47

"Şüphesiz ki (ölümden sonra) tekrar diriltmek de O'na aittir".

buyurmuştur.

Bu, müfessirlerin ekseriyetinin görüşüne göre, haşr'e bir işarettir. Uzun uzun düşündükten ve Cenâb-ı Hakk'ın lûtf u kereminden, bu konuda beni gerçeğe ulaştırmasını istedikten sonra, bana görünen odur ki, burada, insana, insanî ruhun üfürülmesinin murad edilmiş olması (da) muhtemeldir. Bu böyledir, çünkü, emmâre bi'ssû-i (kötülüğe sevkeden) olmayan kıymetli nefis, kesif ve karanlık cisimlerle karışır haldedir... Allah da, bununla (imam ruhla), Ademoğlunu şereflendirmiştir. Cenâb-ı Hakk'ın, "..o kemiklere de et giydirdik. Bilâhere onu başka yaratılışla inşa ettik.." (Müminûn, 14) ayetinde de buna işaret vardır. Cenâb-ı Hak, nutfenin yaratılışını "alaka"ya, "alaka"yı, bir çiğnem et parçasına, bir çiğnem et parçasını (mudğatun) da kemiklere dönüştürmüştür. Bu son yaratılışla da, insan, diğer canlı türlerinden temeyyüz edip ayrılmış, idrâk ve algılamalar hususunda meleklerle müşterek olmuştur. Cenâb-ı Hak nasıl orada, nutfenin yaratılmasından sonra, "Bilâhere onu başka yaratılışla inşa ettik..." buyurmuşsa, burada da, "Şüphesiz ki (ölümden sonra) tekrar dirütmek de O'na aittir" buyurmuştur. Böylece, rûh üfürülüşu, orada "bir başka inşâ" olarak addedilirken, burada da, "tekrar diriltilme - neş'eten uhrâ-" addedilmiştir. Bunu söylemeyi vâcib kılansa, "Şüphesiz ki, en son gidiş ancak Rabbinedir.." (Necm, 42) ifâdesinin, ekseri alim nezdinde yeniden yaratılma halinin beyânı; "Sonra buna en kâmil mükâfaat verilecektir.."(Necm, 41) ayetinin de, bunun gibi oluşudur. Böylece, "neş'et-i uhrâ"nın zikredilmesi, "iade yeniden yaratılma" olmuş olur. Bir de Cenâb-ı Hak, bu ifâdeden sonra "Hakikat şu: (insanları) başkalarına muhtaç olmaktan kurtardı ve o, sermaye sahibi kıldı.." (Necm, 48) buyurmuştur. Bu da, dünya hallerindendir. Bu anlattığımıza göre, ayetlerin tertibi son derece güzeldir. Çünkü buna göre Cenâb-ı Hak, "Allah, erkek ve dişiyi yarattı. Sonra onlara, kıymetli olan o insan ruhunu üfürdü, sonra onu, küçüklüğünde annenin sütü, babanın da nafakalarıyla başkasına muhtaç olmaktan kurtardı, büyüdükten sonra da onu, kazanç yoluyla sermaye sahibi kıldı.

Buna göre eğer, "neş'et-i uhrâ, Cenâb-ı Hakk'ın, "(Allah'ın) yaratmaya nasıl başladığını görün. Allah yeni bir ahiret hayatımda tekrar yaratacaktır..." (Ankebût. 20) ayetinde "mhaşr" için varid olmuştur" denilirse, biz deriz ki: Ahiret kelimesi, âher (en sonuncusu) kelimesinden olup, Ahir (sonuncu) kelimesinden değildir. Çünkü elâher, ef'al veznindedir. Daha önce de geçtiği Üzere, Cenâb-ı Hak orada el-bed'u (başlama)'yı zikredince bu, yeniden yaratmaya hamledilmiş, burada ise, onun, bir nutfeden (meniden) yaratılışını zikretmiştir. Nitekim, "Sonra o nutfeyi bir " 'alaka' haline getirdik..." buyurulup da, daha sonra, "Bilâhere onu, başka yaratılışla inşâ ettik.."(Mûminun, 14) buyurulan ayetlerde de durum aynıdır. Ayetle ilgili birkaç mesele vardır:

Allah Hakkında Vücub

alâ- "üzerine.." harf-i cerri, Arapça'da vücûb, zorunluluk ifâde etmektedir. Oysa ki, yeniden yaratmak, Allah'a vacib değildir. O halde, Cenâb-ı Hakk'ın, ifâdesinin manası nedir? Zemahşerî, mezhebi olduğu üzere bunun aklen böyle, (vâcib) olduğunu; çünkü hikmetin bir muktezâsının da, insanları cezalandırmak olduğunu, bununsa ancak "haçr"la tamamlanacağını, o halde, yeniden diriltme (lâde)'nin, O'na aklen vacibb olduğunu söylemiştir. Bizse bunu söylemiyor ve şöyle diyoruz: Bu konuda iki izah şekli vardır:

a) Va'd hükmüne göre, bu Allah'a aittir. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Gerçek ölüleri biz diriltiriz biz"(Yasin, 12) buyurmuştur. Şu halde bu, ne aklen ne de şer'an değil, ama va'dinden dolayı Allah'a düşer.

b) Bunun, iş olarak, (başkasına değil de), Allah'a düşmesi.. Çünkü, bir kimse bir topluluğun arasında bulunur, derken o topluluk bir şey yapmaya yönetir, ama bundan da aciz kalırsa, o zaman o kimseye, "Şu halde, bunu yapmak sana düşüyor denilir. Yani, "Bu iş sana düştü".

İkinci Mesele

(en-neş'etu) kelimesi, "ed-darbetu - darbe, bir vuruş..." kelimesi gibi, binâ-i merre olan "fı'letun" vezni üzerine olmak üzere, masdar olarak, bu şekilde okunmuştur. Nitekim sen "ona, iki defa vurdum" dersin... Buna göre bu, "Diriltme üstüne diriltme, O'na aittir" anlamındadır. Bu kelime, "kefâlet" kelimesi gibi, "feale" vezninde, med ile (......) şeklinde de okunmuştur. Kelime, hangi şekilde okunursa okunsun, her halükârda (......) fiilinden gelmektedir. Bu fiilse lâzım (edilgen) bir fiildir. Söylenilmesi gerekli olan şudur: "Yeniden yaratma değil, ama inşâ etme (ilk yaratma) O'na aittir..." biz diyoruz ki, bunda şu fayda vardır: Şüphesiz ki kesinlik, yaratmanın bir başka kez bulunması yoluyla, bundan (da) elde edilir... Şayet O, "inşâ etmek O'na aittir" demiş olsaydı, muhtemelen bir kimse, şöyle diyebilirdi: "İnşâ kelimesi, Iclâs (oturtmak) kabilinden bir kelimedir. Şöyle ki, genişlik itbariyle, "onu oturttum, ama o oturmadı", "onu ayağa kaldırıp dikelttim, ama o dikelmedi" denilir. Bu sebeple, "onu inşâ etti, ama o, neş'et etmedi; yani, neş'et edip yaratılmaya yönelmedi ve vücûd bulmadı" denilebilir. Bu bakımdan (......) buyurulunca, bu, yaratılmayı meydana getirir, onun zarurî olarak bulunması itibariyle, onu gerçekleştirir" anlamına gelmiş olur.

Üçüncü Mesele

"Yaratma, ikinci kez de O'na aittir" diyenin görüşüyle, "Bir başka yaratma da O'na aittir" diyenin görüşü arağında bir fark var mıdır? Biz diyoruz ki, evet denildiğinde, neş'et (yaratma) işi önceden bilinmiş olmaz. Ama, buyurulduğunda ise, bir başka yaratmanın hakikati (daha önceden) bilinmiş olur Biz diyoruz ki, işte malum olan bu iş O'na aittir.

Cenâb-ı Hak,

47 ﴿