19"Onlar, üstlerinde kanatlan açıp-kapayarak uçan kuşları görmediler mi? Bunları, Rahman'dan başkası (havada) tutmuyor. Şüphesiz ki O, herşeyi hakkıyla görendir". "Sâffât" kelimesi, "uçarken havada kanatlarını açmış olarak... (......) kelimesi de, "kanat çırparken kanatlarını birleştiren (kapatan)” demektir. Buna göre eğer, "Cenâb-ı Hak, (bu ikincisini de birincisi gibi) "kâbidât" dememiş de, fiil şeklinde demiştir?" denilirse, biz deriz ki: Havada uçmak, tıpkı suda yüzmek gibidir. Binâenaleyh yüzmede asıl olan, kol ve bacakların (kanatların) açılmasıdır. Kapanması ise, hareketi sağlamak, için arızî olarak yapılan birşeydir. Dolayısıyla aslî olmayan, arızi olan hareketi Cenâb-ı Hak, fiil ile ifade etmiştir ki bu, "Onlar kanatlarını hep açarlar; tıpkı yüzenin yaptığı gibi zaman zaman da kanatlarını kaparlar (yumarlar)" demektir. Daha sonra Hak teâlâ, "Bunları, O Rahman'dan başkası (havada) tutmuyor" buyurmuştur. Bu böyledir. Çünkü ağır ve cüsseli oldukları için, onların havada kalmaları, ancak Allah'ın onları havada tutması ve muhafazasıyla olur. Burada şöyle iki soru sorulabilir: Birinci Soru: Bu ayet, kulunun kendi irade ve ihtiyarıyla yaptığı fiillerin yaratıcısının Allahü teâlâ olduğuna delâlet eder mi? Deriz ki: Evet. Çünkü kuşun havada durması da, kendi iradesi ve ihtiyarıyla yaptığı bir iştir. Hak teâlâ, "Bunları, O Rahman'dan başkası (havada) tutmuyor" buyurduğuna göre, bu, kulunun fiillerinin yaratıcısının da Allah olduğunu gösterir. İkinci Soru: Allahü teâlâ, Nahl Sûresinde, "Göğün boşluğunda musahhar olarak uçan kuşları görmediler mi? Onları Allah'dan başkası (havada) tutmuyor" (Nahl, 79) buyururken, burada, "Bunları, O Rahman'dan başkası (havada) tutmuyor" buyurmuştur. Aradaki fark nedir? Deriz ki: Cenâb-ı Hak, Nahl Sûresinde, göğün boşluğunda musahhar (emre âmâde) olduklarından bahsetmiştir. Binâenaleyh onların orada böyle tutulmaları, sırf ulûhiyyetin gereğidir. Burada ise Hak teâlâ, bu kuşların kanat açıp-kapamalarından bahsetmiştir. Binâenaleyh Cenâb-ı Hakk'ın, menfaatlarına uygun bir şekilde o kuşlara kanat açıp-kapamayı ilham etmesi rahmet-i Rahman'dandır. Daha sonra Hak teâlâ, "Şüphesiz ki O herşeyi hakkıyla görendir" buyurmuştur. Bu hususta şu iki izah yapılabilir: 1) Cenâb-ı Hakk, "basîr" (gören) ifadesiyle, Kendisinin en ince hususları da bildiğini anlatmak istemiştir. Nitekim Arapça'da, "mahir" "hazık" manasında, "Falanca bu hususta basîrdir" denilir. 2) Bu kelime, zahirî manasındadır. Binâenaleyh diyoruz ki: Allahü teâlâ "şey"dir ve her "şeyi" görendir. Binaenaleyh hem kendisini, hem de bütün mevcudatı görendir. İşte âlimlerimizin, Allahü teâlâ'nın görülebileceğini ve bütün mevcudatın da böyle olduğunu söylemeleri bundan başka birşey değildir. Buna göre eğer, "Basîr" kelimesi, "ba" harf-i cerrl ile birlikte kullanıldığında, "âlim" manasına gelir. Nitekim Arapça'da, "Eğer o onu biliyorsa,denilir" diye sorulursa, biz deriz ki: Biz bunun böyle olduğunu kabul etmiyoruz. Çünkü Arapça'da, "Allah, duyulacak şeyleri duyan; görülecek şeyleri görendir" denilir. |
﴾ 19 ﴿