22

"Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, Allah ve Resulüne muhalefet eden kimselerle, -velev ki onlar, bunların babaları, oğulları, kardeşlen yahut soy-sopları olsunlar- dost olduklarını görmezsin. Bunlar, Allah'ın imanı kalblerine yazdığı ve kendisinden bir ruh ile desteklediği kimselerdir. Allah bunları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaklardır.Ve bunlar, orada ebedi olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır, işte onlar, Allah'ın takımıdır. Gözünüzü açın ki, Allah'ın hizbi, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir".

Hizbullah

Bu, "İman ve Allah düşmanlarıyla dostları bir arada bulunamaz" anlamındadır. Bu böyledir, çünkü, birisini seven kimsenin, onunla beraber onun düşmanını da sevmesi imkânsızdır. Bu şu iki şekilde olur:

1) İman ile, Allah düşmanlarına olan sevgi, kalbte, bir araya gelemez. Yani, bir kalbte, Allah düşmanlarına karşı bir sevgi var ise, orada iman bulunamaz! Şu halde, bu kalbin sahibi, bir münafık olur.

2) Bu iki şey, bir arada bulunur; ama bir isyan ve büyük günah olarak... Buna göre, bu sevginin sahibi, bu sevgiden dolayı kâfir olmaz, bilakis o, Allah'a asî olmuş olur.

Haram Olan Dostluk

İmdi, eğer, "Ümmetin alimleri, onlarla bir araya gelme ve ilişki içinde bulunmanın caiz olduğuna dair icmâ etmişlerdir. Şu halde, mahzurlu ve haram olan dostluk ve sevgi, hangisidir?" denilirse, biz deriz ki: Bu, haram olan dostluk, o kâfir olduğu hakle, hem din hem de dünya bakımından, ona rağbet edip gıbta etmektir. Ama, bunun dışındaki sevgi ve dostlukların bir mahzuru yoktur.

İmanla Bağdaşmayan Sevgi

Sonra Allahü teâlâ, bu tür sevgiyi birkaç bakımdan alabildiğince yasaklamıştır.

1) Bu sevginin, iman ile birlikte olamayacağını belirtmiştir.

2) "O kimseler velev ki, bunların babaları, oğulları, kardeşleri yahutta soy-sopları olsunlar..." buyurmuştur. Bundan maksad şudur: Bu kimselere sevgi göstermek, en büyük sevgi türüdür. Bununla beraber, bu meylin ve sevginin, sırf imandan dolayı bir tarafa atılması lazımdır.

Nüzul

İbn Abbas (radıyallahü anh), şöyle demiştir: Bu ayet-i kerime, Uhud günü, babası Abdullah ibnu'l-Cerrâhı öldüren Ebu Ubeyde Ibnu'l-Cerrâh; Bedir günü, dayısı, el-Âs İbn Hişam İbn el-Muğîre'yi öldüren Hazret-i Ömer ve yine Bedir günü oğlunu mübarezeye davet eden Hazret-i Ebû Bekir hakkında nazil olmuştur. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Senin burada da faydanı görelim..." buyurdu.

İman Kardeşliği

Yine bu ayet, kardeşi Ubeyd İbn Umeyr'i öldüren Mus'ab ibn Umeyr Bedir günü, Utbe, Şeybe ve el-Velîd İbn Utbe'yi öldüren Hazret-i Ali ve Ubeyde hakkında nazil olmuştur. Allahü teâlâ bununla, Allah ve dini için gazaplanarak, bu kişilerin, akraba ve soy-soplarıni bile, sevmediklerini haber vermektedir.

3) Allahü teâlâ, "Bunlar, Allah'ın imanı kalblerine yazdığı... kimselerdir" ifadesiyle başlayarak, mü'minlere olan nimetlerini tadâd etmiştir.

Bu ifadeyle ilgili iki mesele var:

Ketebe'nin Manası

Bu, "Allah'ın kendisine böylesine büyük nimetler verdiği kimsenin kalbinde, Allah düşmanlarına karşı, bir dostluk nasıl bulunabilir" demektir. Ayetteki, "yazdı" ifadesine alimler farklı manalar vermişlerdir: Kadî, buna, Mu'tezile inancına uygun şu üç manayı vermiştir:

a) Bu, "Allah onların kalblerine, meleklerce, onların üzerinde bulundukları İhlasın aniaşflacağı bir alamet yerleştirmiştir" demektir.

b) Bundan murad, onların gönüllerini, lütuflar ve ilahi tevfikler ile imana açmaktır.

c) "Yazdı" fiilinin, "Allah onların kalblerine bu nitelik ve vasıf ile hükmetti manasında olduğu söylenilmiştir.

Bil ki Kâdî'nin bu üç izahını kabul ediyor ve, kendi (ehl-i sünnet görüşümüzün) doğruluğunu bunun üzerine bina ediyoruz. Çünkü Allah, hükmettiği ve levhf mahfuza yazdığı şeyden haber vermektedir. Eğer bu vâkîolmasaydı, Allah'ın mahza doğruluk olan haberi yalana dönüşmüş olurdu ki bu İmkânsızdır. İmkânsız olana götüren şey de imkânsızdır.

Ebû Ali el-Farisî, "yazdı" fiili, "topladı" manasınadır. Nitekim "Katibe" kelimesi de, "ordudaki bölük" manasınadır. Buna göre ayetin takdiri, "Bunlar, Allah'ın kalblerinde imanı topladığı, yani imanları kemâle ermiş olan ve de, "Kitabın bir kısmına inanır, bir kısmına inanmayız" (Nisa, 150) diyenlerden olmayan kimselerdir. İşte onlar böyle olunca, kalblerinde, kâfirlere karşı bir sevginin yer bulması imkânsız olmuştur" şeklindedir.

(Ehl-i sünnet) âlimlerimizin çoğu, bu "ketebe" "yazdı" fiilinin, "Karar kıldırdı ve yarattı" manasında olduğunu, çünkü imanın yazılmasının mümkün olmadığını, dolayısıyla bu kelimenin "varetme, meydana getirme" manasına hamledilmesi gerektiğini söylemişlerdir.

Müminler İçin Faydalı Olacak Bir Mekale

Mufaddil, Asım'ın, bu fiili, meçhul olarak, (yazıldı) şeklinde okuduğunu; diğer kıraat imamlarının ise malûm sigasıyla, (Allah yazdı) şeklinde okuduklarını rivayet etmiştir.

Müminleri Te'yid

Allah'ın bu ayette mü'minler için zikrettiği İkinci nimet, "(Allah) Bunları, Kendinden bir rûh ile desteklemiştir" ifadesiyle anlatılan şeydir. Bu ifade hakkında iki izah vardır:

1) Ibn Abbas (radıyallahü anh), bunun manasının, "Allah düşmanlarına karşı onlara yardım etti" şeklinde olduğunu, Allahü teâlâ'nın burada yardımı, "rûh" diye ifade ettiğini, çünkü mü'minlerin işlerinin, bu ilahi yardım sayesinde hayat bulduğunu söylemiştir.

2) Süddî, ayetteki, "kendinden, ondan" zamirinin, imana râcî olduğunu, manasının, "Allah onları, imandan sâdır olan bir rûh ile destekledi, kuvvetlendirdi" şeklinde olduğunu, "İşte biz böylece sana emrimizden bir rûh vahyettik" (Şûra, 52) ayetinin de buna delâlet ettiğini söylemiştir.

Allah'ın bu ayette mü'minler için zikrettiği üçüncü nimet, "Allah bunları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Bunlar orada ebedî kalıcıdırlar" ifadesiyle anlatılan nimettir. Bu, cennet nimetine bir işarettir.

Dördüncü nimet, ayetteki, "Allah onlardan razı olmuştur. Onlarda Allah'dan rân olmuşlardır" ifadesiyle anlatılan şeydir. Bu, "rıdvân" nimeti olup, en büyük nimet ve en yüce mertebedir.

Cenâb-ı Hakk daha sonra, bu nimetleri saymasının peşisıra, Allah düşmanlarına karşı sevgi beslememeyi-dost olmamayı gerektiren şeylerin dördüncüsünü zikredip, şöyle buyurmuştur: "İşte onlar Allah'ın takımıdır. Gözünüzü açın ki, Allah'ın hizbi kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir." Bu ifade, Hak teâlâ'nın münafıklar hakkındaki, "Bunlar, şeytanın takımıdır. Gözünüzü açın ki şeytan takımı, gerçekten hüsrana düşenlerin tâ kendileridir" (Mücadele. 19) ifadesine mukabil olarak zikredilmiştir.

Nüzul

Bil ki âlimlerin çoğu, Allahü teâlâ'nın, "Allah'a ve âhiretgününe iman eden hiçbir kavmin (topluluğun), Allah ve Resulüne muhalefet eden kimselerle ... dost olduklarını görmezsin" ifadesinin, Hatıb b. Ebî Belta (radıyallahü anh)'a ve onun Mekkelilere, "Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in fethetmek arzusuyla, Mekke'ye doğru sefere çıkacağında ittifak etmişlerdir. Bu hadise meşhurdur.

Kısaca bu ayet, kâfirlere ve fasıklara sevgi duyup-dost olmaktan menetmektedir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in hep şöyle dediği rivayet olunur: "Allah'ım, bana bir günahkâr ve biri:astk eliyle hiçbir nimet nasib etme. Çünkü Senin vahyettiklerin arasında, "Allah ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, Allah ve Resulüne muhalefet eden kimselere ... dost olduklarını görmezsin" ayetini bulmaktayım." Kenzû'l-Ummâl, 2/3810.

Sübhân ve yüce olan Allah daha iyi bilir. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah'adır. O'nun salât-u selâmı ise, peygamberlerin efendisi ve sonuncusu, efendimiz ümmî peygamber Hazret-i Muhammed'e ve onun ailesi ile birlikte bütün ashabına olsun.

(Âmin).

22 ﴿