8"O cehennem öfkesinden neredeyse çatlayacak gibi olur. O (cehennem) içine her bir gurub atıldığında, onlara onun bekçileri sorar: "Size bir nezir gelmedi mi?". Arapça'da "Falanca öfkesinden çatlayacak, gazabından esip yağıyor; dolayısıyla da ondan yere bir alev, göğe bir alev (ateş) gitti" denilir. Araplar, böyle bir kimseyi, öfkesindeki fazlalıktan ötürü, bu şekilde anlatırlar. Derim ki: Bu tür mecazi ifadelerin sebebi şudur: Öfke, kalbin kanı kabardığında meydana gelen bir haldir. Kan kabardığında, hacmi ve miktarı artar. Dolayısıyla da, bedendeki "rutubetlerin oranı arttıkça, kan damarları da uzar - genişler. Binâenaleyh öfkenin şiddeti arttıkça, kabarma da o nisbette artar. Dolayısıyla da, artış çoğalır. Damarlar iyice gerilir, neredeyse çatlar. Bundan dolayı, birbirine bağlı bu hususlar, aşırı öfkeyi mecazi olarak ifade etmek için kullanılır. Şimdi eğer, "Âteş, bir canlı değildir. Öyleyse nasıl olur da, "öfke" ile nitelenir?" denilirse, buna da şu birkaç açıdan cevap verilir: a) Biz ehli sünnete göre, hayatın olması için, bünye (beden) şartı yoktur. Belki de Allahü teâlâ o cehennemde, canlı bir ateş yaratmıştır. b) Ateşin alevinin sesi ve hızı, öfkeli kimsenin sesine ve hareketlerine teşbih edilmiştir. c) Bu ifadeyle, cehennem zebanilerinin (meleklerinin) öfkesinin kastedilmiş olması da mümkündür. Dördüncü Sıfat: Cenâb-ı Hakk'ın, "İçine her bir grup atıldığında, onlara onun bekçileri sorar: "size bir nezfr gelmedi mi?" ayetinin ifade ettiği husustur.(fevcun), insan topluluğu demek olup, (......) de, gruplar, topluluklar anlamındadır. Ki, Cenâb-ı Hakk'ın, "derken gruplar halinde gelirsiniz..." (Nebe. 18) ayeti de bu anlamdadır. ifadesi ile, cehennemin bekçisi Melek Mâlik ve onun yardımcısı zebaniler kastedilmiştir. "Size bir nezir gelmedi mi" ifadesi, bir azarlama istifhamıdır. Zeccâc, bu azarın, onların azabını daha da artırdığını söyler. Ayetle ilgili söyle iki mesele vardır: Mürcie, kâfirlerden başka hiç kimsenin cehenneme girmeyeceğini, bu ayete dayanarak ileri sürmüş ve şöyle demiştir: "Çünkü, Allahü teâlâ, cehenneme atılan herkesin, "Biz, peygamberlerini yalanladık" dediklerini nakletmiştir ki, bu durum Allah ve Resulünü yalanlamayanların cehenneme girmeyeceklerini iktiza eder. Bil ki, bu ayetin zahiri, günahta ısrar eden fasıkların, cehenneme girmemelerini gerektirir. Kadî buna şu şekilde cevap vermiştir: "Nezîr", bazan da, akılda ve zihinde bulunan sakındırıcı ve korkutucu özelliklere sahip olan deliller hakkında kullanılır. O halde, cehenneme giren herkes, mutlaka bu delile göre hareket etmemiş ve sımsıkı ona sarılmamış demektir. Allah'ı tanımanın, O'na şükretmenin, ancak naklî delil geldikten sonra vâcib olduğunu söyleyenler, bu ayetle istidlal ederek şöyle demişlerdir: "Bu ayet, Allahü teâlâ'nın, bu kimselere ancak, kendilerine nezîr (gelip de, onların getirdikleriyle amel etmedikleri için), azab ettiğine delâlet eder ki, bu da, onlara şayet nezirler-uyarıcılar gelmemiş olsaydı, Cenâb-ı Hakk'ın onlara azab etmeyeceğini gösterir. Daha sonra Cenâb-ı Hak, kâfirlerin, kendilerine sorulan bu soruya şu iki bakımdan nevan verdiklerini nakletmiştir: Birincisi: |
﴾ 8 ﴿