48

"Sen Rabbinin hükmüne (rıza ile) sabret. Çünkü muhakkak sen, bizim İnayetimiz altındasın. Kalkacağın zaman da, Rabbini hamd ile tesbih ve tenzih et...".

Biz, bunun ne demek olduğunu, (Kaf, 39) ayetinin tefsirinde zikretmiştik. Biz, orada söylediklerimizin bir kısmına burada işaret edelim. Zira, aradan uzun zaman geçmesi, unutmaya sebep olabilir. Şimdi biz diyoruz ki, Cenab-ı Hak, "Onları bırak"(Tur, 45) buyurunca, bu ifâde de, artık onlara nasihatta bulunmanın faydasının kalmadığına bir işaret vardır; Özellikle de, Cenâb-ı Hakk'ın (Tûr. 44) ifâdesi gelince... İste bu, tıpkı Nûh (aleyhisselâm)'ın yaptığı

"Ya Rabbî, yeryüzünde kâfirlerden yurt tutan hiçbir kimse bırakma" (Nûh, 26) şeklindeki beddua ile Yunus (aleyhisselâm)'ın yaptığı duâ gibi, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı badduftya sevkeden bir sebep oldu. İste bunun üzerine Cenâb-ı Hak yani, "Lanetini tesbih ile değiştir." "Rabbini tenzihe sarılarak onu an.." Yani, "Allah'ım, onlan helâk et" diyeceğine, beni tesbih et" buyurdu. Cenâb-ı Hakk'ın, "Rabbinin hükmüne sabret. O balığın yoldaşı olan (Yunus aleyhisselâm) gibi olma"(Kalem,48) buyruğuna baksana...

Sen İnayet Altındasın

Ayetteki, "Çünkü muhakkak inayetimiz altındasın" cümlesi hakkında şu izahlar yapılabilir:

1) Allahü teâlâ, onların o peygambere tuzak kurduklarını beyan buyurunca, bu, hilelerini tamamlayamasınlar diye, örfen, onları hemen ortadan kaldırmaya götüren sebeplerden birisi olabilirdi. Bu vaki olmayınca Cenâb-ı Hak, "Sabret, endişelenme, çünkü sen bizim himâyemizdesin.." buyurdu.

2) Allahü teâlâ, "Sabret, onlara bedduada bulunma. Sen, bizim inayetimiz altındasın. Seni gözetliyoruz. Bu durum olabilecek hallerin ve durumların en efdali üzere olmanı gerektirir. Ne var ki, senin Bizi tenzih etmen, yarattığımız kullar aleyhine duâ etmenden daha efdaldir. O halde, daha üstün olanını seç... Çünkü sen, Bizim gözlerimiz önündesin..." buyurmuştur.'

3) Halini başkasına açan kimsenin bu hareket tarzında, kendisine şikâyette bulunulanın, şikâyet edenin halini bilmediği hissi bulunur. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "Sabret, halini şikâyet etme. Sen, bizim gözlerimiz önündesin. Biz seni görmekteyiz. Binâenaleyh, şikâyetinin bir faydası yoktur" buyurmuştur, Cenâb-ı Hakk'ın (Kâf, 39) ifâdesinde bulunmayan, ancak buraya mahsus birkaç mesele vardır.

Birinci Mesele

(......) fiilindeki lâm hakkında şu muhtemel izahlar yapılabilir:

1) Bu lâm, anlamında olup, kelamın takdiri, "Allah hükmedinceye kadar sabret.." şeklindedir.

2) Sabır'da, sebat manası vardır. Buna göre, adetâ Cenâb-ı Hak, "Rabbinin hükmüne sebat et.." demek istemiştir. Nitekim Arapça'da, "Falanca, kılıcını taşımak için sabr ü sebat etti" denilir.

3) Bu lâm, sebep anlamına kullanılan lâm'dır. Nitekim Arapça'da, "Niçin çıktın?" denilir de, buna cevaben, "Falancanın bana, çıkma emrini vermesinden dolayı" denilir. İşte bu sebeple Cenâb-ı Hak demiştir ki bu, "Allah'ın emrini, tutmaya sabra sebep yap" demektîr. Çünkü O, "Başka bir şeyden dolayı değil, sana verilen bu hükümden dolayı sabret” buyurmuştur.

Ayn'in Allah'a İzafesi

Cenâb-ı Hak, burada (......) bir başka yerde de, (......) (Tahâ.39) buyurmuştur. (Niçin?) Biz deriz ki, Cenâb-ı Hak orada (Tahâ), zamiri müfred -ki bu mütekellim yâ'sıdır- getirince, (......) kelimesini de müfret getirmiştir. Burada ise, çoğul zamirini, yâni (......) getirince, (......) kelimesini de çoğul yaparak, (......) buyurmuştur. Bu izah, lafız bakımındandır.

Manâ bakımından olana gelince, burada koruma işi, daha tam ve daha mükemmeldir. Çünkü "sabr", Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in rahmet binitidir. Zira insanlar, onun aleyhine birleşmişler, onun için tuzaklarım birleştirmişler ve onun işi hakkında karşılıklı müşaverede bulunmuşlardır. Allah'ın, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'a, henüz Tufan kopmadan önce gemiyi emretmesi, gemi edinmesi gerektiği emrini vermesi ve yeryüzünün her tarafı suyun altında kalmışken, onun boğulmaktan korunması, mahlûkatın gözünde, büyük bir himayeye muhtaç olan bir husus olmuştur. İşte bundan dolayı da, (Hûd. 37) buyurmuştur.

Üçüncü Mesele

(......) kelimesinin başındaki bâ'nın, ilgi ve münasebetinin izahı nasıl yapılabilir? Biz deriz ki, bu, bütün bakımlardan ortada olan bir husustur. Şimdi biz, bunun "hıfzetmek, muhafaza etmek" anlamını taşıdığını söylersek, takdiri, "Sen bizim gözlerimiz önünde mahfuzsun.." şeklinde olur. Biz bunun "ilim" manasını ifâde ettiğini söylersek, bunun takdiri, yani, "Sen, bizim seni göreceğimiz bir mekândasın.." demek olur ki, bunun takdiri de, "Sen, bizim gözlerimizle görülüyorsun.." demektir. Bu durumda bu, tıpkı bir kimsenin, "Ben onu gözlerimle gördüm.." demesi gibi olur ki, bu da, "Alet olan kalemle yazıldı.." denilmesi gibidir. Ki, her ne kadar Allah'ın görmesi, bir alet ile olmasa da...

Buna göre şayet, "Cenâb-ı Hakk'ın şu iki yerde, yani Tâhâ"da (Taha, 39); burada da, demesi arasında ve ile harfi cerri arasında ne fark vardır?" denilirse, biz deriz ki: Orada (......)'nın anlamı, "O onu, Allah'ın razı olduğu bir biçim üzere görür.." şeklinde olup, bu tıpkı bir kimsenin, "Onu, gözlerimin önünde yap.." demesi gibidir ki, bu da "Benim rızâm üzere yap.." demek olup, takdiri, "Benim gözüme girecek ve benim dönüp ona bakabileceğim bir tarzda yap" şeklindedir. Çünkü, birisi bir başkasına ait bir şey yapar da, onun da hoşuna gitmezse, o ona bakmaz, gözünü kaldırıp bakmaz bile Bâ'ya gelince, biz bu hususu, (Kâf, 39) ayetinin tefsirinde zikretmiştik.

Kıyam'ın Manası

Ayetteki, "kalkacağın zamanda..." ifâdesine gelince, bu hususta da şu izahlar yapılabilir:

1) "Yerinden kalktığında..." demek olup, bu da, "kalkmaya azmettiğinde, kalkma zamanı geldiğinde henüz kalkmadan önce..." demektir. Nitekim bir haberde, "Kim meclisinden kalkmazdan önce "Subhânellâh" derse, bu, o kimseden o mecliste sâdır olmuş boş ve malâyanî şeyler için bir keffâret olarak yazılır" şeklinde varid olmuştur.

2) "Uykudan kalktığında..." Bu hususta da varid olan haber, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, uyanır uyanmaz tesbihatta bulunduğuna delâlet eder.

3) "Namaza kalktığında..." Yine bir haberde, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, namaza başlarken, "Allah'ım, seni tenzih ederim... Hamdinle överim, ismin yücedir... Şanın ve şerefin uludur. Senden başka ilah yoktur" dediği varid olmuştur.

4) "Herhangi bir iş için kalktığında..." Özellikle de kavminle, mücahede, mücâdele ve onlara beddua etmek için kalktığında Rabbini, O'nun hamdine bürünmüş olarak tesbih et ve düşmanlık ve intikam almak için olan kalkışını, Allah'ı zikretmek ve onu tesbihatta bulunmak için kalkışınla değiştir.,"

5) "Gündüzün kalkarken.. Çünkü gece, sükûnet; gündüz de, talep etme zamanıdır.. O halde kalkma işi, gündüz daha elverişlidir." Bu durumda bu ifâde, Cenâb-ı Hakk'ın, "Gecenin bir kısmında da O'nu tesbih et..." (Hicr, 49) ayeti gibi olmuş olur ki, bu, geriye kalan zamana bir işarettir,"Sabahın ilk vakti" demektir.

Gece ve Fecir Namazı

48 ﴿