11"Ey iman edenler, acı verici olan bir azabtan sizi kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve peygamberine iman eder; mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda mücahede edersiniz. İşte bu, sizin için, eğer bilirseniz, çok hayırlıdır". Bil ki ayetteki, "size göstereyim mi?" fiili, Ferrâ'ya göre, "emir" manasında bir ifadedir. Nitekim "sus" manasında, "susar mısınız" denilir ki, bunun izahı şöyledir: istifham (soru) manasınadır. Daha sonra, yavaş yavaş, "arz ve taleb" manası ifade eder olmuştur. Taleb ve teşvik ise, "igrâ" (teşvik) gibidir. Teşvik de, aslında bir emirdir. Ayetteki, "bir ticareti" kelimesi, mü'minler ile Allah Sübhanehû ve Teâlâ arasında olan bir ticareti anlatır. Nitekim Hak teâlâ, "Allah, karşılığında cenneti vermek üzere, müminlerin canlarını ve mallarını onlardan satın almıştır"(Tevbe, 111) buyurmaktadır. Bunun böyle oluşunun delili, buradaki, "Allah'a ve peygambere iman ederseniz..." ifadesidir. Ticaret, bir şeyi bir şeyle değiştirmekten ibarettir. Ticaret, taciri, fakirlik sıkıntısından ve fakirliğin ayrılmaz vasıfları olan şeylere sabır zahmetinden kurtardığı gibi, bu ticaret de, yani kalb ile tasdîk - dil ile ikrar (iman) ticareti de böyle, insanı ahiret zahmetlerinden kurtarır. Kalb ile tasdik ve dil ile ikrar ifadeleri, imanın tarifinde geçer. İşte bu sebeple, Hak teâlâ, bu hususu, "ticaret" lafzı ile anlatmıştır. Ticarette kazanma da ve kaybetme de söz konusu olduğu gibi, imanda da durum aynıdır. Çünkü iman edip, sâlih amellerde bulunan kimseler için, ücret, sâlih amellerde bulunan kimseler için, ücret, bol kazanç ve gözle görülür bir kolaylık söz konusudur. Salih amelden yüz çevirenler için ise, bir hayıflanma, bir kederlenme ve apaçık bir zarar vardır. Ayetteki, "Acı verici olan bir azabtan sizi kurtaracak..." ifadesi, şeddesiz olarak ve şeddeli olarak şekillerinde okunmuştur. ifadesi, "müste'nef bir cümle olup, onlar sanki "Nasıl amel edelim, nasıl çalışalım?" demişler de, Cenâb-ı Hakk, cevaben, "Allah'a ve peygamberine iman edersiniz..." buyurmuştur ki bu ifade, emir manasında, bir haber cümlesidir. İşte bundan ötürü, bundan sonraki ayette, (emrin cevabı olmak üzere, cezm ile) "O (Allah) sizin günahlarınızı bağışlasın..." buyurmuştur. Cenâb-ı Hak, "Allah yolunda mücahede edersizin" buyurmuştur. Bu iki hususa imandan sonra, üçüncü merhalede yer alan cihad, üç kısımdır: a) Kişinin, kendisi ile nefsi arasındaki cihadı... Bu, nefse hükmetmek ve onu, arzuladığı, can attığı şeylerden (günahlardan) alıkoymaktır. b) Kişinin, kendisi ile mahlukat arasındaki cihadı... Bu da, mahlûkatdan beklentilerini kesmesi, onlara acıması ve onlara merhamet etmesi demektir. c) Kişinin, kendisi ile dünyası arasındaki cihadı... Bu da insanın, dünyasını âhireti için bir azık (hazırlık) vasıtası edinmesidir. Böylece yapılması gereken şeylerin sayısı beşe çıkmış olur. Ayetteki, "İşte bu sizin için çok hayırlıdır" ifadesi, "Allah'a iman etme, O'nun yolunda cihad etme gibi şeylerin size emredilmesi, sizin bunlarla mükellef olmanız, heva-u hevesinize uymanızdan daha hayırlıdır" demektir. "Eğer bilirseniz" yani "Eğer bildiklerinizden istifade eder, bilgilerinize göre hareket ederseniz, bu sizin i'çin daha hayırlıdır." Bu ayetle ilgili şöyle bir kaç bahis vardır. İnşa Yerine Haber Üslubunun Kullanılması Birinci Bahis: Cenâb-ı Hakk niçin, "haber cümlesi" ile, "iman edersiniz" buyurmuştur? Deriz ki: Bu, emre imtisâlin vücûbiyyetini (gerekliliğini) iyice göstermek içindir, İbn Abbas (radıyallahü anh)'ın, onların, "Biz Allah ve Allah nezdinde en sevimli amellerin neler olduğunu bilseydik, o amelleri işlerdik" dediklerini, bunun üzerine, bu ayetin nüzul olduğunu; derken, "Ah keşke bunun ne olduğunu bilebilseydik" diyerek, Cenâb-ı Hakk'ın dilediği bir müddet beklediklerini, derken Allahü teâlâ'nın, bu amellerin neler olduğunu onlara, "Allah'a ve peygamberine iman edersiniz..." ayetiyle bildirdiğini söylediği rivayet edilmiştir. İkinci Bahis: Ayetteki, "Eğer bilirseniz" ifadesinin takdirinin ne olduğu sorulacak olursa, biz deriz ki: Bunun takdiri, "Eğer, bunun, sizin için daha (çok) hayırlı olduğunu bilirseniz, bu sizin için daha hayırlı olur" şeklindedir. Bütün bu izahlar, Keşşafa ait izahlardır. Başkaları ise şöyle demişlerdir: "Korku ve endişe, acı veren azabtan değil, bizzat azabın kendisinden duyulur. Çünkü acı veren azab bizatihi azaba ilave olan başka unsuru da ihtiva eder. O halde korku, azabın ayrılmaz vasıflarından olmuş olur. Nitekim Hak teâlâ da, "Eğer mü'minseniz Benden korkun"(Âl-i İmran. 175) buyurmuştur. Ayetle ilgili bahislerden biri de şudur: Ayetin başındaki, "Ey iman edenler..." ifadesinden sonra, "Allah'a ve peygamberine iman edersiniz" ifadesi ile, yeniden imanı emretmek de ne demektir?" denilirse, biz deriz ki: Bu ifade ile, münafıklara hitab edilmiş olabilir. Çünkü onlar, zahiren iman edenlerdir. Yine bu ifadeyle, ehl-i kitabın, yani yahudi ve hristiyanların kastedilmiş olmaları da mümkündür. Çünkü bunlar, önceki kitaplara iman etmişlerdi. Buna göre Cenâb-ı Hakk sanki burada, "Ey önceki kitaplara iman edenler, Allah'a ve O'nun Resulü olan Muhammed'e de iman edin" demektedir. Bu tabir ile, gerçek mü'minlerin kastedilmiş olmaları da mümkündür ve buna göre ayet, tıpkı, "Bu, onların imanım artınr"(Tevbe, 124) ayetleri gibi olur. Bu, imanda sebatı emretmek olur ve bu bakımdan tıpkı, "Allah iman edenlere sebat verir..."(İbrahim.27) ayeti gibidir. Bu da, imanı yenilemeyi emretme olur. Nitekim Hak teâlâ, bu manada, Ey iman edenler, Allah'a ve Resulüne iman ediniz..."(Nisa, 136) buyurmuştur. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, "Abdestini yenileyen, sanki imanını yenilemiş gibi olur" buyurmuştur. Ayetle ilgili bahislerden birisi de şudur: Kişi, Allah'a ve peygamberine iman edip de, Allah yolunda cihad etmediğinde, kurtuluşu nasıl umabilir. Çünkü kurtuluş, bunların tümüne birden bağlıdır. Diğer bir husus da şudur: Bu toplam, yani Allah'a ve Resulüne iman edip, Allah yolunda canla-malla cihad etme, aslında hayırlı şeydir. |
﴾ 11 ﴿