43

"Şüphesiz ki güldüren de, ağlatan da O'dur".

Bu ayetle ilgili birkaç mesele var:

Birinci Mesele

"Geçen ayetteki, "en son gidiş (menteha) ancak Rabbinedir" ifadesi ile, Cenâb-ı Hakk'ın birliği anlatılmak istenmiştir" dememize göre.bu ayetler, İslam'ın temeli olan bir takım meseleleri isbat etmiş olurlar. Meselâ bunlardan birisi, Allahü teâlâ'nın kudretidir. Çünkü bazı filozoflar da Allahü teâlâ'nın, herşeyin varıp dayandığı

"müntehâ" olduğunu ve O'nun birliğini kabul etmektedirler. Ama bunlar, Allahü teâlâ'nın kadir olarak değil de, otomatik (mûcib) olarak işleri gördüğünü (kâinatı idare ettiğini) söylerler. İşte bundan dolayı Hak teâlâ Kendisinin, aynı yerde birbirine zıd olan, gülmeyi-ağlamayı, ölümü-hayatı, erkekliği-dişiliği yarattığını, bunun ise ancak kudret ve irade sahibi bir yaratıcıdan olabileceğini bildirmiştir. Bunun böyle olduğunu herkes kabul eder.

Bizim, geçen ayetteki bu ifade ile, ahiretin anlatılmak istendiğini söylememiz halinde, bu sonraki ayet, ahiretin durumunun anlatımıyla ilgili bir işaret olmuş olur. Çünkü insan, dünya hayatının mesela bir diliminde güleç-sevinçli, bir diğer diliminde, hüzünlü, ağlayan olduğu gibi, ahirette de onun başına böyle şeyler gelecek; gülecek veya ağlayacaktır.

İkinci Mesele

Burada, "Güldüren ve ağlatan" fiillerinin mef'ulleri zikredilmemiştir. Çünkü bu iki kelime, güç yetirilen şeyi ortaya koymak için değil, Allah'ın kudretini anlatmak için getirilmişlerdir. Dolayısıyla mef'ûle gerek yoktur. Nitekim birisi "alıp-vermek falancanın elindedir. O isterse verir, isterse vermez" der ve verilip-verilmeyecek şeyi bildirmeyi kasdetmez.

Üçüncü Mesele

Allahü teâlâ erkek ve dişi için, bu iki sıfatı özellikte belirtmiştir. Çünkü bunlar, herhangi kesin bir sebebe bağlanmayan iki durumdur. Dolayısıyla hiçbir tabiatcı (maddeci) gülmenin ve ağlamanın niçin sadece insanda bulunduğu hususunda bir izah yapamaz ve bir sebeb gösteremez. Binâenaleyh bunlar aşikârı birşeye bağlanamayıp, mutlaka bir varedicileri de gerektiğine göre, bu varedicinin Allah olduğunu söyleriz. Hastalık ve sağlık ise böyle değildir. Çünkü tabiatcılar, hastalık ve sağlığın sebebinin, bedenin mizacının (düzeninin) bozulması ve dengesinin kaybolması olduğunu söylerler. Ağlama ve gülmenin sadece insana verildiğinin delili şudur: Tabiatcılar gülme konusunda, gülünebilecek birşey söylediklerinde, "işte bu taaccübün kuvvetinden kaynaklanan bir durumdur" derler. Ama bu son derece yanlıştır. Çünkü insan, dikkate değer bir takım şeyler görüp, apışıp kalır, hayranlık duyar ama gülmez. Yine gülmenin, sevincin kuvvetinden kaynaklandığını söylemişlerdir. Ama böyle de değildir. Çünkü insan bazan alabildiğine sevinir, ama gülmeyebilir. Yine hüznün doruk noktasında olan birini, komik birisi güldürebilir. Ağlamadaki durum da böyledir. Eğer tabiatcıların iddia ettiği şeyleri fazlaca bilen birisine, "Bir takım hususî durumlarda, gözden yaşın çıkmasının sebebi nedir?" denilecek olsa, o, gerçek bir sebeb gösteremez. Yine mıknatıs ve benzeri maddelerdeki belli özelliklerin sebebi sorulduğunda, tabiatcı apışıp kalır. Nitekim onlara, yıldızların konumlarının sebebi sorulduğunda, hem onlar, hem de bu tür şeyleri Allah'ın kudret ve ifadesine havale etmeyen hendeseciler apışıp kalırlar.

Öldüren Dirilten O'dur

43 ﴿