22

"Gerek yerde, gerek nefislerinizde herhangi bir musibet isabet etse, mutlaka o, Bizim onu yaratmamızdan evvel, bir kitabta yazılmıştır. Şüphesiz ki bu, Allah için kolaydır".

Yerdeki ve Nefislerdeki Musibetler

Zeccâc şöyle der: Allahü teâlâ, "Rabbinizden olan mağfiret için ... yarışın" buyurunca, cennet veya cehenneme gitmenin de ancak Allah'ın takdir ve kazası ile olacağını bildirerek, böyle buyurmuştur ki bu, "Her bir musibet meydana geldiğinde, o Allah katında önceden yazılmış-çizilmiştir" demektir.

"Yerdeki musibetler, yağmursuzluk, ürünsüzlük, bitkilerin az olması, fiyatların artması (enflasyon) ve açlığın biribirini kovalaması gibi şeylerdir. "Nefislerdeki musibetlere gelince, bu hususta şu iki görüş ileri sürülmüştür:

1) Bu, hastalıklar, fakirlik, çoluk-çocuğun ölümü, insanın cezalara uğraması gibi şeylerdir:

Hak teâlâ'nın bundan sonraki, "Elinizden çıkana tasalan mayasınız, O'nun size verdiği ile şımarmayasınız diye (takdir edilmiştir)"(Hadid, 23) ifadesinden ötürü, hayrı da şerri de içine alan bir ifadedir.

Cenâb-ı Hak daha sonra, "Mutlaka bir kitabta yazılmıştır" buyurur ki bu, "Allah katında, levh-i mahfuz'da yazılmıştır" demektir. Bu ifadeyle ilgili bir kaç mesele var:

Musibet Kader İledir

Bu ayet, yeryüzündeki bütün meydana gelen şeylerin, var olmazdan önce, Levh-i Mahfuzda yazılmış (Allah'ın ilminde malum) olduklarına delalet eder. Kelamcılar, şöyle derler: "Bütün bunlar, şu sebeplerden ötürü, yazılıp tesbit edilmiştir:

1) Melekler, yazılan bu şeyler ile, Hak teâlâ'nın, bütün herşeyi, meydana gelmezden önce bildiğine, bunun sayesinde istidlal etmişlerdir.

2) Bu, onların Allah'ın hikmetini bilmelerine-görmelerine yarar. Çünkü Allahü teâlâ, insanların günah işleyeceklerini'bile bile, onları yaratmış ve onlara rızık vermiştir.

3) Onlar bu gibi masiyetlerden kaçınsınlar diye...

4) Allah'ın onları, taatta bulunmaya muvaffak kılıp, günahtan koruyuşuna şükretsinler diye..."

Feylesoflar şöyle demişlerdir; "Cenâb-ı Hakk'ın, kendilerini işleri yöneten ve taksim eden varlıklar olarak nitelediği, o melekler, süflî alemde, yörüngedeki hareketler ve yıldızların birleşmeleri (karşılıklı etkileşini) vasıtasıyla meydana gelen o hadiselerin, başlangıcı (sebebi)dirler. Binâenaleyh meleklerin tasavvuru (varlığının düşünülmesi), bu sebeplerin o neticelere götürülmesi içindir. Hak teâlâ'nın, "Mutlaka bir kitabta yazılmışır" ifadesi ile kastedilen mana budur."

Allah'ın Herşeyi Bilmesi

Ehl-i tevhidin çoğunluğu, Hişâm b. Hakem hariç. Allahü teâlâ'nın, eşyayı (herşeyi), onlar meydana gelmezden önce bildiğine, bu ayeti delil getirmişlerdir. Bu delil getirişin şekli şöyledir: "Allahü teâlâ, hâdiseleri o kitaba, onlar meydana gelmezden önce yazıp-çizip, o hadiseler de bu yazgıya uygun olarak gerçekleşince, bu sayede, Allahü teâlâ'nın herşeyi, önceden, bildiğini anlıyoruz."

Nefislerdeki Musibetler

Ayetteki, "Gerek nefislerinizde..." ifadesi, nefislerle, insanın kendisiyle ilgili olan bütün musibetleri-belâları içine alır. Dolayısıyla da bunun içine, insanın kâfir ve günahkâr olması da girer. Öyle ise ayet, olduğuna ve Allah'ın İlminde mevcut olduğuna delâlet eder. Binâenaleyh bu mukadder (yazılı) şeylerden uzak kalmak imkânsızdır. Çünkü Allahü teâlâ'nın, onların olacağını bilmesi, onların meydana gelmemesini münâfidir. Böyle birbirine münâfî (zıt) iki şeyin arasını te'lif etmek (aynı anda yapmak) ise, muhaldir. Binâenaleyh onların meydana geleceğine dair, ilahî ilim mevcut olup, bu ilminde, asılsız çıkması imkânsız olunca, bunların olmaması ile Allah'ın onların olacağını bilmesinin arasını te'lif etmek (bu ikisini birlikte düşünmek) imkânsızdır.

Dördüncü Mesele

Allahü teâlâ, bütün hadiselerin o "kitab"ta yazılı olduğunu söylememiştir. Çünkü cennetliklerin ve cehennemliklerin hareketleri sınırsız-sayısızdır. Dolayısıyla bütün bu hareketleri o kitaba kaydetmek imkânsızdır. Hem sonra, Allahü teâlâ, yazma işinin. yerde ve nefislerde olanlarla İlgili olduğunu bildirmiş, bunun içine göklerde olan şeyleri katmamıştır. Ayrıca bunları, yerdeki ve nefislerdeğki mutluluklar ile değil de, musibetlerle sınırlamıştır ki, bütün bu rumuzlarda, bir takım işaretler ve sırlar yatmaktadır.

Yaratma

Ayetteki, "Bizim onu yaratmamızdan evvel..." ifadesi ile ilgili olarak, alimler değişik izahlar yapmışlardır. Bazıları, buradaki "onu" (hâ) zamirine, "O musibetleri", bazıları, "O nefisleri", diğer bazıları da, "O yeri" manalarını vermişlerdir. Bu manaların hepsi de düşünülebilir. Çünkü bahsedilen bu üç şey de, daha önce zikredilmiş şeylerdir.

Fakat doğruya en yakın olan, bunun "O musibetleri yaratmazdan önce..." manasında olmasıdır. Çünkü esas konu budur. Diğer bazı âlimler de, buna, "O mahlûkatı yaratmazdan önce..." manasını vermişlerdir. Herne kadar daha önce bahsedilmiş olmasa bile, bu zamirin, açık olduğu için, "mahlükata" râcî olması caizdir ve bu tıpkı, zamirin mercii geçmediği halde, "Şüphesiz onu Biz indirdik" (Kadir, 1) ayetindeki zamiri, "Kur'ân" manasına almamız gibidir.

Daha sonra Hak teâlâ, "Şüphesiz ki bu Allah için kolaydır" buyurmuştur ki bu hususta da şu iki açıklama yapılabilir:

a) Bu, "Bu (kader) kitabını korumak Allah'a kolaydır" demektir.

b) Bu, "Bütün bunları, çok-çok fazla olmalarına rağmen, böyle bir şey insan için zor ise de, Allah'ın o kitaba yazması, çok kolaydır" demektir. Bu ayetin bir benzeri de, "Ömrü uzatılana çok ömür verilmesi, (kısaltılanın) ömrünün eksilülmesi de hâriç olmamak üzere, hepsi, bir kitabta yazılıdır" (Fâtır, 11) ayetidir.

Kaçırdığınıza Üzülmeyin

22 ﴿