9

"O davet ediciye koşarak (çıkarlar). Kâfirler, "Bu, çok çetin bir gün" derler. Onlardan evvel, Nûh kavmi de yalanladı. Onlar kulumuzu yalana saymakta ısrar ettiler ve (ona) "mecnûn" dediler. O vazgeçirilmişti"

Ayetteki, (......) ifadesi, "Onlar boyun eğip itaat ederek, o davetciye koşup gelirler" demektir.

Allahü teâlâ "Kâfirler, "Bu çok çetin bi rgün" derler"buyurmuştur. (......) ifadesindeki yevm zarfının âmili "Kâfirler, "Bu çok çetin bir gün" derler" ifadesi olabilir. Buna göre kelâmın takdiri, "O davetci davet ettiği gün, kâfirler, "Bu çok çetin bir gün" derler" şeklindedir. Bunun şöyle iki faydası vardır:

a) Bu günün sadece kâfirlere zor olacağı hususuna mü'minlerin dikkatini çekmek... Nitekim Hak teâlâ, "İşte bu, kâfirler için kolay olmayan, zor bir gündür" (Müddessir, 9-10) buyurmuştur ki bu, "Onlar için, hiç kolaylık olmayan bir zorluk söz konusudur" demektir.

b) Zorluk da, kolaylık da (mahşerde), mü'min ve kâfir için müşterektir. Çünkü kabirlerden çıkma işi, adetâ böylesi çekirgeler gibi olacaktır. O davetciye boyun eğip gitme, mü'min için de söz konusudur. Çünkü o da dehşete kapılır ve kendini azabtan güvencede hissetmez. Fakat Allahü teâlâ, ona, kendisinin emniyet içinde olduğunu bildirir ve mükâfaatını verir. Geriye kâfirler kalır. İşte o zaman kâfir, "Bu çok çetin bir aün!" der.

Nûh (aleyhisselâm)'ın Tekzib Edilmesi

Allahü teâlâ daha sonra, biraz önceki ayetlerde beyan ettiği, o önemli haberlere yeniden dönerek, "Onlardan evvel Nûh kavmi de yalanlandı. Onlar kulumuzu yalancı saymakta ısrar ettiler ve (ona) "mecnûn" dediler. O, vazgeçirilmişti" buyurmuştur. Burada, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kalbini yatıştıran ve işin ağırlığını hafifleten bir mana vardır. Çünkü Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in durumu da, önceki peygamberlerin durumu gibidir. Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır:

Fiil Fail Mutabakatı

Fail zikredilmezden önce, fiile müennes zamirinin bitişmesi, ittifakla, caizdir ve güzeldir. Fakat cemî zamirinin fiile bitiştirilmesi, ekseri nahivcilere göre uygun değildir. Çünkü onlar, denilmesini caiz görmezler. Fakat denilmesini, caiz görürler. Öyleyse, aradaki fark nedir? Deriz ki: Müenneslik, kelimenin cemî oluşundan önce gelir. Çünkü failin dişi veya erkek oluşu değişmeyen bir durumdur. Dolayısıyla da faili olduğu fiil sebebi ile, fail için müenneslik meydana gelmez ve bu sebeb-le de meselâ biz, "Şu kadın dövdü" dediğimizde, fiildeki müenneslik, "dövme" yüzünden meydana gelmiş olmaz. Ama, "cemîlik" (çoğulluk) böyle değildir. Çünkü faillerin cemî oluşu, bizzat onların yaptıkları fiilleri sebebiyledir. Çünkü biz, "bir topluluk dövdü" "Onlar dövücüdürler" dediğimizde, onların var oluşta sırf biraraya gelmeleri, "Dövdüler", "dövücüdürler" şeklinde söylememizin doğru olmasını gerektirmez. Çünkü onlar, eğer bir yerde biraraya gelirlerse ki bu durumda bir cemaat olmuşlardır ve hepsi dövme işine katılmaz ise, "dövdüler" dememiz doğru olmaz. Binâenaleyh fiilin failinin çoğul olması, o cemaatin, hem fiilde, hem de fâiliyyette müşterek olmaları sebebiyle olup, sadece fiil sebebiyle değildir. İşte bu sebeple, denilmesi caiz olmaz. Çünkü cemâat, hepsinin dövmesi ile ortaya çıkacak bir durumdur. Bu sebeple önce onların birtiilde birleşmeleri gerekir ve bu sebeple de, "Dövücüler dövdüler" denebilir. Ama "Hind dövdü" demek sahihtir. Çünkü "müenneslik, ancak o kadının dövmesi ile ortaya çıkan bir durumdur" denilemez. Aksine o zaten müennesti (kadındı) ve ondan dövme işi sâdır oldu. Böylece o, bir "dâribe" (dövücü kadın) olmuş oldu. "Yoksa onlar bir cemaattiler ve dövdüler de böylece "darbın" (dövücüler) oldular" şeklinde olmayıp, aksine onlar aynı fiili yaptıkları için "dâribin" oldular. İşte bu sebepten dolayı, lafzın çoğul oluşu, aynı lafza müenneslik vasfının gelişinden sonradır. Bu sebeple de, (......) (cemi: (......) denilmiştir. Yoksa, ilgili lafız, ilk önce, ne dişilikten ne de erkeklikten dolayı çoğul kılınmaz. Bu sebeple, denilmesi güzel olmadığı halde, fakat, denilmesi, ittifakla geçerlidir.

İkinci Mesele

Cenâb-ı Hak, "yalanladı.." buyurunca, artık ayette, "derken kutumuzu yalanladılar" ifâdesinin yer alışının gayesi nedir? Biz deriz ki: Buna şu birkaç bskimdan covap verilebilir:

1) ifâdesi, "onlardan önce, Nûh kavmi, bizim ayetlerimizi ve inşikâk mu'cizesini yalanladılar. Böylece de onlar, kulumuzu da yalanladılar.

2) Nûh kavmi, peygamberi yalanladılar, "Allah, peygamber göndermedi" dediler, o peygamberleri, Allah'ın birliği konusunda yalanladılar. Böylece de, başkalarını yalanladıkları gibi bu kulumuzu da yalanladılar. Bu böyledir zira Nûh kavmi, putperest olan müşrik bir topluluk idi. Puta tapan herkes, bütün peygamberleri yalanlar ve risalet müessesesini kabul etmez. Çünkü bunlar, "Allah'ın, süftî âlemle bir alâkası yoktur. Süflî alemin işi, yıldızlara bırakılmıştır" derler. Böylece de onların yolları ve yöntemleri, hep yalanlama olmuştur. Bu sebeple de, kulumuzu yalanlamışlardır" demektir.

3) Ayetteki, "kulumuzu yalanladılar" ifadesi, tasdik ve onlara bir reddiye olsun diye getirilmiş bir ifâde olup, takdirî "Nûh kavmi, yalanladı. Ama onların, kulumuzu yalanlamaları... işte bu, yerinde bir yalanlama değildir" şeklinde olup, bu, tıpkı bir kimsenin, "O beni yalanladı, ama aslında doğru söyleyeni yalanladı.." demesi gibidir.

Allah'ın Zatına İzafe Etmesi

Cenâb-ı Hak, genelde, sâlih kimseleri, Kendisine nisbet ederek, tahsis cihetine gitmektedir. Bu, meselâ Cenâb-ı Hakk'ın,"Muhakkak ki kullarım..." (Hicr, 42) "kulumuzu an...."(Sad, 17), "Ey kullarım..." (Zümer 16) ve"Muhakkak ki o, kullanmızdandır..." (Sâffât, 132) ayetlerinde böyledir. Halbuki, herkes onun kuludur. Binâenaleyh, bunun sırrı nedir? Biz deriz ki: Buna şu bakımlardan cevap verebiliriz:

a) Genel ve yaygın olan görüşe göre, böylesi bir nisbet, Allah'ın, kulunu şereflendirmesi için yapılır. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak, kime ki "kulum" demiştir, ona büyük şeref bahsetmiştir. Bu gibi ifâdeler, meselâ Allah'ın "evimi..." (Bakara, 25) ve "... Allah'ın devesi..."(Hud, 64) izafetlerinde olduğu gibidir.

b) "Kulumuz" ifâdesi ile, "Bize ibâdet edeni, Bizi bilip bizi tanıyanı..." anlamı kastedilmiştir. O halde bu demektir ki, herkes kuldur, çünkü herkes, Cenâb-ı Hakk'ın, "Ben, cinleri ve insanları, ancak Bana ibâdet etsinler diye yarattım" (Zâriyat, 56) beyanından dolayı, ibâdet etmek için yaratılmıştır. Ne var ki, bu herkes içindeki bazıları, ibâdet eder de, maksadı gerçekleştirir, böylece de O'nun kulu olur. Bu manayı, Cenâb-ı Hakk'ın, "Bana kul olunuz.,. "(Al-i imran, 79) buyruğu destekler ki, bu, "Maksadınızı gerçekleştirin..." demektir.

c) İzafet (nisbet), hasr (tahdit) ifâde eder. O halde, "kulumuzu" izafetinin manası, "Bizden başka mabûd kabul etmeyen İnsanı yalanladılar" şeklinde olur. Binâenaleyh, hevâsına uyan kimse de, (hevasını) ilâh edinmiştir. O halde, böylesi bir nisbetle ifâde edilen kul, bütün benliğiyle ve her vakit, Allah için yaşayan O'ndan ötürü yeyip içen ve bütün işlerini Allah rızası için yapan demek olur, bunların sayısı da ne kadar azdır!..

Resule Kul Denilmesindeki Güzellik

Cenâb-ı Hak "elçimizi" deseydi, bu ifâde onların yaptıkları işin kötülüğüne daha fazla delâlet ederdi. Buna rağmen, "kulumuz" lafzını seçişinin faydası ve hikmeti nedir? Biz deriz ki: Cenâb-ı Hakk'ın "kulumuz" demesi, Peygamberin doğruluğunu ve onu tekzib etmenin çirkinliğine "elçimiz" demesinden daha fazla delâlet eder. Çünkü kul, elçiye göre, efendisinin sözünü efendinin sözünü, az tahrif eder. Böylece de bu ifade, Cenâb-ı Hakk'ın, "Eğer (peygamber) bazı sözleri bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı, elbette onun sağ elini alıverir, sonra da, hiç şüphesiz, onun kalb damarını koparırdık... "(Hakka, 44-46) ayeti gibi olmuş olur.

Mecnun İddiasının Delâleti

Ayetteki, "ve (ona) "mecnûn" dediler" cümlesi, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, kendisinin doğruluğuna delâlet eden ayet ve mu'cizeler getirdiğine bir işarettir. Çünkü onlar, yapamayacakları türden şeyler görünce, "Bu, cin çarpmış bir kimsedir!" dediler. Yahutta bu deyim onların yaptıklarının, son derece kötü bir şey olduğunu belirten bir ifâdedir. Çünkü onlar, "O yalancıdır" sözleriyle yetinmemiş, daha da ileri giderek, "O, mecnûndur" demişlerdir ki, bu, "Onun söylediklerini akıl kabul etmez" demektir. Akıllı yalancı, bu derece aşırı birşey söylemeyip, doğru söylediği vehmini verecek bir şey söyler. Ama onlarsa, "Bu, mecnûndur" demişlerdir bu, "o, hiçbir akıllının söylemeyeceğini söylüyor" demektir. Böylece Cenâb-ı Hak, onların yalanlamada ileri gittiklerini beyan etmiş olur.

Meçhul Fiilin Delâleti

"O, vazgeçilmiştir". Bu tabir, ya, doğrudan Allah'ın beyan ettiği bir sözdür, yahutta onların söylemiş olduğu sözün nakledilmesidir. Biz deriz ki, bu hususta ihtilaf vardır. Bu cümleden olarak kimileri, bunun, doğrudandoğruya Allah'ın söylediği bir söz olduğunu ve "yalanladılar" ifâdesine atfedildiğini; mananın ise, "Onlar yalanladılar, o da, yani "eziyyet gördü, derken, engellendi.." şeklinde olduğunu ve bunun, Cenâb-ı Hakk'ın tıpkı, "derken yalanlandılar ve eziyyete uğradılar..."(En'am,34) ayeti gibi olduğunu söylemişlerdir.

Bu izaha göre şayet, "Şayet Cenâb-ı Hak, "kulumuzu yalanladılar ve onu engellediler, men ettiler" demiş olsaydı, bu söz, daha fazla münasebet arzetmiş olurdu" denilirse, biz deriz ki, hayır, tam aksine, ayetteki ifâde daha beliğdir. Çünkü, ayetin maksadı, kendinden önce geçen peygamberlere ve onların kavimlerine yer vererek Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kalbini takviyedir. Bu sebeple de, Cenâb-ı Hak, buyurmuştur ki, bu "Onlar kendilerini hakka davet etmekten caydıracak şeyleri yaptılar da, böylece peygamber, onları davet etmeyi bıraktı ve onları imana davet etmekten onlara beddua etmeye yöneldi..." demektir. Ama, Cenâb-ı Hak, şayet, onlar onu men ettiler" demiş olsaydı, bu, o peygamberin onlardan neşet eden sıkıntılara katlanmış olduğunu ifâde etmezdi. Çünkü normal olarak, "onlar bana eziyyet ettiler, ama ben eziyyet hissetmedim.." denilir. Ama, "eziyyet : undum" ifâdesine gelince, bu adetâ, lâzım bir fül gibidir ve bu ifâde, fiilden önce değil, ancak fiil ve iş tahakkuk ederken söylenir.

Kimileri de ifâdesinin, onlara ait olan bir söz olduğunu, yani onların, caydırıldı" dediklerini ileri sürmüşlerdir. Buna göre kelamın takdiri de, onlar, "Bu, bir mecnûndur, bu, bir caydırılmıştır" dediler" şeklinde olur ki, bu da, "Cin onu caydırdı, saptırdı" demek olur. Yahut da onlar adeta sanki, "delirdi, çarpıldı, caydırıldı" demiş gibidirler. Ama birinci mana, daha doğrudur.

Mevasına Niyazı

9 ﴿