4

"Sizi yaratan O'dur. Kiminiz kâfir, kiminiz mü'min... Allah, ne yaparsanız, hakkıyla görendir. Gökleri ve yeri, gerçek bir maksadla O yarattı. Size suret verdi, hem suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş, ancak O'nadır. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Ne gizler ne açıklarsanız, onları da bilir. Allah göğüslerin içinde olan her gizliyi bile hakkıyla bilendir".

Ibn Abbas (radıyallahü anh), bu ayete, "Allah, insanoğlunu, mü'min ve kâfir olarak yarattı. Sonra da, kıyamet gününde, yarattığı gibi, mü'min ve kâfir olarak yeniden "iade" edecektir" manasını verirken, Ata bu ayete, "Kiminiz tasdik edici, kiminiz de inkarcısınız.." manasını vermiştir. Dahhak da, "Münafık gibi, kiminiz görünürde, açıkta mü'min, gizlide kâfir; Ammâr Ibn Yasir gibi, kiminiz de görünürde, huzurda kâfir, gizlide mü'minsiniz..." manasını vermiş ve bunun delili olarak da, Cenâb-ı Hakk'ın "Kalbi iman ile dolu olarak, inkâra zorlananlar müstesna..." (Nahl, 106) ayetini zikretmiştir. Zeccâc ise, bu ayete, "Kimileriniz, Cenâb-ı Hakk'ın, onu yarattığını inkâr ediyor; ki bunlar "tabiatcılar" ve "dehriyyûn"dur-, kiminiz de, Allahü teâlâ'nın, onu yarattığını tasdik ediyorsunuz" şeklinde mana vermiş, delil olarak da, "Ölesice insan, ne kadar da nankör!.."(Abese, 17-18) ve "Seni bir topraktan, sonra da bir damla sudan yaratıp... Allah'ı küfr ile inkâr mı ettin?" (Kehf, 37) ayetlerini getirmiştir. Ebu İshak da, bu ayetin tefsiri sadedinde, "O sizi, ta annelerinizin karnında iken kâfir ve mü'min olarak yaratandır.." demiştir. Nitekim, bazı tefsirlerde de, Yahya (aleyhisselâm)'ın, annesinin karnında mü'min; Firavunun ise, annesinin karnında kâfir olarak yaratıldığı düşüncesi bulunmaktadır. Bunun delili ise, Cenâb-ı Hakk'ın, "Allah seni, Allah'dan olan bir kelimeyi müjdeleyici olarak Yahya ile müjdeler" (Al-i Imrân. 39) ayetidir.

Ayetteki, "Allah, ne yaparsanız hakkıyla görendir" cümlesine goünce, bu, "Allah, sizin amellerinizden olan küfür ya da iman fiilinizi bilendir..." anlamındadır. Buna göre mana, "Allahü teâlâ, size nimetlerin aslı olan nimeti lütfetmiştir. Bu da, sizi yaratma nimetidir. Öyleyse çok iyi bir şekilde tefekkür edin ve böylece topyekün şükreden kullar olunuz. Ama imkânınız varken bunu yapmayıp, aksine bölünüp-parcalandınız. Derken, kiminiz kâfir, kiminiz mü'min oldu" şeklindedir.

Bi'l-Hakk Tabiri

Cenâb-ı Hakk'ın, ifâdesi," Gökleri ve yeri Kadîm iradesi, ile, hikmetine uygun olarak yarattı" demektir. Kimileri de ayetteki "hakk ile" ifâdesini "hak için..." demek olduğunu, bu "hak"kın da, öldükten sonra dirilme işi olduğunu söylemişlerdir.

Ayetteki, "Size suret verdi. Hem de suretlerinizi güzel yaptı' ifadesiyle ilgili olarak şu iki izah yapılabilir:

a) "Güzel yaptı" ifadesi, "Başkasında bulunmayacak bir şekilde sapasağlam yaptı" demektir. Bu yaratılış nasıl başkasında bulunsun ki, çünkü insanların bizzat Kendilerinde, Allah'ın birliğine ve Rablığına, bu şeklin güzelliğinden ötürü, hususî olarak delalet eden, kuvvetli deliller vardır.

b) Buradaki "güzelliği, görünümünün güzelliği manasına da alabiliriz. Çünkü insanın boyuna-bosuna, organlarının mütenasib oluşuna baktığında, şeklinin en güzel olduğunu anlar.

Ayetteki, "Dönüş ancak O'nadır" ifadesi, "öldükten sonra dirilip gidiş, O'na doğru olacaktır" demektir. Cenâb-ı Hakk, bu işin kendisine doğru olacağını bildirmiştir. Çünkü mahlukatı yaratmasındaki en nihai hedef budur.

Cenâb-ı Hakk, "Size suret verdi. Hem de suretlerinizi güzel yaptı" buyurmuştur. Çünkü birşeyin yaratılmasında, o şeyin bir şekil alacağı neticesi çıkmaz. O şeyin şekü almasından da, onun en güzel şekil üzere olması gerekmez. Bundan sonra Cenâb-Hak, "Dönüş ancak O'nadır" buyurmuştur. Bu, "dönüş-varış, sadece Allah'adır' demektir.

Cenâb-ı Hak "Göklerde ve yerde ne varsa, o bilir. Ne gizler, ne açıklarsanız, onları da bilir. Allah göğüslerin içinde olan her gizliyi bile hakkıyla bilendir" buyurmuştur. Hak teâlâ, göklerde ve yerdekini, kullarının gizli-âşikâr yaptıklarını, mahlukatının gönüllerinde yatan cüz'î ve küllî şeyleri bildiğini haber vermek suretiyle, hiçbirşeyin Kendisine saklı-gizli kalamayacağına dikkat çekmiştir. Zira ezelden-ebede hiçbirşey Allahü teâlâ'nın ilmi dışında kalamaz.

İnsanları Yaratmadaki Hikmet

Bu ayetle ilgili şöyle bir kaç bahis vardır:

Birinci Bahis: Allahü teâlâ hakimdir. O, daha önceden insanları yarattığı zaman. onların (bazılarının) kâfir olacaklarını ve bunda ısrar edeceklerini biliyordu Binâenaleyh hangi hikmet O'nu, bunları yaratmaya götürmüştür? Deriz ki: Allahü teâlâ'nın hakîm olduğunu bildiğimiz an, bütün fiillerinin hikmetine uygun olduğunu da anlarız. Bu kâfirleri yaratması da Allah'ın bir fiilidir. Binâenaleyh bu fiili de. hikmetine uygundur. Bunun hikmete uygun oluşunu kavrayamayışınızdan, bunur hikmetsiz olduğu neticesi çıkmaz. Aksine bundan, onları yaratmasının, hikmet üzere olduğu neticesi çıkar.

İkinci Bahis: Cenâb-ı Hakk, "Size suret verdi. Hem de suretlerinizi güzel yaptı buyurmuştur. Halbuki insanlar arasında, şekli-şemaili, huyu-suyu bozuk olanlar vardır (ne dersiniz)? Deriz ki: Aslında ortada bir suret bozukluğu yoktur. Fakat güzellik de, tıpkı diğer şeyler gibi, derece derecedir. Bazı şekil ve suretler, kendilerinden üst derecede olanlardan, gözle görülür bir biçimde aşağı oldukları için, güzellikleri görülememiştir. Yoksa şekiller de, ayette bildirilen "güzel"liğin sınırları içindedirler, dışında değillerdir.

"Dönüş Allah'adır" Ne Demektir?

Üçüncü Bahis: Hak teâlâ'nın, "Dönüş ancak O'nadır" ifadesi, bir taraftan bir başka tarafa geçiş olacağı zarınım uyandırır. Bu ise, ancak Allahü teâlâ'nın bir tarafta - bir mekânda olması durumunda söz konusu olabilir. Şu halde bu nasıl olur? Derim ki: Böyle bir vehm, işin aslına göre olmayıp, bize ve zamanımıza göredir. Çünkü işin aslı, kendisine dönülüp-gidilecek zat, "taraf" yani "cihet"ten münezzeh bir zat olunca, bir taraftan bir tarafa gerçek manada geçiş söz konusu olmaz.

Resulü Kabul Etmek İstemeyenler

4 ﴿