56"İşte bu da, korkutucu (ikaz edici) evvelki peygamberlerden, nezir bir peygamberdir". Bu ayetle ilgili birkaç mesele var: Birinci Mesele Ayette, "İşte bu" ifadesi ile, hangi şeye işaret edilmiştir? Deriz ki: Bu hususta şu izahlar yapılabilir: a) Bu, "Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) de, ilk inzârcılar gibi bir inzarcıdır" demektir. b) Bununla Kur'ân'a işaret edilmiştir. c) Bununla, helak edilmiş kavimlerle ilgili geçen haberlere işaret edilmiş olup, "Bu haberler de, inzarcı (İkaz edici) işler cümlesinden birşeydir" manasınadır. Bununla Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kastedildiğini söylememiz halinde, buradaki nezîr", münzir manasınadır, harfi cerri de, cinsin beyânı içindir. Bununla Kur'ân'ın kastedildiğini söylememiz halinde, "nezîr" kelimesinin masdar "inzar" manasına gelmesi mümkün olduğu gibi, ism-i fail "münzîr" manasına olması da muhtemeldir. Bununla, Kur'ân'a işaret edilmiş olması, hem lafız hem de mana bakımından uzak bir ihtimaldir. Bunun mana bakımından uzak oluşu şöyledir: Kur'ân, ilk suhuflar cinsindendir. Çünkü Kur'ân, (aynı zamanda) bir mucizedir. Onlar ise mucize değildir. Bu böyledir. Çünkü Hak teâlâ, Kendisinin birliğini anlatıp, "Şimdi Rabbinin nimetlerinden hangisi hakkında şüphe edersin" buyurunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e bir işaret ve onun peygamberliğine bir isbat olmak üzere, önce "işte bu nezîr" buyurmuş, daha sonra da, peşpese gelen üç ayet, üç temel inancın isbatı yer aldığı için, bunlardan kıyamet inancına işaret etmek için, "Yaklaşan yaklaştı" (Necm, 57) buyurmuştur. Çünkü ilk temel inanç, Allah ve O'nun birliği, ikincisi peygamber ve nsaleti, üçüncüsü de haşr ve kıyamettir. Lafız bakımından bunun uzak bir ihtimal oluşu da şöyledir: Nezîr, eğer kâmil bir zat ise, onun, helak edilen kavimlerle İlgili olarak söylediği şey, daha evladır. Çünkü o gerçeğe en yakın olandır. Bu izaha göre, ayetteki harf-i cerri, gerçek "teb'iziyye" manasındadır ki bu, "Anlattığımız bu şeyler, olup bitenlerin bazısıdır" demektir. Yahut da bu harf-i cer, "ibtida-i gaye" için olur. Şu halde mana, "Bu, Önceki inzarcılardan olan bir inzarcıdır" şeklinde olur. Nitekim bu manada, "Bu kitab, bu söz falancadandır (......) denilir. Her halükârda, ayette, "ulâ" (evvelkiler) kelimesi, mevsûfu, sıfatı ile beyan etmek ve onu diğer nezirlerden ayırdetmek için getirilmemiştir. Nitekim bu manada, ikinci veya diğer fırka ile karıştırmamak için, "Birinci fırka" denilir. Bu, mevsûfa ait olan sıfatı beyan etmek için getirilmiştir. Nitekim bu manada, "Âlim Zeyd bana geldi" denilir, böylece "âlim" sıfatı, ya Zeyd'in âlim olduğunu anlatmak için getirilmiş olur ki bu durumda sen bunu '"haber" gibi söylemez, sıfat olarak kullanır, yahut da Zeyd'in âlim olduğunu söyleyerek onu övmek için veya başka bir sebebten dolayı kullanmış olursun. "Ûlâ" kelimesi, "nüzûr" cemisinin lafzından ötürü bu şekilde getirilmiştir. Eğer bu cemînin manası nazar-ı dikkate alınmış olsaydı, o zaman Cenâb-ı Hak, bu kelimeyi "evvelîn" şeklinde kullanırdı. Nitekim Arapça'da, hem lafzı hem de manası nazar-ı dikkate alınarak, "el-akvamu'l mütekaddimetü" veya el-akvâ-mu'l-mütekaddimîn denilir. Âzife |
﴾ 56 ﴿