22"Yüz üstü düşe-kalka yürüyen kimse mi hidayettedir, yoksa doğru bir yolda dimdik yürüyen mi?". Bu ayetle ilgili şöyle birkaç mesele var: Vahidî şöyle der: fiilinin "mutavaatı" dır. Nitekim Arapça'da "Onu diz çöktürdüm, o da diz çöktü, yüz üstü düştü" denilir. Bunun bir benzeri de fiilidir Nitekim Arapça'da, "Rüzgar bulutu açtı, o da açıldı" manasında, denilir." Keşşaf sahibi ise şöyle der: "Durum hiç de böyle değildir. Çünkü babının bazı fiilleri, bizzat mutavaat için kullanılır. Mesela sen dediğinde, bunun manası, "Kebbe "girdi, yani "Kebb"li oldu (diz çökme halli oldu)" şeklinde olur. ifadesinin manası da, "Bulut, açılma haline girdi" şeklinde olur. fiili de, "Nafza" girdi" demek olur. Bu da "Kabın düşmesi" demektir ki bu ifade, fakirlikten kinayedir. fiili de, "Levm (kınama) haline girdi" manasındadır. ve fiillerinin mutavaatları, şekillerinde gelir. Alimler, "Yüz-üstü, düşe-kalka yürüyen kimse..." deyiminin ne demek olduğu hususunda şu izahları yapmışlardır: 1) Bu, "Dümdüz olmayıp, inişli-çıkışlı bir yolda her an kayıp, yüz üstü düşerek yürüyen bir kimsenin durumu, düşmekten ve tökezlemekten uzak bir şekilde dimdik yürüyen kimsenin durumunun tam aksidir" demektir. 2) Bu şekilde zor bela yürüyen, cehalet ve şaşkınlık üzere olan kimsenin yürümesi, kesin bilgi ve yakını ilim ile malum bir yöne doğru gidenin yürüyüşü gibi olamaz. 3) Yolunu bulamayan, böylece bocalayan ve her an düşe-kalka giden bir kör, bildiği-gordüğü bir yolda yürüyen, gözü başı sapasağlam bir kimse gibi olmaz. Alimler daha sonra, değişik izahlar yaparak bazıları: "Bu, kafirin ahiretteki durumunu anlatan bir ifadedir" demişler. Mesela Katâde, "Kafir, Allah'a isyan etme işine diz çökmüş, Allah da onu kıyamet günü böyle, diz üstü-yüz üstü hasretmiştir. Mü'min ise, apaçık olan din üzere gitmiş, Allah'da onu kıyamet günü dümdüz yol üzere hasretmiş" demiştir. Diğerleri ise, "Aksine bu, mü'min ile kafirin, âlim ile cahilin dünyadaki halini anlatan bir ifadedir" demişlerdir. Böyle söyleyenler de değ işi kızanlar yapmışlar: Bir kısmı bunun, bütün mü'minler ve kafirler hakkında genel bir ifade olduğunu söylerlerken, bazıları "Hayır bundan, belli şahıslar kastedilmiştir" derler. Meselâ Katâde, "Bununla, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Ebû Cehît kastedilmiştir" der. Atfl'nın rivayetine göre İbn Abbas (radıyallahü anh), bununla Hazret-i Hamza ile Ebû Cehil'in kastedildiğini söylemiştir. İkrime ise bu ifadeyle, Ammâr b. Yâsir (radıyallahü anh) ile Ebû Cehil'in kastedildiğini söylemiştir. Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin mükemmelliği hususunda buradaki İkinci akli delil ise, şu ayettir: |
﴾ 22 ﴿