42"Mücrimler simalanyla tanınacak da, perçemlerinden ve ayaklarından tutulacak... Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz?". Bu ayetlerin, önceki ayetlerle münasebeti, o meşhur izaha göre açık ve nettir. Çünkü Hak teâlâ'nın, "Mücrimler simalarıyla tanınacak" ifadesi, adeta bir tefsir, bir izah gibidir. Ama yukarıdaki ikinci izaha göre, yani "Hiç kimse bir başkasının günahınından mesul olmaz" manasına göre, Cenâb-ı Hak burada daha nasıl, "tanınacak-tutulacak" diyebilir? Bizim, "Hiç kimse, hiç kimsenin günahının affını ve silinmesini isteyemez" şeklinde verdiğimiz manaya göre de, durum aynıdır. Bu ayetle ilgili birkaç mesele var: "Sîmâ", tıpkı (......) kelimesi vezninde olup, aslı süvma"dır ve (......) kökündendir. Bu kelimeyle ilgili şu izahlar yapılabilir: a) Bu, onların alınlarındaki dağlama izidir. Nitekim Cenâb-Hak, "O gün. bu şeyler, üzerlerinde yakûan cehennem ateşinin içinde kızdırılacak ve o kimselerin alınları böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak" (Tevbe. 35) buyurmuştur. b) Bu, siyahlık manasınadır. Nitekim Hak teâlâ, "Yüzleri simsiyah kesilecek olanlara gelince..." (Al-i İmran,106) ve "Onların yüzleri, simsiyahtır" (Zümer, 60) buyurmuştur. c) Bu, toz-toprak manasınadır. (Abese, 40-41) ayetlerde olduğu gibi... Fiilinin Kulanılışı 1) Bu fiil, ayetteki, "Mücrimûn" kelimesi cemî olduğu halde, "alınır" fiilinin müfred getirilmesinin sebebi nedir, halbuki onların biri değil hepsi "alınırlar" "yakalanırlar"? Deriz ki: Bu hususta şu iki izah yapılabilir ifâdesi ile ilgilidir ve tıpkı bir kimsenin, "Zayd götürüldü" demesi gibidir. 2) Bu ifâde, fiilinin delalet ettiği şeyle ilgilidir. Buna göre Hak teâlâ sanki, "Onlar, perçemlerinden yakalanırlar" demektedir. Eğer, Jtfi fiili, harfi cerre gerek duymadan müteaddî olabildiği halde, burada niçin "bâ" harf-i cerri ile müteaddî olmuştur? Nitekim Hak teâlâ, "Sizden fidye kabul edilmez" (Hadid, 15) ve "O (asayı) al ve korkma (Ey Musa)" (Taha, 21) buyurmuş (bu fiili ba'sız kullanmıştır)? denilirse, biz deriz ki: Bu fiil, senin de anlattığın gibi, hem harf-i cersiz, hem bâ ile müteaddi olur. Nitekim bir ayette, "sakalımı tutma..." (Taha, 94) varid olmuştur. Fakat kullanışta şöyle bir incelik var: Eğer o tutulan şey, tutmanın esas gayesi ise, fiil o şeye, doğrudan taalluk eder, harf-i cerre ihtiyaç duymaz. Yok eğer, o tutma ile, esas maksad, bizzat tutulan o maddi şeyden başka bir şey ise, fiil ona harf-i cerle taalluk eder. Çünkü "tutulan şey" esas gaye olmayınca, sanki tutulmamış gibi olur ve fiil de ona, kendi başına taalluk etmez. Dolayısıyla harf-i cerr getirilir. Söylediğimiz ve yaptığımız bu izahın delili, bizzat Kur'ân'ın bu kelimeyi kullanış şeklidir. Çünkü Allahü teâlâ, meselâ, asâ-yı Musâ Hakkında, " (Taha, 21) buyurmuştur. Yine "silahlarını alsınlar" (Nisa, 102) ve"(Musa) Tevrat levhalarını aldı"'(Araf, 154) vb. buyurmuştur. Bahsedilen şey, almanın esas gayesini teşkil edince, fiil, ona harf-i cersiz olarak taalluk eder. Ama buna rağmen yine "Sakalıma yapışma (tutma)" (Taha, 94) ve "Perçemlerinden tutulacak" buyurmuştur. Arapça'da da, "elimden tut" "Allah elinden tutsun" gibi deyimler kullanılır ki, buradaki tutmanın esas maksadı başkadır. Buna göre eğer, "Bu fiilin, birinci fiilin alakalı olduğu şeyden başka birşeyle alakalı olmasındaki hikmet ve mana nedir, niçin Cenâb-ı Hak, "Mücrimler simalarıyla tanınacak da, perçemlerinden ve ayaklarından tutulacak" buyurmuştur?" denilirse, biz deriz ki: Burada, onların cezalarının ve kötü hallerinin beyanı söz konusu edilmiştir. Bu hususu şöyle bir misal vererek anlatmaya çalışalım: Birisi, "Zeyd dövüldü ve Amr öldürüldü" dediğinde, faili zikredilmeyen mef'ûldür, fail yerine geçer ve adetâ faile benzerler. Binâenaleyh, eğer, "tutulacak" fiili, "tanınacak" fiilinin ilgili kılındığı şeyden başka bir şeyle ilgili atmasaydı, o zaman bu tutma işi de, tanıyanın işi olmuş olurdu. Bu durumda da Hak teâlâ sanki, "Mücrimleri, bilen (O Allah) bilir ve onları yakalar" demiş olurdu. Fakat mücrimleri, simalarına bakıp herkes tanır, ama simalarından onları tanıyan herkes, onları yakalayamaz. Hatta şöyle de denebilir: "Mücrimler simalanyla tanınacak" ifadesi ile, "Onları, kendilerini tanıma hususunda bir alamet ve ipucuna ihtiyaç duyan insanlarla melekler tanır. Ama, amelleri yazan melekler ile, çetin ve şiddetli zebânî melekleri, bunlar onlan. tıpkı kendi kendilerini bildikleri gibi, hemen tanır ve hiçbir alâmete ihtiyaç hissetmezler" manası kastedilmiştir. Velhasıl, "tanınacaklar" ifadesi, "Onlar herkesçe malumdurlar, tanınırlar. Binâenaleyh eğer, Cenâb-ı Hak bunun devamında, tutulacaklar - yakalanacaklar" şeklinde çoğul ifade kullansaydı, sanki, onların herkesçe yakalanacaklarını söylemiş olurdu. Halbuki durum böyle değildir. Aynen bunun gibi, meselâ bir kimsenin, "Meşgul edildim, Zeyd de dövüldü... ifadesi üzerinde düşündüğünde, bu iki fiilin iki ayrı mef'ûle yöneldiklerini anlarsın. Bunun böyle oluşunun delili ise, meşgul olan ile dövülenin ayrı şahıslar oluşlarıdır. Çünkü bu ifadeden, "Beni, meşgul eden birşey meşgul etti de, böylece Zeyd'i, bir döven dövdü" manası anlaşılır. Binâenaleyh döven, meşgul edenden başkadır. Fakat meselâ, "Zeyd meşgul edildi ve dövüldü" demiş olsaydın, her iki fiil de tek bir mef'ûle yönelik olduğu için, yukarıdaki gibi olmazdı. Yukarıdaki gibi olsa bile, bu, iki mef'ûle yönelme bakımından yukardaki gibi açık ve net olmazdı. Ayette bahsedilen bu hususun bir ceza oluşunun izahı şöyledir: Cenâb-ı Hak, "Perçemlerinden tutulacak, yakalanacak" buyurunca, bu yakalamanın keyfiyetini beyan etmiş ve bunu sözün ağırlık noktası kılmıştır: Eğer Hak teâlâ, böyle değil de, meselâ, "Yakalanacaklar" demiş olsaydı, o zaman söz bununla tamamlanmış olur, "Perçemlerinden" ifadesi ise, söz tamam olduktan sonra getirilmiş olurdu, böylece de, sözün ağırlık noktasını bu teşkil etmiş olmazdı. Fakat Hak teâlâ, 'tutulacak -yakalanacak" buyurunca (müfred olarak), bu ifadenin mutlaka bir mef'ûlü olduğu, dolayısıyla bu sözü duyan her insanın, o mef'ûlün söylenmesini beklemesi söz konusu olur, "perçemlerinden" buyurulunca da, sözün ağırlık noktasını, bu teşkil etmiş olur. Bu yakalamanın nasıl olduğunun anlatılması ile, onlara nasıl bir ceza verileceği ortaya konmaktadır. Çünkü sadece perçemden (kâkülden) yakalamada bile, yakalanan için bir zillet ve hakir kılma vardır. "Ayaklardan" yakalanma da böyledir. Sakın "Biraz önce sen, "Bâ harf-i cerri ile müteaddi oluşun, ancak yakalamanın esas gaye olmadığı yerlerde söz konusu olduğunu belirttin. Şu anda ise, perçemlerden yakalamanın esas maksad olduğunu söylüyorsun" denilmesin çünkü, biz diyoruz ki: Bu ikisi arasında bir tezad yoktur. Zira perçemden yakalama işi, sözün ağırlık noktasını teşkil etmiştir. Çünkü perçem, sırf perçem olduğu için değil, sahibi yakalanması gereken birisi olduğu için yakalanır. Dolayısıyla sözün ağırlık noktası ile yakalama arasında ince bir fark var. Ayetteki, "Perçemlerinden ve ayaklarından tutulacak" ifadesi hakkında şu iki izah yapılır: a) Onların perçemleri ile ayakları biraraya getirilir. Bu izaha göre, bu hususta şu iki ihtimal vardır: 1) Bu iş, sırt tarafından olur. Böylece onların perçemleri, ayakları ile sırt tarafından bir araya getirilip, bağlanır. Böylece de göğüsleri, bir tümsek (bir daire) gibi olur. 2) Bu iş, yüz tarafından olur. Böylece de, onların başları dizlerinin üzerine konur, perçemleri, ayak parmaklarına bağlanır. b) Onlar, yüzüstü sürüklenirler, kimileri perçemlerinden, kimileri ayaklarından yakalanarak sürüklenirler. Birinci izah daha doğru ve açıktır. İşte Yalanladığınız Cehennem |
﴾ 42 ﴿