53"Bu iki (cennet) de, akar iki göze vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz? Bu ikisinde, her meyveden çifte çifte çeşitler vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz?" . Bu, Allahü teâlâ'nın bir başka ayette de, "Orada akan bir göze (kaynak) vardır" (Gaşiye, 12) buyurduğu gibi, "Bu iki cennetin herbirinde, akan bir kaynak, yine herbirinde iki tür meyve var" demektir. Bu ayetlerle ilgili olarak, bir kısmı, "O ikisinde, durmayıp fışkıran iki kaynak var" (Rahman, 66) ve "O ikisinde, her nevi meyveler, hurma ve nar var" (Rahman, 68) ayetlerinin tefsirinde, bir kısmı da şimdi zikredilecek bir kaç mesele var: Ayetteki, "dallı - budaklı", "akar iki kaynak", "her meyveden çifte çifte" ifadelerinin tümü, yukarıda bahsi geçen o iki cennetin özellikleridir. Binâenaleyh, bütün bunlar, tek bir söz gibidir ve "Dallı budaklı, ağaçları olan, akar iki kaynağı bulunan, her meyveden çifte çifte çeşitler olan iki cennet..." manasındadır. Buna göre eğer, "Üzerlerine bir duman salıverme, yakın bir ateşi salıvermeden (Rahman, 35) başka olduğu halde, Cenâb-ı Hak, azabından bahsederken, bu ikisini birbirinden ayırmayarak, "Üzerlerine ateşten bir yalın ile bir duman salıverilecek. Öyle ki birbirinizi kurtaramayacaksınız"(Rahman, 35) buyurmuş; "hamîm" (sıcak su), cehennemden başka olduğu halde, "Onlar bununla, kaynar su arasında gider-gelirler" (Rahman, 44) buyurmuş iken ve "işte bu, o mücrimlerin yalan saydıkları cehennemdir" (Rahman, 43) ifadesi, başlıbaşına bir söz iken, "Onlar bununla, kaynar su arasında gider-gelirler" (Rahman, 44) bir başka tam söz iken ve aralarını, tekrar edip duran o ayetle ayırmaz iken, bu ayetleri üç kez, o tekrar ayetle birbirinden ayırışının hikmeti nedir?" denilirse, biz deriz ki: Burada, Cenâb-ı Hakk'ın rahmet tarafının gâlib oluşunu gösterme söz konusudur. Çünkü Hak teâlâ, azab ayetlerini, birbiri ardınca getirdi ve bahsi kısa olsun diye, toptan - bir çırpıda zikretti. Ama vereceği mükafaatları derece derece, kademe kademe zikretti. Çünkü bunları böyle saymak, dinleyenin hoşuna gider. İşte bu sebeple Cenâb-ı Hak bu fasıla (tekrar) ayetiyle, bir de "O ikisinde...", "O ikisinde..." ifâdelerinde olduğu gibi, aynı şeye raci olan, zamirlerin tekrarı ile zikretti. Çünkü arzu edilen şeyi, tekrar zikretmek, hoşa giden birşeydir, lezzet veren şeyi uzatmak, ondan uzun uzun bahsetmek, yine hoşlanılan birşeydir. Hak teâlâ'nın ayeti, yukarıda da bahsetti- ğimiz gibi, "O iki pennetin her birinde, akar bir kaynak var" manasına; "ayeti de, "Her birinde, çifte çifte meyveler vardır" manasınadır. Yahut da, "Bu cennetlerin herbirinde, o meyvelerden iki çeşit vardır" manasınadır. Mananın bu şekilde olması da muhtemel olup, "O iki cennetin herbirinde, her meyveden bir çift vardır" demektir. O halde, o iki cennetin herbirinde, her meyveden iki çeşit vardır. Bu mana, "o ikisinde" ifâdesindeki zamirin "zevcân" (iki çeşit) kelimesine raci olduğunu söylersek, söz konusudur. Yahut da, ifâdesindeki harf-i cerrinin, "zevcân"ın beyâniyyesi olduğunu söyleyebiliriz. Bunun örneği şudur: (......) harf-i cerri, birşey içinde olması mümkün olmayan birşeye dâhil olduğunda böyle olur. Bu tıpkı senin "Evde, şark'dan bir adam var" demen gibidir. Bu, takdirindedir. "O ikisinden" ifadesi ile "Ondan" manasının kastedilmesi de muhtemeldir. Bu izaha göre, ifâdesi, "her meyveden" ifadesinin delâlet ettiği şeyin sıfatı gibi olur. Buna göre Hak teâlâ sanki, "o ikisinde, her meyveden vardır" derken, "O iki cennette, her meyveden, birşey vardır" demiş olur ki bu var olan şey de, "iki çeşit" olmuş olur. Bu, harf-i cerrinin, orada, o şeyde, ondan başka olması mümkün olmayan birşeye dâhil olması halinde açık bir manadır. Bu tıpkı senin, "Evde, hertürlü sakinden vardır" demen gibi olur. Bu durumda, o iki cennette, her tür meyveden, iki çeşidin olduğunu söylemiş oluruz. Eğer "Cenâb-ı Hak, "efnân" (dallar-ağaçlar)dan bahsederken, eğer, "O iki cennette her meyveden iki çift vardır" demiş olsaydı, daha uygun olurdu. Çünkü dalların üzerinde meyveler vardır. Binâenaleyh biri diğeriyle ilgili iki ifade arasında, "O ikisinde, akar iki kaynak vardır" ayetini getirmesindeki hikmet nedir?" denilirse, biz deriz ki: Cennetten bahsetme, nimetlenenlerin örfüne göre yapılmıştır. Çünkü nimetlenenler, bağa-bahçeye girdiklerinde, hemen meyveleri yemeye koşmazlar, aksine ferahlanmayı - rahatlamayı, yemeden - içmeden önce düşünürler. Üstelik dünya bahçelerindeki insan dahi, iyice acıkmadıkca ve arzu duymadıkça, yiyip-içmez. Ya bu durum cennette nice olur (var düşün). Bundan dolayı Cenâb-ı Hak, gezintinin, sayesinde tamamlanacağı, ağaçların yeşilliği, gözelerin akışt gibi şeyleri zikretmiş, daha sonra da, gezintiyi tamamlayan bu şeylerin peşisıra, meyvelerden, yiyecek-içecek şeylerden bahsetmiştir. Binâenaleyh en açık ifadeler içinde, ayetlerini en güzel manalar ile donatan Zât-ı Mevla'yı noksan sıfatlardan tenzih ederiz. |
﴾ 53 ﴿