52"Semûd'u da bırakmadı. Daha evvel Nûh kavmini de O imha etti. Çünkü bunlar çok zâlim ve çok azgınların tâ kendileriydi". Bu, "Allah Semûd kavmini de helak etti" demektir. Ayetteki ifadesi, Âd ve Semûd" kelimeleriyle ilgili olup, "Allah onlara merhamet etmedi" demektir. Kimi müfessirler bu ifadeye, "Onları bırakmadı" manasını vermişlerdir ki, bu da, "Allah onlardan hiçbirini sağ bırakmadı" demektir. Mananın ooyle oluşunu, "Onlardan hiç bakî kalmış birisini görüyor musun?" (Hakka, 8) ayeti de destekler. Haccâc, Sakîf kabilesinin, Semûd soyundan olduğunu söyleyenlere karşı bu ayetteki, "(Allah) Semûd'u da bırakmadı" ifadesini delil getirmiştir. Kabl ve Ba'd Kelimeleri Ayetteki, "Daha evvel Nûh kavmini de..." ifadesi, "Allah, daha önce de Nûh kavmini helak etmişti" demek olup, izafetten kesilen, (yani muzafun ileyh'leri hazfedilen), ve (daha önce - daha sonra) kelimeleri ile ilgili izahlar meşhurdur. Buna binâen bu kelimeler, sanki bir gaye (son sınır) ifade eder olup, zamme üzere mebnî kılınırlar. Bunların mebnî oluşları, izafeti ihtiva etmelerinden ötürüdür, ama başka bir hareke değil de, zamme üzerine mebnî oluşlarına gelince, do şundandır: Bunlar eğer feth üzere mebnî kılınmış olsalardı, zaman zarfı olmaları açısından, i'raba müstehak olan şey bunlarda sabit olmuş, böylece de mansub olmayı laketmiş olurlardı. Çünkü fetha da nasb gibidir. Eğer bunlar, kesr üzere mebnî olsalardı, yine durum, i'rabın gerektirdiği tarz üzere olmuş olurdu. Bu da, harf-i cerle mecrûr olmalarıdır. Dolayısıyla mu'reb oluş hallerine ters düşen, bir hareke üzere ebnî kılınmışlardır. Ayetteki, "Çünkü bunlar çok zalim ve çok azgınların tâ kendileriydi" ifadesine gelince, bil ki bu "zulüm", onların bu işin öncülüğünü yapmalarından ve dünyada bu işi ilk yapanlar olmalarından ötürüdür. Nitekim Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kim kötü bir çığır açarsa, yaptığı bu işin ve (kıyamete kadar) aynı işi yapanların günahı o kimseye olur" Müslim, ilim, 15 (4/2059) Tirmizi, İlim, 15 (5/43). Kötü işi ilk başlatan, en zâlim kimsedir. (en azgın) oluşları da, onların, öğütleri dinleyip, aradan uzun zaman geçince, artık öğütlere aldırmaz olunca, peygamberlerinin bedduasına uğrayan kimseler oluşlarından ötürüdür. Çünkü bir peygamber, kavmine ancak, aşırı ısrar ve inadlarından sonra beddua eder. Binâenaleyh zâlim, ilgili şeyi, olması gerektiği yerden başka bir yere koyan, tâğî (azgın) ise aşırı giden, haddi aşan demektir. Şu halde "tâğî", zulüm itibarıyla daha ileri olandır. Zulüm ile tuğyan, tıpkı "mugayir ile muhalif" kelimeleri gibidir. Çünkü muhalif, ilave bir vasıfla birlikte mugayirdir, (yani mugayir oluşuna ilaveten bir kötü vasfı daha vardır). "Mugayir ile ztd" kelimeleri de böyledir. Çünkü her zıd, mugayirdir, ama her mugayir zıd değildir. Burada şöyle bir soru sorulabilir: Ayetteki "Nûh kavmini de..." ifadesinden murad, zâlim kimseleri, helak etme ile tehdiddir. Binâenaleyh Cenâb-ı Allah, "Onlar, zulmün ve tuğyanın zirvesinde oldukları için helak oldular" deyince, zâlim, "Onlar çok zâlimmişler de, zulümde aşın gitmiş olmalarından ötürü helak edilmişler. Biz ise o kadar ileri gitmeyiz. Dolayısıyla helak da olmayız" diyebilirdi. Ama Cenâb-ı Hakk, "Zâlim oldukları için helak edildiler" buyurunca, bu, her zâlime korku vermiştir. Peki burada "azlem" (daha zâlim) kelimesinin kullanılmasının hikmeti nedir? Deriz ki: Bunun maksadı, onların güç ve kudretlerini, bedence cüsseli oluşlarını anlatmaktır. Bu "Çünkü onlar bu aşırı zulüm ve tuğyanlarına, dalışları, bunu mütemadiyen yapışlarından ve uzun ömürlü oluşlarından ötürüdür. Ama bu güç ve kudretlerine rağmen, hiç biri kurtulamamıştır. O halde, ömür ve kudret bakımından onlardan daha aşağı olanların durumu, ya nice olur" demektir. Bu tıpkı, "Onlar kuvvetçe daha çetin idiler" (Kaf, 36) ayeti gibidir. Mu'tefike |
﴾ 52 ﴿