15

"O, yeri, sizin faydanıza olarak itaatkâr kılandır. O halde, onun omuzlarında yürüyün. Allah'ın rızkından yeyin. Son gidiş, ancak O'nadır".

Önceki Kısımla Münasebet

Ayetle ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Bil ki, bu ayetin kendinden öncekilerle münasebeti şudur: Allahü teâlâ, kullarının gizli aşikâr yaptığı her şeyi bildiğini delillerle beyan etmiş, daha sonra da, bu ayeti tehditvârî bir biçimde getirmiştir ki, bunun benzeri, bir efendinin, kendisine gizlice kötülük yapmayı düşünen kölesine, "Ey falanca, senin gizti açık ne yaptığını ben bilemiyorum. Haydi, sana verdiğim bu evde otur. Senin için hazırladığım bu nimetlerden ye iç, ama benim seni te'dib edeceğimden de emin olma.. Çünkü, istersem, senin, emniyet ve selâmet yerin olan bu evi, içinde, şaşırıp kaldığın, afetler kaynağı, kendi yüzünden helak olduğun sıkıntıların yuvası da kılarım!.." demesi gibidir. İşte, burada da böyledir. Cenâb-ı Hakk adeta, "Ey kâfirler, benim, sizin gizli aşikâr yaptığınız herşeyi bilici olduğumu biliniz de, böylece benden ve benim cezamdan endişe duyucu olunuz.. Sırtında, üzerinde yürüdüğünüz ve size zarar veren şeylerin en uzağı olduğuna inandığınız bu yeryüzü yok mu, onu sizin emrinize amade eden faydalanmanıza vesile kılan Benim Ben! Haydi o binitin üstüne çıkınız. Çünkü Ben, istesem, sizi o yere batırır ve yeryüzüne, gökten çeşitli belalar yağdırırım" demek istemiştir. İşte, bu ayetin kendisinden önceki ifadesiyle münasebetinin izahı bundan ibarettir.

Zelül

(......) kelimesi, sana "boyun eğen, itaat eden" her şey için kullanılan bir ifade olup, bunun masdarı, "züll'dür. Bu kelime de, "inkiyad etmek, boyun eğmek, uysal olmak" anlamlarına gelir. Bu manada olmak üzere, Arapça'da meselâ,"uysal hayvan..." denilir.

Arzın Zelûl Olarak Tavsifi

Yeryüzünün, "uysallıkla, itaatkârlıkla" vasfedilmesi hususunda da şu izahlar yapılabilir:

1) Allahü teâlâ yeryüzünü, meselâ sert bir kaya parçası üzerinde yürümenin imkânsızlığı gibi, üzerinde yürümenin imkânsız olacağı bir biçimde sert bir kaya bloku olarak yaratmamıştır.

2) Allahü teâlâ, yeryüzünü, silebilir ve kendisinde istenildiği gibi binaların yapılabileceği bir durumda yaratmıştır. Binâenaleyh, yeryüzü sert bir taştan ibaret olsaydı, bütün bunlar imkânsız olurdu.

3) Yeryüzü şayet, taş olsaydı yahut da altın veya demir misüllü olsaydı, hiç şüphesiz yazın alabildiğine sıcak, kışın da alabildiğine soğuk olurdu. Böylece de kendisinde ekim-dikim imkânsız olurdu ve yeryüzü ölüleri de dirileri de sinesinde barındırmazdı.

4) Allahü teâlâ yeryüzünü, hava boşluğunda tutmak suretiyle bizim istifademize sunmuştur. Şayet, yer küresi, bir doğru istikametinde yahutta dairesel olarak hareket etmiş olsaydı, bizim için müsahhar kılınmış olmazdı.

Üçüncü Mesele

Gerek, "onun omuzlarında yürüyün" cümlesinde, gerekse "Allah'ın rızkından yeyin..." cümlesindeki emirler, mübahlık bildiren emirlerdir.

Dördüncü Mesele

Alimler, "yeryüzünün omuzları" tabirinin izahı hususunda da şunları söylemişlerdir:

1) Keşşaf sahibi şöyle der: "Yeryüzünün omuzlarında yürümek" deyimi, onun, alabildiğine uysal olduğunun mükemmel biçimde temsil edilmesidir. Çünkü, omuz ve omuz uçları, devenin en ince ve üzerinde yürümenin en zor olduğu yerdir. Binâenaleyh, deve, omuzlarında yürünebilecek bir biçimde yaratılınca, alabildiğine itaatkâr ve uysal olmuş olur. Böylece, "omuzlarında yürüyün..." hitabının, o yeryüzünün son derece uysal olduğunun hikâye yoluyla bir anlatım olduğu sabit olmuş olur."

2) Katâde, Dahhâk ve İbn Abbas'a göre, "yeryüzünün omuzlan", onun dağları ve tepeleridir. Dağlara "omuz" ismi verilmiştir, çünkü insanın omuz başları yüksektir. Dağlar da yüksektir. Buna göre mana, "itaat edip uysal olmaktan en uzak görülmesine rağmen, Ben, size o yer yüzünün omuzlarında, yani dağlarında yürümeyi kolaylaştırdım. Binâenaleyh, ya diğerlerindeki durum nasıl olur?.." şeklinde olur.

3) Yeryüzünün omuzları, yolları, vadileri, uçları ve taraflarıdır. Bu, Hasan el-Basrî, Mücâhid, Kelbî ve Mukâtil'in görüşü olup, Ata'nın İbn Abbas (radıyallahü anh)'dan rivayeti ve Ferrâ'nın da tercihidir. İbn Kuteybe ise, bu ifadeye "Yeryüzünün tarafları" manasını vermiş ve "Çünkü kişinin "menkeb"i, onun iki tarafı, iki omuzudur." Bu tıpkı, "Allah yeri, onun geniş yollarında gezip dolaşınız diye, sizin için bir döşek yapmıştır" (Nuh, 19-20) ayeti gibidir" demiştir.

Ayetteki, emri, "Allah'ın, sizin için yeryüzünde rızık olarak yarattığı şeylerden yiyiniz” demektir."Son gidiş ancak O'nadır" ifâdesi de,”Yeryüzünde kalmanızın ve Allah'ın rızkından yiyip içmenizin tıpkı varacağı huzurun Allah'ın huzuru olduğunu bilen ve eninde sonunda varıp O'nun huzuruna duracağı şuuru içerisinde yiyip içen kimselerin beklemesi yemesi içmesi gibi olması gerekir” demktir ki Cenab-ı Hak bu ifadeyle mahlukatını gizli aşikar inkar ve isyanlardan sakındırmayı murad etmiştir.

İnsanın Nazik Konumu

Daha sonra Allahü teâlâ, insanların yeryüzünde hayatlarını emniyet içinde sürdürmelerinin, Kendi lütfü ve rahmeti gereği olduğunu istemesi halinde, işi tersine çevirip, üzerlerine kahr bulutlarından âfet yağmurları yağdıracağını beyan ederek, işte bu manada şöyle buyurmuştur:

15 ﴿