46"Hakikaten, (rahme) atıldığı zaman meniden erkek ve dişi, çiftini yaratan O'dur". Bu ayette bahsedilen bu iki varlık da, aynı meniden meydana gelen zıd şeyler cümlesindendir. Binâenaleyh bazısı erkek olarak, bazısı dişi olarak yaratılmışlardır. Bunun, dişideki soğukluk ve rutubet (yumuşaklıktan) olduğunu söyleyen tabiatcının anlayışı, bu işin künhüne ulaşamaz. Çünkü mizaç itibarıyla erkekten daha kuru (yâbis) olan nice kadınlar vardır. Nitekim sen küçükle büyük arasındaki farklara dikkat edecek olursan birtakım şaşırtıcı durumlar görürsün. Bunlardan birisi de, sakalın bitmesidir. Tabiatcıların, sakalın bitmesi konusunda söyledikleri şeyin en kuvvetlisi şudur: Onlar demişlerdir ki: Kıllar, deri gözeneklerine doğru kayıp giden dumanımsı bir buhardan meydana gelmektedir. Binâenaleyh, bu gözenekler, çocuk ve kadının yaratılışında olduğu gibi, son derece nemli ve yumuşak, açılımlı olduklarından, bu dumanlar, kıl meydana gelmeden önce kolaylıkla o nemli gözeneklerden çıkacağı için, kıl bitmez. Ama bu gözenekler son derece kuru ve kesif, açılımsız, sert olduklarında ise, dumanların o daracık yerden çıkması zor olacağından, kıl biter. Sonra muhakkak ki ilgili o maddeler, özel yerlere doğru cezbolunurlar ve de, oralara yönelirler. Başa gelince, oraya yönelirler; çünkü baş, kafatası, buhar ve dumanların üzerindeki bir kubbe gibidir. Bu sebeble giderek ona doğru yükselirler. Bundan ötürü baştaki kıllar, daha çok ve daha uzun olur. Bundandır ki, erkekde, buhar ve dumanların kendisine yöneldiği bir takım yerler bulunmaktadır. Kalbin harareti dolayısıyla göğüs bunlardan biridir. Zira hararet, lambanın (alevinin) yağı kendisine doğru çekmesi gibi, nemliliği kendine doğru çeker. Tenasül uzvu da, buna yakındır, çünkü şehvetin harareti de, aynı şekilde cezbedici, kendine çekicidir. Bu yerlerden bir tanesi de, sakal ve bıyıktır. Zira bunlar, yeme ve konuşmadan dolayı, çokça hareket etmektedirler. Hareket de aynı şekilde cezbedicidir... Buna göre onlara, "Ancak tenasül uzvu bulunduğu zaman sakal kıllarının bitmesini (telâzim) gerekli kılan faktör nedir? Zira, tenasül uzvu kesildiğinde sakal bitmemektedir. Yine, çocuk dişiyle genç dişi, kadının dişiyle erkeğin dişi arasında ne fark vardır?" denildiğinde, bu meselelerin bir kısmında o tabiatçı şaşırır, bir kısmı hakkında ise, tutarsız ve zayıf şeyler söyler.. Halbuki o bunları ilahi hikmete havale etseydi, elbette daha iyi olurdu. Fasl Zamirinin Rolü İfadeyle ilgili birkaç mesele vardır. Cenâb-ı Hak burada, (......) buyurmuş, 43. Ayette (......) buyurduğu gibi, (......) buyurmamıştır (niçin)? Çünkü, bir kimse, gülme ve ağlama işinin, insanın kendi fiiliyle olduûunu zannedebilir. Öldürme ve diriltme hususunda böyle bir tevehhüm her ne kadar uzak ise de, ancak ne var ki, câhil bir kimse bunu söyleyebilir. Nitekim Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'le mücâdele eden Nemrud "Ben de diriltir ve öldürürüm..."(Bakara,258) derken, bunu kastetmişti. İşte bu sebeple Cenâb-ı Hak, bu hususu, fasıl zamiri zikretmek suretiyle te'kîd etmiştir. Nutfeden erkek ve dişinin yaratılmasına gelince, hiç kimse, herhangi bir kişinin bunu yapabileceğini düşünmez.. Bu sebeple Cenâb-ı Hak, bu hususu fasıl zamiri ile te'kid etmemiştir. Cenâb-ı Hakk'ın şu sözüne bir baksana: "Zengin kılan da fakir kılan da O'dur..."(Necm,48). Çünkü, onlara göre zengin olma İşi, Allah'a dayanmamaktadır. Onların inançlarına göre bu, kendi fiilleriyle olmaktadır. Nitekim Karun da şöyle demişti: "O bana ancak, kendi ilmimden dolayı verildi.."(Kasas,78).. Bundan ötürü Hak teâlâ, "Şüphesiz ki, Şi'râ (Sirius) yıldızının Rabbi de, O'dur.." (Necm,49) buyurmuştur, zira o müşrikler, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Rabbinin, Şi'rfi yıldızının da Rabbi olmasını imkânsız addediyorlardı.. İşte bu sebeple Cenâb-ı Hak, onların, Allah'a nisbet edilmesini imkânsız gördükleri pekçok yerde, bu isnâd edilmeyi te'kid etmiş, ama bunun dışındaki yerlerde te'kid etmemiştir. İkinci Mesele "Erkek ve dişi", (zeker ve ünsâ) kelimeleri, hem iki isim ve sıfat mıdırlar, yoksa iki isim olup sıfat değil midirler? Dilciler nezdinde meşhur olan, ikincisidir. Açık olan görüşe göre, bu kelimeler, sıfat olan isimler cümlesindendirler. Zeker Hasen (güzel, iyi) ve âzib (bekâr) kelimelerine; ünsâ kelimesi de, Hublâ (hâmile) ve kübrâ (büyük) kelimelerine benzer. Biz, açık olanın, bunların iki sıfat olduğu şeklindeki görüş olduğunu belirttik. Çünkü sıfat, kendisi için herhangi bir durumun sübût bulduğu şeye itlâk edilip ona yüklenen şeydir. Meselâ âlim kelimesi, kendisinde ilim hali olan şeye; el-müteharrik (hareketli) kelimesi de, ağaç ve taş kelimelerinin aksine, kendisinde hareket bulunan şeye itlak edilir. Çünkü ağaç kelimesi, birsey hakkında, onun için herhangi bir durumu sübut bulması şartıyla söylenilmez. Bilakis bu, muayyen bir şey için vaz, olunmuş bir isimdir. Zeker (erkek) kelimesi ise, kendisinin bir durumu ve hal olan bir şey için kullanılır. Bu sebeble de, onunla tavsifte bulunulabilir; ama, ağaç kelimesiyle niteleme yapılmaz. Meselâ, "bana, erkek bir şahıs geldi" ya da "erkek bir insan geldi" denilir, ama, "ağaç bir cisim" denilmez. Bunun, bir isim olup, sıfat olmadığı görüşünü benimseyene gelince, o bu görüşe, onun (kendisinden iştikak ettiği) bir fiili olmadığı için kail olmuştur. Çünkü sıfatların genellikle bir fiili vardır. Meselâ, âlim, câhil, azib (bekâr), kübrâ ve hublâ kelimeleri gibi... Bu, onun, (tabiatcının) benimsediği görüşe delâlet etmez. Çünkü, erkeklik ve dişüik, bir kısmıyla değişmeyen sıfatlardandır. Bu yüzden, bunlardan fiil yapılmaz. Çünkü fiil, vaki olacağı şey için, çoğunlukla yenilenir, teceddüd eder. Bunun için, oabalık, oğulluk ve kardeşlik gibi nisbetlerin, nisbet hallerinin fiilleri bulunmamaktadır. Çünkü bunlar, değişen köklerden olmamıştır. Bu bakımdan, değişebilen nisbet hallerinin fiilleri bulunmaktadır. Arapça'da, zorlamayla ortaya konulmayıp, değişimi kabul ettiğinden "onu kardeş edindi" ve "onu oğul edindi" denilir. Ayet-i kerimedeki ifadesine gelince, bu, "bir damla su parçasından" demektir. "atıldığı zaman" ifadesine gelince, bu ifâde, ya, kişide inzal hali vuku bulduğunda söylenilen "meni akıttı" ifâdesinden, yahut da, kadir oldu, muktedir kılındı anlamında olan (......) kelimesinden gelmektedir (......) kelimesi, kudretin mükemmelliğine dikkat çekmektedir. Zira nutfe, menî, unsurları son derece mütenasip olan bir cisimdir. Allahü teâlâ ondan, pek muhtelif uzuvları ve farklı farklı huyları yaratır. Erkek ve dişinin bundan yaratılması, açıkladığımız üzere, olabilecek şeylerin en şaşırtıcı olanıdır. İşte bundan ötürü hiç kimse, nasıl ki gökleri yaratableceğini iddia etmeye kadir olamamış ise, aynen bunun gibi, bunu yaratmayı iddia etmeye de kadir olamamıştır. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorarsan, muhakkak ki, "Allah!" diyeceklerdir" (Zuhruf,87) ve "Eğer onlara, gökleri ve yeri kim yarattı diye sorarsan, muhakkak ki "Allah!" diyeceklerdir" (Lokman. 25) buyurmuştur. Bir Başka Yaratılış Cenâb-ı Hak daha sonra, |
﴾ 46 ﴿