22"O takdirde bu insafsızca bir taksim". Bu ayette ilgili birkaç mesele vardır: Birinci Mesele Buradaki "o" kelimesi, neye işarettir? Deriz ki: Bu, mahzûf birşeye işaret olup takdiri, "Bu taksimat, insafsızca bir taksimdir, âdil değildir" şeklindedir. Bunun manasının, Kızların Allah'a, erkek oğulların sizlere nisbeti, insafsız bir taksimdir" şeklinde olduğu da söylenebilir. Çünkü onlar taksimatta bulunup da, "Erkek çocuklar bizim için, kızlar da O'nun için" dememişler, sadece kızları Allah'a nisbet etmişlerdir. Zira onlar, kız çocukları olmasından hoşlanmıyorlardı. Nitekim Allahü teâlâ, "Hoşlanmadıkları şeyi Allah'a nisbet ediyorlar" (Nahl, 62) buyurmuştur. Binâenaleyh kızları Allah'a nisbet edince, bu nisbetten, haksız bir taksîmât meydana gelmiştir. ve Edatları Hakkında Ayetteki "o takdirde" ifâdesi neyin cevabıdır? Diyoruz ki: Bu hususta şu izahlar yapılabilir: 1) Bu, "Erkekler sizin için olurken, kızları Allah'a nisbet etmeniz, insafsızca bir taksimdir" demektir. 2) Bu, "Siz son derece değersiz, Allah da böylesine yüce iken, noksan olduklarına inanarak, kızları Allah'a nisbet etmeniz; tam olduklarına inanarak oğulları kendinize seçmeniz, haksız bir taksimattır" demektir. İmdi eğer, "O halde, (......) kelimesinin aslı nedir?" denilirse, biz deriz ki: Bu, İzafetten kesilen bir zarftır. Dolayısıyla kendisine tenvin gelmiş olan bir kelimedir. Bunu şöyle izah ederiz: Sen, güneş doğduğu zaman "sana geleceğim" diyor ve oöylece sanki edatını, güneşin doğması zamanına muzâf kılmış ve adetâ, sana'güneşin doğum vaktinde geleceğim" demiş olursun. Binâenaleyh birisi, "Sana geleceğim" dediğinde, sen ona, "O takdirde, ben sana ikram ederim" dersin. Bu, "Sen bana geldiğinde, sana ikram ederim" demektir. Dolayısıyla o kimsenin, "Sana geleceğim" ifadesinde bahsi geçtiği için, bu "gelme" işi hazfedilince, buna bedel bir tenvin getirip, tıpkı "Herbirine verdik" lâdesinde olduğu gibi edatını kullanırsın. Üçüncü Mesele (......) kelimesi hem hemzeli, hem de hemzesiz olarak okunmuştur. Birinci okunuşa göre bu kelime, tıpkı "zikrâ" kelimesi gibi, fael fiilinin kesresi ile, "fl'la" vezninde bir masdar olup "kısmet" kelimesinin sıfatıdır. Bu tıpkı "âdil" anlamına adl masdannı kullanarak demek gibidir. Buna göre mânâ, "Bu daiza (insafsız olan) bir taksimattır" şeklinde olur. İkinci kıraate göre ise bu kelime, "fu'lâ" vezninde olup, aslı şeklindedir. Fakat kelimenin ayne'l-fiili yâ harfi olduğu için, kalbolunmaktan salim olsun diye, fâ'el fiili kesrelenmiştir. Aynı iş, "beyazlar" kelimesi ne de yapılmıştır. Çünkü "ef'âle"nin cemisi, "fu'lün" şeklinde gelir. Nitekim esved-sûd" ve "ahmer-humr' dersin. Buna karşılık, ebyad-bîdün" dersin. Böylece bunun cemisi, "bid" şeklinde olur. Dolayısıyla da, ayne'l-fiilin kalbedilmesi gerekmiştir. Bundan ötürü, ayne'l-fiili değil de fa'el fülindeki bâ meksûr kılınmış, ye harfi olduğu gibi bırakılmıştır. Bu izaha göre, (......) kelimesi mübalağa mânâsında olup, kökündendir. Nitekim sen, fâdıl-efdâl ve fâdıle-fudla; kebîr-ekber ve kebire-kübrâ dediğin gibi, dersin. Buna göre, diyoruz ki: "dâizun" kökünden, "daizatun" dandır. Eğer, "Daha önce, "Yoksa kızlar O'nun da, oğullar sizin mi?"(Tûr,39) âyetinin, her iki durumu da yadırgama mânâsına olmayıp, aksine birincinin yadırgama, ikincinin de, bu yadırganmanın ortaya konulması mânâsına olduğunu söylemiştin. Nitekim meselâ, Allah'ın, Kendisi dışındaki herşeyin yaratıcısı olduğunu bilebile, Allah için eşler mi kabul ediyorsunuz?" dediğinde, ikincisi yadırganmış olmaz. Bu âyette ise "O takdirde bu, insafsızca bir taksim!" ifâdesi, bu iki durumun birden yadırgandığına delâlet etmektedir, ne dersiniz?" denilirse, biz deriz ki: Orada, bu iki hususu. muhtemel olduğunu söylemiştik. İki işin birden yadırganmasına gelince, bunun böyle olduğu, meşhur görüşe göre vazıhtır. Sadece birincisinin yadırganmış olduğu, bir takım hususlarla sabit olup; ikincisine gelince, bu Cenâb-ı Hakk'ın adetâ şöyle demiş olmasından ötürüdür: "Oğlanların sizin için olması, Hak teâlâ'nın da, "(Allah) dilediğine kızlar, dilediğine erkekler nasîb eder" (Şûra, 49) âyetinde ifâde ettiği gibi, O'nun kudretiyle olmuşken, daha nasıl olur da kızların Allah için olduğunu söylersiniz? Halbuki hiç oğulları sizin için yaratan kimseye kızlar olur mu?" "O takdirde bu, insafsızca bir taksim" ayetine gelince, biraz önce bunun başındaki, "bu" işaret zamirinin, "nisbet etme" işine âit olup, "Oğlanlar sizin için olduğu halde, kızları Allah'a nisbet edişiniz, insafsızca bir taksimdir" mânâsına geldiğini söylemiştik. O halde burada yadırganan şey, bu nisbet işidir. Eğer yadırganan şey, taksîm işi ise,bunun takdirî mânâsı şöyle olabilir: Birisi ile ortağı arasında eşit bir şekilde ortak olunan bir şey bulunup, birisi yarısını kendisine alır, diğer yarının da yarısını zâlime, yarısını da ortağına verdiğinde, nasıl bu caiz olmaz ise, kızları Allah'a nisbet etmek caiz olur mu?" İşte bu sebeble Cenâb-ı Hak, "Bu, yarısını aldığı için değil, çünkü bu onun hakkıdır, aksine kendisine diğer yarı tam verilmediği için, "Bu, insafsızca bir taksim" demiştir. Putların Gerçek Varlıkları Yoktur |
﴾ 22 ﴿