29

"Onun için sen, bizim zikrimize arka çeviren, dünya hayatından başkasmı arzu etmeyen kimselerden yüz çevir"

Bu, "Onlarla mücadeleyi bırak, zîrâ tâbüğde bulundun ve sana düşeni hakkıyla yerine getirdin..." demektir.

Yersiz Nesh İddiası

"Kur'ân'da ne kadar "yüz çevir..." ifâdesi varsa, bunlar, savaş âyetiyle mensûhtur" demişlerdir, ama bu doğru değildir. Çünkü, "yüz çevir" emri, (bizzat) savaş (kıtal) âyetine muvafıktır. O halde daha nasıl, bu ifâdeler, kıtal (cihâd) âyetiyle mensûh olabilirler?! Bu böyledir, zira Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), hikmetle (delilli) bir Diçimde ve güzel öğütle çağırmakla, davet etmekle me'mûr idi. Onlar o peygambere, Kendi bâtıllanyla karşı gelince, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, "Onlarla en güzel biçimde mücadele et..." (Necm, 125) denilmiştir. Daha sonra, bu da fayda vermeyince, Cenâb-ı Hak ona, "O halde onlardan yüz çevir, onlara, delil ve burhan (aklî ve naklî deliller) ile mukabelede bulunma. Çünkü onlar, hakka tâbi olmazlar ve sâdece ve sâdece zanlarına tabi olurlar. Ve onlara, mukabelede bulunmanın caiz olmasının şartlarına göre onlarla münazara etmekten yüz çevirerek, mukabelede butun..." demiştir. O halde daha nasıl, bu gibi ifâdeler mensûh olabilir? fiili "şikâyetini geri aldı..." bâbındandır. Ve buradaki hemze, "selb" içindir. Buna göre Cenâb-ı Hak adetâ, "Onlara olan arzını izâle et, gider; artık bundan sonra da hiçbir durumu onlara arzetme.." demek istemiştir. Ayetteki, "Bizim zikrimize arka çeviren..." ifâdesi, arzetmenin ve münazarada bulunmanın faydasını beyan eden bir ifâdedir. Çünkü söze kulak vermeyen kimse, o sözün mânâsını nasıl anlayacaktır?

Burada Zikr'den Maksad

(......) kelimesi hususunda da şu izahlar yapılmıştır:

a) Kur'ân'dan;

b) Naklî ve aklî delillerden ve

c) Allah'ı anmaktan.. Çünkü bir şeye tefekkür gözüyle bakmayan, onun vasıflarını nasıl bilip tanıyabilir? Çünkü onlar şöyle diyorlardı: "Biz, Allah'ın nimetleri hakkında tefekkür etmiyoruz, çünkü bizim Allah'la ilgimiz yoktur. Bizim işimiz, bizi yaratanladır.. Ki bu da, -farklı görüşlerine ve muhtelif bâtıl itikadlarına nisbetle- melekler ya da "dehr"dir.

Ayetteki, dünya hayatından başkasını arzu etmeyen.." ifadesi, onların "haşr"i inkâr ettiklerine bir işarettir. Çünkü onlar, "Bu (hayat), ancak bizim dünya hayatımızdır..." (Mü'minûn, 37) demişlerdir. Allahü teâlâ da, "Dünya hayatına mı razı oldunuz?" (Tevbe, 38) buyurmuştur ki bu, "Onlar, dünya hayâtının ötesinde, kendisi için çalışıp çabalayacakları bir başka şey kabul etmezler" demektir. O halde, âyetteki, "Bizim zikrimize arka çeviren..." ifâdesi de, onların, haşri inkâr edişlerine bir işarettir. Çünkü bir kimse, Allah'ın nimetleri hakkında tefekkür etme hususunu terkedince, O'nu tanıyamaz. Dolayısıyla da, Resulüne ıttibâ etmez. Bunun akabinden de, bu Resulün sözü, bu kimseye herhangi bir fayda temiz etmez. Bir kimse "haşr", "hesap" vs. gibi kavramlara (lisânında yer vermez) bu gibi şeyleri kabul etmezse, korkmaz, dolayısıyla da, üzerinde berdevam olduğu hareketinden vazgeçmez. Derken artık, bu çağrıda, bu davette bir fayda da kalmaz.

Nebî (aleyhisselâm) Kalblerin Tabibi

Bil ki, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), kalblerin doktoru idi. Dolayısıyla, bütün bunları tabiblerin usûlüne göre yapmıştır, uygulamıştır. Tabiblerin usûlü şudur: İlgili hastalığın ıslâhı, gıdalarla mümkün ise, ilâç kullanmazlar; tesiri az ilâçlarla ıslâhı mümkünse, güçlü ilâçlar kullanmazlar. Derken, meşrubat, vb. şeylerle tedavi edemediklerinde de, cerrahî operasyona ve dağlamaya başvururlar. Öyle ki, "Tedavinin en sonuncusu, dağlamaktır, cerrahi operasyondur" denilmiştir.

Aynen bunlar gibi, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, kalblere (bu kalblerin sahiplerine), sâdece Allah'ın zikrini emretmiştir. Çünkü, nasıl ki nefisler gıdalarla itmi'nâna eriyor, tatmin oluyor, aynen bunun gibi kalbler de, Allah'ın zikri ile tatmin oluyor. O halde bu demektir ki zikir, kalblerin gıdasıdır. İşte bundan dolayı Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ilk önce, "Lâ İlahe illallah! Allah'tan başka ilâh yoktur" deyiniz" demiş, Ebu Bekir ve yararlanan diğer kimselere zikri emretmiştir. Bundan yararlanamayanlara da, ilgili delilleri zikretmiş ve meselâ, "Düşünmezler mi?.." "De ki: Tefekkür ediniz, hahnız"; "Bakmazlar mı?" vb. demiştir. Derken, ilgili tehdit ve vatdleri getirmiştir. Bu da onlara fayda vermeyince, Cenâb-ı Hak ona, "Müdahale etmekten vazgeç, sâlih kimseleri bozmaması için fesatçı kimselerle alâkanı kes" demiştir.

Bilgilerin Sınırı

29 ﴿