16"Göktekinin sizi yere batmvermesinden emin mi oldunuz. Bir de bakarsınız kî, o (yer) çalkalanmaktadır". Bil ki bu ayetlerin bir benzeri de, "De ki: O, üstünüzden veya ayaklarınızın altından, size bir azab göndermeye kadirdir" (En'am. 65) ve "Onu ve evini-barkını yere geçirdik" (Kasas, 8) ayetleridir. Bil ki Müşebbihe, bu ayeti delil getirerek, Allah'ın bir yeri olduğunu söylemiştir. Buna şu şekilde cevap veririz: "Bu ayetin, müslümanların iltifatıyla, zahirî manasına alınması caiz değildir. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın gökte olması, göğün Allah'ı, her yanından kuşatmış olmasını gerektirir. Dolayısıyla da Allah, -haşa- gökten küçük olmuş olur. Halbuki gök Arş'dan çok çok büyüktür. Binâenaleyh Allahü teâlâ'nın Arş'a nisbetle çok küçük olması gerekir. Halbuki bu, bütün müslümanların ittifakıyla imkansızdır. Bir de Cenâb-ı Hak, "Gökteki ve yerdeki şeyler kimindir?" de. De ki: Allah'ındır"(En'am, 12) buyurmuştur. Buna göre eğer Allahü teâlâ, gökte olmuş olsaydı, kendi kendinin sahibi (mâliki) olmuş olurdu ki bu imkansızdır. Böylece bu ayetin, zahirî manasına göre anlaşılmaması gerektiğini anlıyoruz. Bunun te'vîli ve tefsiri sadedinde şu izahlar yapılabilir: 1) Ayetin takdiri, "Göktekinden, yani Allah'ın azabından emin mi oldunuz?" şeklinde niçin olmasın? Çünkü Allah'ın âdeti, hep belaları, inkarcı ve isyankarlara gökten indirme şeklinde cereyan etmiştir. Dolayısıyla gök, Allah'ın rahmet ve nimetinin iniş yeri olduğu gibi, azabının da iniş yeridir. 2) Ebû Müslim şöyle demiştir: "Araplar bir tanrının varlığını kabul ediyorlardı, fakat bu tanrının, tıpkı Müşebbihe'nin inandığı gibi, gökte olduğuna inanıyorlardı. Buna göre Hak teâlâ sanki onlara, "Gökte olduğuna inandığınız ve dilediği şeyi yapabileceğini kabul ettiğiniz o zâtın, sizi yere batırmasından emin mi oldunuz?" demiştir." 3) Ayetin takdiri, "Gökteki olandan, yani Allah'ın saltanatından, mülkünden ve kudretinden emin mi oldunuz?" şeklindedir. Fakat ayette "gök" sözünün yer alışı, Allah'ın saltanatını ululamak ve O'nun kudretini yüceltmek içindir. Bu tıpkı, "O, yerde de, gökte de gerçek ilahtır" (En'am, 3) ayeti gibidir. Çünkü tek bir şeyin aynı anda iki ayrı yerde olması mümkün değildir. Binaenaleyh Allah'ın yerde ve gökte oluşundan maksad, O'nun emrinin, kudretinin ve iradesinin göklerde de, yerde de geçerli olduğunu anlatmaktır. İşte bu ayette de böyledir. 4) "Gökteki" ifadesi ile, "azabla görevli meleğin" kastedilmiş olması niçin caiz olmasın. Bu melek de Cebrail (aleyhisselâm)'dir. Buna göre mana, "Cebrail'in, Allah'ın emri ve müsadesi ile sizi yere batırmasından emin mi oldunuz?" şeklinde olur. Ayetteki, "Birde bakarsın ki o (yer) çalkalanmaktadır" cümlesine gelince, müfessirler bunun manasının, "Allahü teâlâ onları yere batırırken, yeri harekete geçirir. Böylece yeryüzü alabildiğine çalkalanır. Derken onlar yere batar gider. Üzerlerini toprak kaplar, onları iyice aşağılara iter" şeklinde olduğunu söylemişlerdir, (......) fiilinin manasının ne demek olduğunu daha önce açıklamıştık. Cenâb-ı Hak, bu tehdidi ve korkuyu iyice artırarak şöyle buyurmuştur: |
﴾ 16 ﴿