7"Daha önce kâfir olup da, işlerinin vebalini tadanların haberleri gelmedi mi size? Onlara elem verici azab vardır. Bu, şundan dolayıdır: Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da, onlar, "Bizi bir insan mı hidayete sevkedecek" demişler, böylece kâfir olmuşlar ve sırt çevirmişlerdi. Allah ise hiçbirşeye muhtaç olmadığını göstermiştir. Çünkü Allah ganiyy ve hamiddir. O kâfirler de, öldükten sonra kesinlikle diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: "Hayır, Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz. Sonra da yaptığınız şeyler behemehal size haber verilecektir. Bunu yapmak Allah'a pek kolaydır". Bil ki "Gelmedi mi size..." cümlesindeki hitab, Mekke kâfirlerine yönelik olup, bu, onların dünyada taddıkları o perişanlığa, hüsrana ve ahirette onlar için hazırlanmış o azaba bir işarettir. Dolayısıyla ayetteki, "işlerinin vebalini, yani, işlerinin şiddetini tadanlar" ifadesi, tıpkı, "Tad azabı şimdi. Hani sen, çok ulu, çok şerefli idin!" (Duhan, 49) ayeti gibidir. Ayetteki, 'deki zamir, zamır-i şân olup, "Bu, onlar o peygamberin bir insan oluşunu yadırgayıp, mabudlarının bir taş oluşunu yadırgamayışları sebebiyledir" demektir. Böylece onlar kâfir oldular, hak ve hakikatten yüz çevirdiler; peygamberleri inkâr ettiler. Halbuki Allahü teâlâ, onların tâ ezelden-ebede bütün ibadet ve taatlerinden müstağnidir. Ayetteki, "Allah ganiyy ve hamidir" ifadesi de önceki ifadelerden olup, "hamîd" kelimesi, "mahmûd" yani, "zatı gereği hamde, övgüye "müstehakolan" manasınadır. Hamîd, "hâmid" (Öven) manasına da gelebilir. Cenâb-ı Hak, "Kâfirler iddia ettiler ki..." buyurmuştur. Keşşaf sahibi "za'm" kelimesinin, "bilme iddiasında olma" manasına geldiğim söylemiştir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in "diyorlar ki, "diyorlar ki" diye söze başlayıp, dedikodu nakletmek "yalan" binitine binmek demektir" hadis-i şerifindeki kelime de bu manadadır. Şureyh'in "Herşeyin bir künyesi vardır. Yalanın şain: künyesi de "zu'm"dur. Bu fiil tıpkı "ilim" masdarı gibi iki mef'ûl alır. Nitekim "Senin bundan uzak olduğunu sanmam..." demiştir. Ayetteki, "kâfir olmuşlar..." ifadesi ile, Mekkeliler kastedilmiştir. Yine, ayetteki (......) kelimesi ifadesinden sonra gelen manayı müsbete çeviren bir ifade olup, bu da, öldükten sonra dirilme hadisesinin olacağıdır. Ayetteki, "Hayır, Rabbinize andolsun ki..." ifadesinin, Hazret-i . Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, bunu talim edip öğreten ifade olabileceği de ileri sürülmüştür ki, bu, vermiş olduğu "öldükten sonra dirilme" olayını tekîd için, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e yemin etmesini öğretmesi anlamındadır. Kur'ân'daki bütün kasemler de böyledir. Ayetteki, "Bunu yapmak Allah'a pek kolaydır" cümlesine gelince, bu da, "O'nu, herhangi bir güç bunu yapmaktan alıkoyamaz..." demektir. Bu ifadeye, "öldükten sonra dirilme işi Allah'a gayet kolaydır" şeklinde de mana verilmiştir. Çünkü Mekkeliler, toz-toprak olduktan sonra artık bir daha dirilmenin olamayacağını sanıyorlardı da, bunun üzerine Allahü teâlâ, onlan yeniden diriltmenin aklen, yok iken var olmaktan daha kolay olacağını haber vermiştir. Ayetle ilgili birkaç bahis vardır. Birinci Bahis: Ayetteki, "kâfir olmuşlar..." cümlesi, "sırt çevirmişler..." ifâdesini de karşılar. Öyleyse, daha yeniden "sırt çevirmişler" denmeye ne hacet vardı? Biz deriz ki, onlar küfretmişler ve, "Bir beşer mi bizi hidayete erdirecek?" demişlerdir ki, bu istifhamı-inkâr ve büsbütün yüz çevirme anlamında olup, işte esas "sırt çevirme", budur. Buna göre onlar adeta (önce) kâfir olmuşlar, daha sonra da yüz çevirdiklerini gösteren bir söz söylemliş gibi olmuşlardır. İşte bu sebepte de Cenâb-ı Hakk, "kâfir olmuşlar ve sırt çevirmişler" buyurmuştur. İkinci Bahis: Ayetteki, "sırt çevirmişlerdi. Allah ise hiç kimseye muhtaç olmadığını göstermiştir" ifadeleri, "yüz çevirmenin ve hiç bir şeye muhtaç olmama"nın aynı anda meydana geldiği zannını uyandırmaktadır. Halbuki, Cenâb-ı Hakk daima müstağnîdir (ne dersin)? Keşşaf sahibi, Keşşafında bunun anlamının, "Onları iman etmeye zorlamadığı ve buna kadir olduğu halde onları buna mecbur etmediği için Allah'ın müstağni olduğu ortaya çıkmıştır" şeklinde olduğunu söylemiştir. Kâfire Göre Resulün Yemininin Manası Üçüncü Bahis: O Mekkeliler Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in öldükten sonra dirilmenin olacağını yemin ederek dile getirmesinin ne anlamı var? Biz deriz ki: Mekkeliler her ne kadar Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in peygamberliğini kabul etmeseler bile, ne var ki onlar, o peygamberin, daha mükemmelinin düşünülemeyeceği bir biçimde Rabbine inandığına inanıyorlardı. Böylece de Mekkeliler, peygamberin, verdiği bu haberin kendince ve verdiği haberin, güneşten daha aşikâr şekilde doğru olduğuna inanmadıkça, böyle bir yemine teşebbüs etmeyeceğini kesinlikle biliyorlardı. Bu haberi yeminli ifade ile dile getirmesinin manası, bundan başka bir şey değildir. Daha sonra Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), verdiği bu haberi hem kasemin cevabına gelen lam ile, hem de tekîd nûn'u ile vurgulamıştır. Böylece de, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), adeta, yemin üstüne yemin etmiş gibi olmuştur: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in öldükten sonra dirilmeyi ve öldükten sonra diriltmeyi kabul etmeyi böyle yemin ile haber vermesi, imanın ayrılmaz bir vasfı olunca, Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur. |
﴾ 7 ﴿