58"Onu Allah'dan başka açacak da yoktur". Bu ayetle ilgili şu izahlar yapılır: a) O kıyameti gerçekleştirecek olan sadece Allah'dır. Binâenaleyh kıyameti bilen, ancak Allah'ın bildirmesi ile bilebilmistir. Bu durumda, ayet, tıpkı, "Kıyametin bilgisi ancak Allah katındadır" (Lokman, 34) ve "Onun vaktini ancak O ortaya kor" (A'raf, 187) ayetleri gibi olur. b) Onu ancak Allah yapar. Bu durumda ayet tıpkı, "Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu onun için açacak olan da ancak O'dur"(Yunus, 107) ayeti gibi olur. Bu ayetle ilgili birkaç mesele var: Birinci Mesele Buradaki edatı, zaide olup, "Onu Allah'dan başka açan yoktur" takdirindedir. Bu zaide edat, olumsuz cümlelerde yer alır ve o cümlenin manasını te'kid eder. Nitekim sen, diyebileceğin gibi, "Bana hiç kimse gelmedi" de diyebilirsin. Bu izaha göre, takdirinde bir takdim te'hir söz konusudur. Böylece de bu, açanlara nisbetle, genel bir olumsuz hüküm olur. Şöyle de denebilir: Bu harf zâid değildir. Aksine ayetin manası, "Allah'dan başka onu olduğu gibi haber veren, vaktini bilen yoktur" manasında, "Varlık âleminde onu keşfedecek hiç kimse yok" şeklinde olur. Bu da, "Onu keşfeden Allah'dan başkasından değil, Allah'dan öğrendiği ile keşfetmiş, bilmiştir" demektir. Nitekim Arapça'da, "İş, Zeyd'den, Zeyd sayesinde açığa çıktı" denilir. Ayetteki "düne" kelimesi, "Allah'ın dûnunda (dışında), ilahlar mı istiyorsunuz"(Sâffat.86) ayetinde olduğu gibi, "gayri-başka" manasınadır. İkinci Mesele "Kâşife" kelimesi, müennes bir mehzûfun sıfatı olup, "efsun kâşifetun" takdirindedir. Bu tâ'nın, tıpkı "allametü" kelimesindeki tâ gibi, mübalağa için olduğu da söylenmiştir. Bu izaha göre, Cenâb-ı Hakk'ın, bunu keşfedecek olmadığını mübalağa sigasıyla bildirdiği söylenemez ve "daha üstün keşfedici" ifadesinden, keşfedenlerin hiç olmadığı manası çıkmaz. Çünkü biz diyoruz ki, eğer onu birisi keşfedecek olsaydı, en mükemmel manada keşfederdi. O halde bu manada onun kâşifi yoktur ve onu hiç kimse keşfedemez. Bu ifade tıpkı, "Ben kullarıma çokça zulümkâr değilim" (Kaf, 29) ayeti gibi olur. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın Kendisinin çokça zâlim olmadığını söylemesinden, az zâlim olmadığı manası çıkmaz. Biz deriz ki: Cenâb-ı Hak eğer, zayıf ve âciz kullarına haksız yere zulmetmiş olsaydı, bu zulmün en ilerisi olurdu. Halbuki o zulmün ileri derecesinde de değildir o halde O, hiç zulmetmez. Üçüncü Mesele Sen, bunun manasının, "Onu keşfedecek hiçbir nefis (can) yok" şeklinde olduğunu söylediğin zaman, ayetteki, ifadesi, bu hususta ileri sürülen görüşlerin en meşhuruna göre istisna olmuş olur. Böylece de onu keşfeden (bilen) ancak Allahü teâlâ'nın nefsi olur. Biz buna da şu birkaç şekilde cevap veririz: 1) Bunda herhangi bir yanlışlık yok. Nitekim Cenâb-ı Hak, Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'nın ağzından, "Senin nefsinde olanı ey Allah'ım ben bilmem" (Maide, 116) demiştir ki buradaki "nefs" (kendisi) kelimesi hakiki manadadır. 2) Bu, açık bir istisna değildir. Dolayısıyla burada "nefs" kelimesinin takdir edilmemesi de mümkündür. 3) İstisna edilen, ileri derecedeki "kâşife"dir. Kötülerin Dikkatinin Çekilmesi |
﴾ 58 ﴿