36

"Hiç biz müslümanlar, günahkarlar gibi sayar mıyız? Size ne oluyor, nasıl düşünüyorsunuz"

Bu, "itaatkar ile İsyankarın aynı olduğu söylenemez, aynı kabul edilemezler" demektir.

Ayetle ilgili birkaç mesele vardır:

Kebire Sahibi

Kâdî şöyle der: "Ayetin bu ifadesinde, İnsanın "müslümanı" ve "günahkar" diye tavsif edilmesinin, biribirine zıt gibi olduğuna açık bir delil vardır. Binâenaleyh fasık, günahkar olduğuna göre, müslüman olmaması gerekir."

Buna şu şekilde cevap veririz: "Allahü teâlâ, müslümanın günahkara denk sayılmasını yadırgamıştır. Binâenaleyh bununla, bütün her bakımdan denkliğin bulunmadığı manasının kastedilmediğinde şüphe yoktur. Çünkü müslüman da, günahkar da, cevher ve madde olma, sonradan yaratılma, canlı olma ve diğer pek çok hususlarda biribirlerine denktirler. Aksine bundan maksat, o ikisinin, müslüman olma ve günahkar olma açısından, yahut da bu iki hususun neticesi açısından eşit olmadıklarını anlatmaktır. Yahut da kastedilen, müslümanın müslüman oluşunun neticesi, Allah katında, günahkarın günahkar oluşunun neticesine aynı olmadığını anlatmaktır ki bu, hiç münakaşa edilemez bir husustur. Binâenaleyh, bu ifade, aynı şahısta müslümanlık ve günahkarlığın bulunmasının imkansızlığına nasıl delalet eder?

İkinci Mesele

Cübbâî şöyle demektedir: "Bu ayet, günahkarın kesinlikle cennete giremeyeceğine delalet etmektedir. Çünkü Allahü teâlâ, bu ikisi arasında eşitlik olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla bunlar cennette biraraya gelmiş olsalardı, mükafaat açısından eşit olmuş olurlardı. Bundan da öte, günahkarın mükafaatı, ömrü müslümandan uzun olur ve ibadetleri de boşa çıkarılmaz ise, müslümanınkinden daha fazla olabilir."

Buna şu şekilde cevap verilir: Bu tutarsızdır. Çünkü biz, ayetin, onlar arasından her açıdan bir eşitlik olmadığını ifade etmeyip, aksine mükafaatın derecesi bakımından bir eşitlik olmayacağını ifade ettiğini anlatmıştık. Binâenaleyh müslüman ve günahkar, mükafaata erme açısından eşittir. Ama günahkar olmayan müslümanın mükafaatı, günahkar olanınkinden daha çoktur.

Bununla birlikte şunu da diyebiliriz: Buradaki "el-mücrimîn" (günahkarlar) ifadesiyle, niçin Allah'ın haklarında bu hadiseyi naklettiği o kafirler kastedilmiş olmasın. Çünkü başında elif-lâm bulunan çoğul kelimeleri, hem sözlük açısından, hem de örfen belli şahıslar manasına almak yaygın bir husustur.

Üçüncü Mesele

Allahü teâlâ, mükafaat açısından, müslüman ile günahkar arasında eşitliğin olmasını yadırgamıştır. Böylece bu, ehl-i sünnetin söylediği nakledilen, "Allah, hem kafirleri, hem de itaatkarları cennetine sokabilir" şeklindeki sözlerinin, aklen kabih olduğuna delalet eder?" (denilirse), buna şu şekilde cevap veririz: Allahü teâlâ, bir kimsenin buna müstehak olması açısından değil, kendi lutfu ve fazlına göre yadırgamıştır. Bil ki Allahü teâlâ, "olması imkansızdır" manasında böyle buyurunca, bu imkansızlığı "iltifat" üslubuyla, "size ne oluyor, nasıl böylesi çarpık neticelere ulaşıyorsunuz" demek suretiyle pekiştirmiştir.

36 ﴿