49

"Hakikat şu: "Şi'râ" yıldızının Rabbi de O..."

buyurmuştur. Zira, bazı kimseler, fakirlik ve zenginliğin, insanın çalışıp çabalamasına bağlı olduğunu, binâenaleyh çalışıp çabalayan kimselerin zengin, tembellerin ise fakir olduklarını söylemişlerdir. Bazı kimseler de, bunun, baht'a, şansa, talihe bağlı olduğunu; bahtın da, yıldızlarla alakalı olduğunu söylemişlerdir. İşte bunun üzerine Cenâb-ı Hak da, Kendisinin, "Şi'râ yıldızının Rabbi... olduğunu" buyurmuştur. O zaide, zenginliğin yıldızlarla olduğunu söyleyenler yanılmışlardır.

Bu sebeple biz de diyoruz ki: O, yıldızların Rabbi'dir, onları harekete geçirendir. Nitekim Cenâb-ı Hak da, "O, Şi'râ yıldızının Rabbidir" buyurmuştur. Cenâb-ı Hak, onlar bunu kabul etmeyip inkâr ettikleri için, araya fasi zamiri getirerek, ifâdeyi te'kîd etmistir. Şi'ra, aydınlatan yıldız demektir. Yıldızların içinde, bir Yemânî diğeri de Şami olmak üzere, iki parlak yıldız bulunur. Görünen odur ki, bununla, Yemani yıldızı kastedilmişti.. Çünkü onlar, ona tapıyorlardı.

b) Önemli haberlerin yer aldığı şeyi inzal etmek, bir hikmet-i balığadır.

c) Yaklaşmakta olan kıyamet ve ona delalet eden deliller, bir hikmet-i balığadır.

d) Bu ifade mansub olarak şeklinde de okunmuştur. Bu durumda, "hal" Bunun zi'l-hâli ise, geçen ayetteki mâ edatıdır. "Bu size bir hikmet-i bâliğa olarak geldi" demektir.

Buna göre şayet, "Eğer bu mâ ism-i mevsûl kabul edilirse, marife olur. Bu durumda da onun "zilhal" olması yerli yerinde olur. Fakat ifade, "Onlara, kendisinde caydırıcılık özelliği bulunan önemli haberler gelmiştir" manasında olursa, bu mâ, nekire olur. Halbuki "zi'l-hâl'in nekire olması (nahiv bakımından) uygun değildir" denilirse, biz deriz ki bu durumda mâ'nın, ayette, (......) ifadesiyle tavsif edilmiş olması, bunun "zi'l-hâl" olmasını sağlamış olur.

Ayetteki, "Fakat (onlara) nezirler asla fayda vermiyor" ifadesi hakkında da şu iki izah yapılabilir:

a) Bu, mâ-i nâfiyedir. Buna göre, "O uyarıcılar fayda versinler ve gönderildikleri kimseleri hakka girmeye zorlasınlar diye gönderilmediler. Ancak ve ancak birer tebliğci (mesaj ulaştırıcı) olarak gönderildiler" manasında olur ve böylece ifade, tıpkı, "Eğer yüz çevirirlerse, bil ki biz seni onlara muhafız olarak göndermedik" (Şûra,48) ayeti gibi olur ve bu manayı, hemen peşinden gelen, "O halde onlardan yüz çevir" (Kamer, 6) ayeti de destekler. Bu durumda mana, "Senin ve bütün peygamberlerin görevi (Ey Muhammed), mutlak fayda vermek ve mecbur etmek değildir. Binâenaleyh sen, tebliğ vazifeni yapınca, "Rabbinin yoluna hikmetle çağır" (Nahl, 125) ayeti ile emrolunduğun, o üstün hikmet görevini yerine getirmiş olursun. Buna kadir olamazsan, onlardan yüz çevir" şeklindedir.

b) Bu, mâ-i istifhamiyye (soru mâ'sı)dır. Buna göre, ilgili ayetlerin manası, şöyle olur: "Sen vazifen olan tebliğ işini, ilgili mucizeleri ve delilleri gösterme işini yerine getirdin. Ama onlar yine de yalanladılar. Bunun üzerine sen onları, daha önceki kavimlerden, peygamberlerini yalanlamış olanların başına gelenler ile uyardın. Bu da onlara fayda vermedi. Bütün bunlar, herbiri birer hikmet-i bâliğâ'dır Artık bunların ötesinde, nezirlerin uyarıcıların, sayesinde faydalı olacakları şey nedir? Binâenaleyh üzerinde ifâ edilmemiş görev kalmamıştır."

Âd Kavmini İmha Eden

49 ﴿