6

"Allah'ın onların mallarından peygamberine "fey' " olarak nasib ettiği şeye gelince, siz bunun için, ne ata ne deveye bindiniz. Fakat Allah peygamberlerini, dilediğine musallat eder. Allah herşeye hakkıyla kadirdir".

Müberred şöyle demiştir: "Döndü" anlamında, denilir. ifâdesi, "Allah onu döndürdü" anlamındadır. Ezherî, "ley' ", Allah'ın, kendi dininin müntesiplerine, bu dinin ehline muhalefet edenlerin mallarından, ya yurtlarından sürülüp çıkarılmaları veya o yurtları müslümanlar için boşaltıp bırakmaları sebebiyle, yahut, adam başına muayyen miktarda ödeyecekleri bir cizye üzerinde anlaşmaları sebebiyle, veya, kan dökmelerine mukabil bir fidye olmak üzere cizye dışındaki bir mal olarak, Allah'ın o müslümanlara çevirip nasip ettiği şeydir... Nitekim, Allahü teâlâ bunu, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile, her üç ev için, silah hariç, diledikleri mallarından bir deve yükü eşya alıp, gerisini terketmek üzere anlaşma yaptıkları zaman, Benû'n-Nadîr kabilesine yapmıştır, işte bu mal, "fey' "dir ve bu, Allah'ın kâfirlerden müslümanlara çevirip nasib ettiği maldır.

Ayetteki, "onlardan" kaydı, "Benu'n-Nadîr yahudilerinin mallarından" anlamındadır.

Cenâb-ı Hak, (......) buyurmuştur. Arapça'da, at ve deve gibi hayvanlar hızlı yürüdüğü zaman, (......) denilir. Sahibi, o hayvanı hızlı yürümeye zorladığı zaman, (......) denilir. Ayetteki "onun üzerine bunun için" ifâdesi, "Allah'ın fey' olarak nasib ettikleri şey için..." demektir. Buradaki üzerine binilen deve anlamındadır. Bunun delili er-râhliletu'dur. Bunun, kendi lafzından delili yoktur. Araplar, er-râkibu kelimesini, ancak deveye binen için kullanırlar. Ata binen için, fâris (süvari) kelimesini kullanırlar.

Ayetin manası şöyledir: "Sahâbe-i kiram, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den, ganimeti aralarında paylaştırdığı gibi, "fey' "i de paylaştırmasını istediler. Bunun üzerine Allahü teâlâ, bu ikisi arasındaki farkı belirtti ki, bu fark da şudur: "Ganimet, "fey' "in aksine, elde etmek için, kendinizi yorduğunuz ve üzerine at ve deve sürdüğünüz şeydir. Ama fey' i elde etmede, bir yorgunluk çekmediniz. Dolayısıyla, bunda yapılacak şey, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a havale edilmiştir. Binâenaleyh, o, bu işi dilediği gibi yapar.

Bir Suâl

Sonra burada şöyle bir soru vardır: Benûn-Nadîr'in malları savaş neticesinde alınmıştır. Çünkü onlar, günlerce muhasara edilmişler, savaşmışlar, öldürülmüşler, sonra da sürgünü kabul ederek anlaşma yapmışlardır. Dolayısıyla, bu malların "fey' " cümlesinden değil, ganimet cümlesinden olması gerekir? İşte bu suâl karşısında müfessirler iki izah yapmışlardır:

Nüzul

1) Bu ayet, Benû'n-Nadîr'in yerleri hakkında nazil olmamıştır. Çünkü müslümanlar, onlar üzerine, atlar ve develer sürmüşlerdir. Müslümanlar ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), onları muhasara etmiştir. Aksine bu ayet, Fedek hakkındadır. Çünkü Fedek ahalisi, Fedek'ten ayrılmış, böylece, onların yerleri ve evleri, savaşsız olarak, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in eline geçmiştir. Bundan dolayı Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Fedek gelirinden, kendisinin ve geçimini sağlamak zorunda olduğu kimselerin nafakasını alır, gerisini silâh ve teçhizat giderlerine harcardı.

Fedek Arazisi

Dolayısıyla, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) öldüğü zaman, kızı Fatıma, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Fedek'i kendisine bıraktığını iddia etti. Bunun üzerine Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh) şöyle dedi: "Sen fakirlik halinde, benim nezdimde en değerli olan insansın, servetçe buna en uyumlu olansın. Fakat ben, sözünün doğru olup olmadığını bilmiyorum. Buna hükmetmem doğru olmaz" dedi. Bunun üzerine, Ümmü Eymen ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bir kölesi, Hazret-i Fatıma lehine şehâdette bulundular. O zaman Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh), Hazret-i Fatıma (radıyallahü anh)'dan, şehâdeti şer'ân caiz olan bir şahit getirmesini istedi. Ama bu olmadı. Böylece Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh) bu işi, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yürüttüğü gibi yürütmeye başladı. Artık, Fedek gelirinden, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in geçimini sağladığı kimselere harcadı. Gerisini de, yine silah ve teçhizata yatırdı. Aynı şekilde Hazret-i Ömer (radıyallahü anh), Fedek gelirini, bu minval üzere harcamak üzere, Hazret-i Ali (radıyallahü anh)'ye havale etti. Hazret-i Ömer (radıyallahü anh)'in hilafetinin sonuna doğru, Hazret-i Ali (radıyallahü anh) bunu yeniden Hazret-i Ömer (radıyallahü anh)'e verdi ve şöyle dedi: "Biz zenginiz, müslümanlarınsa buna ihtiyacı var.." Hazret-i Osman (radıyallahü anh) da bunu, aynı şekilde yürüttü. Sonra, bu iş Hazret-i Ali (radıyallahü anh)'ye kaldı, o da bunu, aynı şekilde yürüttü. Binâenaleyh bu dört halife de böyle yapmada ittifak etmişlerdir.

2) Bu ayet, Benû Nadîr ve onların beldeleri hakkında nazil olmuştur. Çünkü müslümanların o gün, çok at ve develeri yoktu. Benû Nadîr'e ulaşmak için de çok mesafe kat etmemişlerdi. Dolayısıyla müslümanlar oraya, yürüyerek gittiler ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in dışında hiçkimse, herhangi bir hayvana binmedi. Hazret-i Peygamber ise, bir deveye binmişti. Çatışma az olup, at ve deve de bulunmayınca, Allahü teâlâ bunu, kendisi için sanki hiç savaş olmamış gibi kabul etti. Böylece de bu malları, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e tahsis etti. Sonra, rivayet olunduğuna göre, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu malları muhacirler arasında taksim etti. Üç kişi müstesna, ondan, Ensâr'a hiçbirşey şey vermedi. Bu üç kişi ise, muhtaç durumda olan Ebû Dücane, Sehl İbn Hanif ve Haris ibnu's-Sanıt idi.

Fe'y Arazisi

6 ﴿