54

"Altı üstüne gelen kasabaları da kaldırıp yere çarptı da, onlara giydirdiğini giydirdi".

"Mu'tefike", altüst edilen demek olup, bu ifadeyle ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Bu ifade, açık ile şeklinde de okunmuştur. Bu hususta meşhur görüşe göre, ayet ile ifade edilenlerin, Lût kavminin beldeleri olmasıdır. Fakat Lût kavminin altüst edilmiş yerleri vardı. Binâenaleyh bunlar, altüst edilmiş bir çok yerdir (mü'tefikât)tır. Şöyle de denebilir: Bu ifade ile kastedilen, "Şehirleri altüst edilmiş, evleri yerleri bir edilmiş, bütün beldelerdir, herkestir. İşte bundan ötürü helak edilen kimseler sayılırken, bu iş, "mü'tefikât" ifadesiyle noktalanmıştır. Bu tıpkı birisinin, "Falan, falanca ve onlar gibi olan herkes helak oldu" demesi gibidir.

İkinci Mesele

(......) kelimesi, "ya "Cenâb-ı Hak onları düşürdü, alaşağı etti" manasınadır. Bu cümleden olarak, Allahü teâlâ'nın onları yukardan aşağı düşürdüğü, kaldırıp attığı söylenmiştir. Çünkü Cebrail (aleyhisselâm) onları, kanadının üstüne alıp kaldırmış, sonra tepeleri üstüne yere çakmıştır. Şu da söylenmiştir: Onların binaları yüksekti. Derken Allahü teâlâ o yüksek evleri deprem ile, yerle bir edip, altını üstüne getirdi.

Üçüncü Mesele

Ayetteki bu ifade, senin de söylediğin gibi, tıpkı bir kimsenin "Altüst edilmişi altüst etti" demesine benzer. Halbuki zaten altüst edilmişi altüst etmek, hâsıl-ı tahsildir (ne dersiniz)? Deriz ki: Bu, "altüst edilmiş, kendi kendine altüst olmadı, aksine Allah onu böyle etti, o da böyle altüst oldu" demektir.

Dördüncü Mesele

Altüstedilen bu beldelerin, yer ismi ile anılmasının hikmeti nedir? Çünkü Cenâb-ı Hak, Âd, Semûd ve Nûh kavmini, beldelerinin ismi ile değil de, kavim ismi ile zikretmiştir (niçin)? Deriz ki: Buna şu iki şekilde cevap veririz:

1) Semûd kelimesi de aslında yer ismidir. Binâenaleyh Cenâb-ı Hak, "Âd"ı, kavim ismi ile, Semûd'u yer ismiyle; Nuh'u kavim ismiyle, Mü'tefike'yi de yer ismiyle zikretmiştir. Çünkü ilgili kavimlerin, yerlerini Allah'ın azabından korumaları mümkün olmadığı gibi, yerlerinin de o kavimleri korumasının mümkün olmadığını belirtmek istemiştir. Çünkü örten, bazan oturanlar kuvvetli olurlar ve evlerini koruyabilirler, bazan da evler (kaleler) kuvvetli olur da, gelecek tehlikeleri sakinlerinden bertaraf ederler. Halbuki Allah'ın azabına karşı onları ve diyarlarını koruyabilecek hiçbirşey yoktur. İşte bu mana mü'minler için şu iki ayette vardır:

a) "(Allah) insanların elini sizden alıkoydu, uzak tuttu "(Feth.20) ve

b) "Onlar, kalelerinin, kendilerini Allah'dan koruyacağını zannettiler"(Haşr, 2) ayetlerinde.. Birinci ayette sakinleri, meskenlerini koruyamamıslardır, ikincisinde de, kaleler sakinlerini koruyamamalardır.

2) Âd, Semûd ve Nûh kavimlerinin işlerinin (günahlarının) ne olduğu daha önce geçmişti. Bunların diyarları yok olmuştu. Fakat bunların hikayeleri (haberleri), meşhur ve mütevatir idi. Lût kavmine gelince, onların diyarlarında, bu altüst olmanın izleri (haberleri) net bir biçimde gözüküyordu. İşte bu sebeble Cenâb-ı Hak, burada sayılan kavimler hakkında, en meşhur yönlerini anlatmıştır.

Cenâb-ı Hak daha sonra, "(Allah) onlara giydirdiğini giydirdi" buyurmuştur. daki edatının mef'ûl olması muhtemel olup, açık olan da budur. Bu edatın, fail olma ihtimali de vardır. Nitekim Arapça'da "Onu döven dövdü" denilir. ((......) burada faildir). Yaptığımız bu izaha göre diyoruz ki: "Bu giydiren, bürüyen failin, Allahü teâlâ olması muhtemeldir. Bu durumda ayet tıpkı, "Semâ'ya ve onu bina edene yemin olsun ki..." (şems, 5) ayeti gibidir. Yine bunun, Allahü teâlâ'nın onlara gazab edişinin sebebine bir işaret olması da muhtemel olup, "Allah onlara, bir sebebten ötürü gazablanmıştır" manasında, "Onları bu sebebler, bürüdü" demektir. Nitekim Arapça'da padişahı, sözü ile kızdırıp, padişah tarafından dövülen kimseye, "Seni döven, senin sözündür" denilir.

54 ﴿