13"Allah'ın izni olmadıkça, hiçbir musibet gelip çatmaz. Kim, Allah'a iman ederse, O, onun kalbini doğruya iletir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Allah'a itaat edin. Peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, peygamberinizin üzerine düşen ancak apaçık bir tebliğdir. Allah, Kendisinden başka hiçbir tanrı olmayan gerçek mabuddur. Öyleyse, iman edenler anca Allah'a güvenip dayansınlar". Ayetteki, "Allah'ın izni olmadıkça" ifadesi, "Allah'ın emri olmayınca..." manasındadır. Bunu, Hasan el-Basrî söylemiştir. Bu ifadenin, "Allah'ın takdiri ve kazası olmaksızın..."; "Allah'ın irâdesi ve meşîeti olmaksızın..." manalarına geldiği de ileri sürülmüştür. İbn Abbas (radıyallahü anh) ise bu ifadeye, "Allah'ın ilmi ve kazası olmaksızın..." manasını vermiştir. Ayetteki, "O, onun kalbini doğruya iletir" cümlesine gelince, bu, "Musibetler esnasında...", "ölürken...", "Hasta iken...", "Fakir iken...", "Kıtlık zamanında..." ve "benzer durumlarda..." demektir. Böylece kişi, başına gelen bu musibetin Allah'tan olduğunu bilir de, O'nun hükmüne teslim olur ve O'na yönelir, iltica eder. Ki, işte ifâdesinin anlamı budur. Yani, "Allah, onun kalbini, Kendisinin emrine teslim olma ve inkiyâd etmeye götürür, iletir" demek olup, bunun bir benzeri ifade de, "ki onlar kendilerine bir belâ geldiği zaman, "Biz Allah'ın (teslim olmuş kulları)yız ve biz ancak O'na dönücüleriz" diyenlerdir ...ve onlar doğru yola erdirilenlerin ta kendileridir" (Bakara, 156-157) ayetidir. Meanî alimleri (ehl-i meanî) ise, bu ifadeye, "Allah kişinin kalbini, bolluk esnasında Kendisine şükretmeye; belâ ve sıkıntılar geldiğinde ise, Allah'a karşı sabırlı olmaya iletir" anlamını vermişlerdir ki bu, İbn Abbas (radıyallahü anh)'ın, bu ayete verdiği "kişinin kalbini, Kendisinin verip ve hoşnut olduğu şeye iletir.." şeklindeki manadır. Bu ifâde, nûn ile şeklinde de okunmuştur. İkrime'nin de dâl'ın fethası, yâ'nın dammesi, ile (......) şeklinde okuduğu rivayet edilmiştir. Yine bu kelime, (yende) şeklinde de okunmuştur. Zeccâc "kişinin kalbi yatıştığında, denilir..." demiştir, (......) kelimesi, hem ref hem de nasb ile okunabilir. Bunun mansub okunuşunun izahı ise, bu ifadenin tıpkı, (kendini bilmedi) fiilinin ifâdesini mef'ul alması) gibidir. "Allah her şeyi hakkıyla bilendir..." Bu cümlenin, belâlar esnasında, ilgili kişinin kalbinin yatışmasına bir işaret olması muhtemeldir. Bu ifâdeye, "Allah, Resulünü tasdik edenin tasdikini bilir..." manası da verilmiştir. Çünkü, kim O'nun Resulünü tasdik ederse, bu demektir ki, Allah o kimsenin kalbini hidayete erdirmiştir. Ayetteki hitabına gelince, bu, "Allah'a itaat edin ve Allah'ın nezdinden getirdiği hakikatler hususunda, O'nun peygamberine itaat edin..." demek olup, bu da, "Belâ ve musibetler karşısında feveran etmeyin.. Allah'tan gelen emirlere uyun ve Peygamber'in sizi kendisine davet ettiği şeylere uyun..." demektir. Cenâb-ı Hakk'ın, hitabına gelince, bu, "şayet sizler, peygamberin sizi kendisine davet ettiği şeyler konusunda ona icabet etmezseniz, Resulümüzün görevi, biliniz ki, apaçık bir tebliğ ve meseleleri çok net bir biçimde ortaya koymasıdır.." demektir. Cenâb-ı Hakk'ın, "Allah, Kendi'nden başka hiçbir tanrı olmayan gerçek Mabûd'dur" cümlesinin, daha önce geçen "Mülk O'nun, hamd O'na aittir, O herşeye kadirdir... " (Teğabun, 1) ifadeleri gibi, Allah'ın zâtına uygun olan vasıflar cümlesinden olması muhtemeldir. Çünkü, bu ve benzeri sıfatları taşıyan, Kendisinden başka bir ilah olmayan Zât'tır ki, buna göre bu ifade, "O'ndan başka, ibadete müstehak olan kimse yoktur. Her şeyde maksûd ve amaç O'dur; her konuda O'na güvenilir; dönüş ve varış O'nadır" demektir. Ayetteki, "Öyleyse iman edenler ancak Allah'a güvenip dayansınlar" ifadesine gelince, bu, mü'min kimsenin ancak O'na dayanması gerektiğini ve ancak O'nunla güç kuvvet sahibi olması gerektiğini beyandır. Çünkü mü'min kimse, gerçekte kadir olanın O olduğuna inanır. Keşşaf sahibi şöyle demektedir: "Bu, Cenâb-ı Hakk'ın, peygamberini yalanlayanlara ve ondan yüz çevirenlere karşı peygamberine yardım ve destek sağlayabilmesi için, peygamberini Kendisine tevekkül etmeye ve işleri hususunda ancak Kendisinden güç kuvvet almaya bir teşviktir. Buna göre şayet, "Cenab-ı Hakk'ın, "Allah'ın izni olmayınca, hiçbir musibet gelip çatmaz..." ifadesi, kendinden önceki ayetlerle nasıl bir münasebet arzeder?" denilirse, biz deriz ki: Bu ayet, "O halde, Allah ve Resulünü ... tasdik edin..." (Teğabun, 8) ayeti ile alâkalı bir ifadedir. Çünkü Allah'a iman edip O'nu tasdik eden kimse, kendisine, herhangi bir musibetin ancak Allah'ın emri ve hükmü ile isabet ettiğini bilir, buna inanır. |
﴾ 12 ﴿