16

Cannı da yalın bir ateşten yarattı. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz" .

"Cann" kümesinin manasıyla ilgili şu iki izah yapılabilir:

a) Burada bahsedilen "insan", nasıl bütün insanların atası, "Hazret-i Adem" (aleyhisselâm) manasına ise, bu Cân'nın da, "bütün atası" (İblis)tir.

b) Bu kelime "cin" manasınadır. O halde "cân" ve "cin", aynı kökten gelen, (......) sıfat olup, tıpkı "milh" ve "mâfk" (tuzlu) kelimeleri gibidir. Yahut da deriz ki: "Cin", tıpkı "mih" (tuz) gibi cins ismidir, "cân" ise, tıpkı "mâlik" (tuzlu) gibi, âdeta bir sıfattır.

Cânn

Bu hususta şöyle bir izah yapılabilir: Araplar, fiilin kendisine dayanacağı failini bilemedikleri zaman, meselâ, "Adam, cinnet getirdi" derler ki, bu sözün aslı, "Onu cin delirtti, böylece o delirdi" demektir. Binâenraleyh faili tam bilinmediği için fail zikredilmez, sadece "cinnet getirdi, o mecnûndur" denilir. Bu failin biliniyor olması da mümkündür. Çünkü ilk görüşte olan kimse, "cân"nın, bir alem (özel) isim olduğunu söylememektedir. Çünkü cin bakımından "cân", tıpkı bizim için "Âdem" gibidir. Bu kimse ancak, nasıl "insan" kelimesinden, bizim atamız Âdem (aleyhisselâm) kastedilmiş ise, "cân" ile de cinlerin atasının kastedildiğini söylemektedir. O halde, bizim cinsimizin ilki, "salsâl"dan; ondan sonra gelenlerimizin de, onun sulbünden yaratıldığı gibi, ilk "cin" de, ateşten, ondan sonra gelen zürriyeti ise "mâric" (yalın bir ateş)den yaratılmıştır.

Maric'in Manası

"Mâric", karışık manasınadır. Bu hususta şu iki izah yapılabilir:

a) Mâric, dumanla karışık (içiçe) olan ateş;

b) Saf (dumansız)-yalın ateş manasınadır. İkinci şık, hem lafız, hem de mana bakımından daha doğrudur. Lafız bakımından doğru oluşu, Allahü teâlâ'nın, "yalın bir ateşten" demiş olmasından ötürüdür ki bu da, "yalın olan bir ateşten" demektir. Bu tıpkı, bir kimsenin, "O, altından bir kalıptır" demesi gibidir. Çünkü "altından" ifadesinde, karışan şeylerin uyumunun bir beyanı yatmakta olup, "hepsi altındandır. Fakat aslında bu, çeşitli karışımlardan meydana gelmiştir" manasınadır. Fakat meselâ senin, "Bu, karışık bir buğday" demen halinde, buğdayın ne ile karışmış olduğunu söylemen gerekir. Böylece de, "Sununla, sununla karışmış" deme mecburiyetini hissedersin. Ama mevcud buğday, hem ondan, hem şundan karışmış olduğu halde, bunu "buğday" dersen, böyle demek, istenilen izahı ihlâl etmek olur.

Bunun mana bakımından, daha doğru oluşuna gelince, bu şöyledir: Allahü teâlâ, "insanı salsâldan" yani "katıksız, Özlü çamurdan" yarattı" buyurduğu gibi, aynı şekilde, cânnın da, katıksız ateşten yaratıldığını beyan etmiştir. Eğer, "katıksız" manasına olduğu halde, "mâric" kelimesinin, "karışık" manasına olduğu nasıl söylenebilir?" denilirse, biz deriz ki: Ateş kuvvetli olduğu zaman, cayır cayır yanan alevleri yükselir ve birbirine, tıpkı güzel ve uyumlu bir şekilde birbiriyle imtizaç etmiş, birbirinden ayırdedilemez hale gelmiş ve âdeta, tıpkı iyice karışmış çamur gibi yek pare olmuş, çeşitli şeyler gibi olur. Bu husus cayır-cayır yanan fırında da gözlenir. Eğer o fırına odun atılacak olsa, hemen onu tutuşturur. İşte "mâric" de, aynen bunun gibi, öylesine birbirine girip yekpare olmuş bir ateş türüdür ki, parçaları arasında dumanı ve yerdeki kısımları arası birbirinden ayırdedilemez hale gelmiştir. Bu hususu, 19. ayetin tefsirinde anlatacağız.

Eğer, "Ayetlerin maksadı, Allah'ın nimetlerini, insanlara sayıp, gözleri önüne sermektir. Binâenaleyh burada, cinnin yaratılmasından bahsetmenin hikmeti nedir?" denilirse, deriz ki: Buna birkaç yönden cevap verebiliriz:

1) Biraz önce de beyan ettiğimiz gibi, "Siz ikinizin Rabbi" hitabı, insanlara ve cinleredir. Allahü teâlâ, böylece, bu nimetleri, her iki cinse saymış olur. Ama aslında, bunlar sırf insanlar içindir.

2) Bu, Allahü teâlâ'nın insana olan lutfunun bir beyânıdır. Çünkü Hak teâlâ, insanı, kesif-bulanık; cinni ise, saydam-latîf bir asıldan yarattığını, ama insanı cinden daha üstün kıldığını beyan buyurmuştur. Binâenaleyh insan, aslına (yaratıldığı elemente) baktığında, elde ettiği bu şerefi, ancak Allah'ın fazlı sayesinde elde ettiğini anlar. O halde, daha nasıl Allah'ın nimetlerini yalanlayabilir.

3) Bu ayet, nimetleri izah sadedinde değil, Allah'ın kudretini anlatma sadedinde zikredilmiş ve âdeta Hak teâlâ, bu sûrenin başında saydığı sekiz nimeti beyan edince, bu sekizi, sanki çokluk ifade eden "yedi" sayısından çıkıp da, daha önce de beyan ettiğimiz gibi, "sekiz" sayısının delâlet ettiği o çok-çok fazla oluşa dahil olduğunu beyan etmek için zikretmiştir.

Bu hususu daha evvel de ele aldık ve dedik ki: Araplar, sekizincinin, bir başka cinsten olduğuna işaret etmek için, sekizinciden bahsederken "ve" edatını kullanarak "ve sekizinci" der, Cenâb-ı Hak ilk yedi tamamlandıktan sonra, o kâmil kudretinin anlatımına geçerek, "O, insanı topraktan, cinni de ateşten yaratandır. O halde, daha önce geçen yedi hususla ifade edilen ve sekizinci ile işaret edilen onca sayısız nimetin hangisini yalanlayacaksınız" buyurmuştur. Sekizincinin delalet ettiği şey ile, "O hergün bir iştedir. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz" (Rahman, 29-30) ayetlerini nazar-ı dikkate aldığında, daha önce de belirttiğimiz gibi, "Cenâb-ı Hak bununla kudret ve azametini anlatmakta", sonra da "O ilk önce bahsettiğimiz nimetlerden hangisini yalanlayabilirsiniz" demektedir" hususunun doğruluğu sence anlaşılmış olur. Biz bu izahın genişcesini, bu ayetlerin tefsirinde ele alacağız.

Maşrıkayn ve Mağribeyn

16 ﴿