44"Öldüren de, dirilten de O'dur". Bu ayet hakkında söylenebilecek şeyler, tıpkı önceki ayet hakkındakiler gibidir. Fakat Allahü teâlâ önceki ayette, "cins"den daha hususi olan "tür"ün özelliğini belirtmiştir. Çünkü bu çok nettir ve bir sebebe bağlanabilmekten çok uzaktır. Daha sonra da bu hususa, ondan daha genel ve sebebe bağlanmaktan uzaklık bakımından, birinciden daha hafif olanı ona atfetmiştir. Bu daha hafif ve genel olan ise, öldürme ve diriltmedir. Bu iki sıfat, birbirine zıttırlar. Yani ölüm ve hayat, tıpkı gülme ve ağlama gibi, birbirinin zıddıdır. Bu izaha göre ölüm, sırf yokluk değildir. Aksi halde, imkânsız olan şey ölmek olurdu. Her halükârda bu demektir ki, öldürmek de, diriltmek de, bir yokluk değildir, var olan bir şey olup, ikisi de canlıların özelliklerindendir. Tabiatcı yine, hayatın, bedenin mizacının (düzeninin) dengeli oluşundan kaynaklandığını söylemiştir. Halbuki mizaç, birbirine zıt temel unsurlardan meydana gelmiştir. Bu unsurlar, ateş, hava, su ve toprak olup, tabiatları gereği birbirinden ayrılıp-çözülmeyi akla getirirler. Zıt oldukları için, aralarında terkip yapamayan, biraraya gelemeyen şeyler için, Ölüm söz konusu olmaz. Çünkü öldürme ve diriltme işinin gözle görüleceği tarzda ne zaman bu ihya ve imate işini yapmıştır? Aksine canlılardaki müşahedemiz hayat ve sonra ölüm esasına bina edilmektedir? diyecek olursa, zıt şeylerin herbiri, yaklaştığı, biraraya geldiği şeyden uzaklaşmayı ister. İşte bu sebeble Hak teâlâ, "yaratan, enâsır-ı erbaa'yı (dört temel unsuru) biraraya getiren ve onları belli bir müddet böyle muhafaza eden zat, onları bundan daha fazla muhafaza etmeye de kadirdir. Binâenaleyh bir canlı öldüğünde, bu, o canlıdan kaynaklanan zarurî birşey olmayıp, hür ve irade sahibi bir failin fiili (yaratması) sebebiyle olmuştur. İşte o fail, Allahü teâlâ'dır. Binâenaleyh O, öldüren ve diriltendir" demek istemiştir. İmdi, biri çıkıp dese ki: O ne zaman öldürür ve diriltirse, böylece öldürdüğü ve dirittiği zaman bu bilinir. Hatta hayata ve ölüme binaen, diriltme ve öldürme işi müşahede edilir mi? denilirse Cevaben deriz ki: Bu hususta şu izahlar yapılır: 1) Ayette bir takdim-tehir vardır. 2) Bu iki fiil, muzari manasınadır. Çünkü öldürüp diriltme işi her zaman pek yakındır. Nitekim Arapça'da, yeri ve zamanı yakın olduğunda, "Falanca ulaştı", "Gece girdi" denilir. Ayetteki "diriltti - öldürdü" kelimeleri de böyledir. 3) "öldürdü" yani, "O unsurlarda (elementlerde), ölümü ve cansızlığı yarattı, daha sonra onları bir araya getirip "diriltti" yani, bu cansız unsurlarda hissi ve hareketi yarattı." Erkek ve Dişi |
﴾ 44 ﴿