkladık ki, bu da bir kimsenin, "Senin ısrarların altında mefsedet ve mahrumiyetler yatar" tarzındaki sözü gibidir. Allah en iyi bilendir.

Ekseriyetten Maksad

Cenâb-ı Hakk'ın, "Fakat onların çoğu bilmezler" buyruğuna gelince, biz bu hususta da şu izahları yapabiliriz:

1) Bu ifâde Arapların örfüne göre söylenmiştir. Çünkü Arablar, yekûnu, ekseriyetle ifâde ederler. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Onların ekserisi buna inanırlar.."(Sebe, 41) buyurmuştur. Daha sonra Cenâb-ı Hak, yalan olmaktan uzak kalacağı için, konuşanın böyle konuşmasının güzel olduğununu bildirmek amacıyla, aynı tarzda konuşmuştur.

2) Onlardan iman edenler olup da, fakat insanlar tarafından bilinmeyenler bulunabilirdi.

3) Onlar, genel olarak bilmezler, ama bazı hallerde bilebilirler. Bunun en azı da, kendilerine fayda vermeme dahi, onların, "kesif halinde" (can boğaza dayandığında) bilmeleridir.

Mefûlûn Terkedilmesi

Ayetin sonundaki ifâdesinin mef'ulünün, daha önce geçen şey, yani, "Onlar için bundan aşağı bir azab da vardır" ifâdesi olduğu söylenebileceği gibi, bunun, hiç mef'ûl olmadığı da söylenebilir. Buna göre mana, "Onların ekserisi habersizdirler, cahildirler" şeklinde olur.

Sabret

47 ﴿