42

"Şüphesiz ki en son gidiş ancak Rabbinedir".

"Ayetin başındaki (......) edatı (......)daki (......)ya atfedilerek, hemzenin fethasıyla okunmuştur. Meşhur kıraatte böyledir, yani, "Bu da o sahifeterde yer almış olup, gerçektir" manasınadır. Bu hemze, istinaf cümlesinin başı kabul edilerek, meksûr olarak da okunmuştur.

Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Ayetten ne kastedilmiştir? Deriz ki; Bu hususta şu iki izah yapılmıştır:

a) Meşhur görüşe göre, bu ifade, ahiretin bir anlatımı olup, insanlar, neticede varıp Allah'ın huzuruna duracaklardır" manasınadır. Bu izaha göre ayet, önceki ayetlerle sıkı sıkıya ilgilidir. Çünkü Hak teâlâ, "Sonra . . mükâfaat verilir" buyurunca, sanki birisi, "o mükâfaat görülemez. Bu ne zaman olacak?" demiş.

Cenâb-ı Hak, "Dönüşünüz Allah'adır. İşte o zaman Allah, şükredici olanlara mükâfaat, nankörlerine de ceza verecektir" buyurmuştur.

b) Bununla Allah'ın birliği anlatılmak istenmiştir. Feylesoflar (hukemâ), rücû (dönüş), intiha (varıp dayanma) gibi ifâdeler bulunan pek çok ayeti, bahsedeceğimiz şekilde tefsir etmişlerdir. Ama onların yaptıkları tefsirler, bu ayetlerin bir kısmı hakkında pek açık değildir. Ama bir kısmı hakkında açıktır. İşte bu sebeble biz diyoruz ki bu, Allah'ın varlığının ve birliğinin anlatıldığı bir ifadedir. Çünkü mümkün varlıklara göre gezdirdiğinde, onlardan hiçbirinin mûcid (var edici) olamadığını görürsün. Hem sonra, çoğu kez mesela, yüzdeki-dıstaki hararetin, güneşin ışığının vurmasından yahut bir ateşten dolayı olduğunun sanılması (tahmin edilmesi) gibi, bunların mucidinin bir başka mümkin varlık olduğu sanılır da, "Güneş de, ateş de mümkün varlıklardır. Binâenaleyh bunlar neden meydana gelmişler?" denilir. Eğer bunlar, bir başka mümkün varlığa dayandırılacak olursa, akıl, mümkün olmayan bir şeye varıp dayanmaları gerektiği neticesine varır ki o şey de "vâcibu'l-vücud'dur ve bütün işlerin kendisine varıp dayandığı varlıkdır. O halde "Rab", müntehâ olan, herşeyin vanp dayandığı şeydir.

Bu mana, burada açıktır, aklîdir ve nakle de uygundur. Çünkü, Ubeyy b. Kâ'b'den rivayet edildiğine göre o, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, "Şüphesiz en son gidiş ancak Rabbinedir ve Rab hakkında fikir yürütme olmaz" buyurduğunu söylemiştir. Bu, "Bütün işler, vacibü'l-vücûd da varıp dayanır, demektir. Vâcibü'l-vücûd da, varlığı bir mûcid sayesinde olmayıp, herşeyin varlığı kendisine bağlı olan" demektir.

Hazret-i Enes (radıyallahü anh) de, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Rabden bahsedildiğinde, onun hakkında ileri-geri konuşmayın" buyurmuştur. Bu, bahsettiğimiz manaya gelebilir. Bazı kimseler ileri giderek, rücû, müntehâ gibi ifadelerin yer aldığı her ayeti, işte bu manada tefsir etmişler, hatta bu manada, "Hoş ve güzel kelimeler, Allah'a yükselir" denilmiştir ki bütün bunlar, Hak teâlâ'nın varlığının delilidir.

Ama O'nun birliğinin deliline gelince, bu da, insan aklının, vâcibu'l-vücûd'un vâcibu'l-vücûd olması açısından, bir vâcibu'l-vücûda varıp dayanmasıdır, çünkü eğer o vâcibu'l-vücud olmasaydı, "müntehâ" olamazdı; aksine onun da bir mucidi bulunması gerekirdi. O halde, "müntehâ", "vâcib olması açısından" vâcib "olan zat" demektir ki bu mana, hem hakikat, hem de akıl açısından tektir. Çünkü mutlaka ya bu vacibe, yahut da o vacibe (yani bir vacibe) varıp dayanmak gerekir. Binâenaleyh vâcib için, vâcib oluşundan başka bir mana (sıfat) verilemez. Dolayısıyla da onun vâcib oluşu, uzak bir ihtimal olur. Eğer iki vâcib mevcud olsaydı, onlardan herbiri "müntehfi'dan önce olurdu. Çünkü vâcib olan, ikisinin toplamından öncedir. O halde müntehâ, O'dur. Bu iki delili kısaltarak anlattım.

İkinci Mesele

(......) ifadesindeki, "Senin Rabbin" ifadesi ile, kime hitab edildiği hususunda şu iki izah yapılabilir:

a) Bu, genel bir hitap olup, "Ey duyan, en mükellef, ve akıllı kişi..." manasınadır.

b) Bu hitab, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'edir ve bunda, onun dininin doğruluğunun izahı yatmaktadır. Çünkü herkes bir Rabbi ve ilahı bulunduğu iddiasındadır. Fakat Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), 'Benim Rabbim tektir ve sameddir. Hermümkin (mahlûk) Ona muhtaçtır. O halde senin Rabbin "müntehâ" (herşeyin varıp dayandığı zat'tır). O, rablerin Rabbi ve sebeblerin müsebbibidir" buyurunca, ayetteki hitabın ne kadar yerli yerince olduğu anlaşılır. Fakat hitabın genel olduğunu söylememiz halinde, bu, kötüler için ileri derecede bir tehdid, iyiler için de alabildiğine bir teşvik olur. Çünkü Hak teâlâ'nın, "Ey dinleyen, kim olursan ol, bil ki, herşeyin müntehası Rabbinedir" sözü, her iki durumu da alabildiğine güzel anlatır.

Ama bu hitabın, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e olduğunu söylersek, o zaman bu, onun (aleyhisselâm) kalbini yatıştıran bir teselli olur. Buna göre Cenâb-ı Hak, "üzülme, çünkü herşey sonunda, Bana gelecektir" demiş olur. Böylece de tıpkı, "Onların sözleri seni üzmesin. Çünkü Biz, onların gizli yaptıklarını da, açıktan yaptıklarını da biliriz..." (Yasin,76-63) ayetleri gibi olur. Bunun benzeri ayetler, Kur'ân'da pek çoktur.

Üçüncü Mesele

"Müntehâ"nın başındaki lâm-ı ta'rîf "ahd" (belirlilik) içindir. Çünkü Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hep, "Sizin varışınız Allah'adır" derdi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, "Şüphesiz ki en son gidiş (mentehâ) Rabbinedir" buyurdu. Böylece va'dedilen husus, Kur'ân'da ve hadisde ifadesini bulmuş olur. İkinci izaha göre, bu lâm-ı ta'rif, "umumîlik" için olup, "Her sonlu Rabbine varıp dayanır. Çünkü başlangıç O'dur" demektir. Bu izaha göre, diyoruz ki: Allah, idrak edebilecek varlıkların idrâklerinin son bulduğu noktadır. Çünkü insan önce, görünen şeyleri idrâk eder, algılar. Daha sonra da tefekkürünü derinleştirir ve gide gide Allah'a varır. İşte orada durmak mecburiyetinde kalır.

Güldüren Ağlatan O'dur

42 ﴿