21"Erkek sizin de, dişi O'nun mu?". Bununla ilgili olarak söylenmesi gereken hususu, Tür Sûresi'ndeki, "Yoksa kızlar O'nun da, oğullar sizin mi?" (Tûr, 39) ayetinin tefsirinde anlatmıştık. Burada da, onların bir kısmını, yahut onlara yakın bazı hususları yeniden ele alıyor ve diyoruz ki: Hak teâlâ, Lât, Uzzâ ve Menât'tan bahsedip, başka birşeyden bahsetmeyince, şöyle demiştir: "Gördüğünüz ve bildiğiniz bu şeyleri Benim ortağım kabul ediyorsunuz. Halbuki Benim celâl ve azametimi, kadr-u kıymetlerinin onca yüce olmasına rağmen meleklerin Sidre'den öteye geçemediklerini, orada beklediklerini duyduğunuza göre, bunların ilâh olmaktan uzak oluşlarının, nakli yönden daha çok akli yönden anlaşılacağında şüphe yoktur." Bu cevap karşısında onlar, "Biz bunlardan hiçbirisinin, Allah'ın bir misli olmadığını ve O'na misil olmaya dahi yaklaşamadı hususunda şüphe etmiyoruz. Biz, bunları peygamberlerin itiraf ettiği ve "Yükseldiklerinde Sidre'den öteye geçemediklerini, kendilerine bir takım emir ve yasakları getirdiklerini, yeryüzünde Allah'ın kutlarından sâdır olan şeyleri Allah'a ulaştırdıklarını söyledikleri o muazzam meleklerin şekillerine göre yaptık. O melekler ise Allah'ın kızlarıdır. Dolayısıyla biz bunları, dişi (kadın) şeklinde yaptık ve onlara dişi (müennes) adlar verdik" dediler. O halde "Lat", el-Levhu kelimesinin müennesidir. Bunun aslının da şeklinde olduğunu söylemek gerekir. Müennesinde bu "tâ" üzerinde durulunca, iki "ne" meydana gelir. Dolayısıyla bu ikisinden biri düşürülmüş, kelime, iki aslî harfi ile tâ-i te'nîs üzere kalmıştır. Bu sebeple bundaki tâ-i te'nîsi tıpkı "Zât-u mâl" "zû-mâl" kelimelerinde yaptığımız gibi sanki aslî harf gibi kabul ettik. "Uzzâ" ise, fâ kelimesinin müennesidir. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak o putperestlere, "Siz içinizden kızların noksan, erkeklerin ise tam varlıklar olduklarını itiraf ettiğiniz halde Allah'a kızları nasıl nisbet edebiliyorsunuz? Halbuki Allah, ululuğu ve azameti tam bir zâttır. O halde nasıl O'na, sizce nakıs olan şeyleri nisbet ediyorsunuz? Halbuki sizler, son derece hakir ve zelil kimselersiniz. Çünkü siz kendinizi, eşekten daha kıymetsiz kabul edip, putlara tapmış, o kaya ve kütük parçalarına itaat etmişsiniz. Buna rağmen, kendinize de size kâmil (tam) olanları nisbet ediyorsunuz. Binâenaleyh bu taksimat, sizce de bir zulümdür. Çünkü sizler, kendinizi ayak altına almış, değersizleştirmiş ve kendinize, insanların ve cinlerin en kıymetlilerini nisbet etmiş; kızlara ise buğzederek, onları en yüce zâta, yani Allah'a nisbet etmişsiniz. Halbuki sizin örfünüze göre de, en büyük ve kıymetti olan, en büyüğe; en kıymetsiz olanı da, en hakire verilir. Şu halde sizler, hem fikre, hem akla, hem de âdetinize ters düşüyorsunuz" demek istemiştir. Ne Haksız Bir Taksim! |
﴾ 21 ﴿