45

"Ben onlara mühlet veriyorum. Şüphe yok ki Benim planım sağlamdır"

ifadesi, "Ben mühlet veririm" demek olup tıpkı, "Biz, günahlarını artırsınlar diye onlara mühlet veririz" (Al-i Imran, 178) yani, "Onların sürelerini uzatırız" ayeti gibidir. Çünkü bunun kökü olan "melavet", "uzun müddet" manasınadır. Nitekim, "Allah onun süresini uzattı" manasında, denilir. Ayrıca gece ile gündüze, "melevan" denilir. "el-Melâ" kelimesi de, "geniş yer, geniş arazi" demektir. Buna bu ad, uzayıp gitmesinden ötürü verilmiştir. Yine ayete, "ölüm zamanını geriye bırakmak suretiyle, onlara mühlet veririm" manası da verilmiştir. Sonra Allahü teâlâ bu yöndeki "ihsanını" (iyiliğini), "İstidraç" diye adlandırdığı gibi, şeklen bir tuzak biçiminde olduğu için, "keyd" (tuzak) diye de adlandırmıştır. Allah bu keydini helaklarına sebep olmaya alabildiğine tesir ettiği için, "metîn" (sağlam) diye tavsif etmiştir.

Bil ki alimlerimiz, kainatın irade edilmesi meselesinde, bu ayete tutunarak şöyle demişlerdir: "İşte bu, Cenâb-ı Hakk'ın, "Istidraç" ve "keyd" diye adlandırdığı şeydir. Bu "keyd"in, yapma tarafının, yapmama tarafına tercihinde ya hiç tesiri yoktur, yahut da vardır. Birinci İhtimal, bâtıldır. Aksi haide, diğer bütün yabancı şeylerin tamamı, aynı mesabede olurdu. Böylece de kesinlikle ne bir istidraç, ne de bir keyd söz konusu olurdu. İkinci ihtimale gelince, bu da, bu "istidraç" ve "keyd"in kendisine havale edildiği o fiili, Allah'ın murad etmiş olmasını gerektirir. Çünkü Hak teâlâ hep bu tarafı pekiştirip, diğer tarafı gevşek tutup, pekiştirilen tarafın, sonunda mutlaka yapılacağı var olacağı bilinince, bu durumda Cenâb-ı Hak mutlaka, bu fiilin var olmasını irade etmiş olur, ulaşılmak istenen netice de budur.

Ka'bi buna şu şekilde cevap verir: "Ayetin kastettiği mana, "Biz onlan ölümlerine, hiç hesap etmedikleri ve bilemedikleri bir yönden yavaş yavaş yaklaştırırız" şeklindedir ki Allah'ın hikmetinin gerektirdiği de budur. Çünkü onlar, ölecekleri vakti bilselerdi, o zamana kadar kendilerini emniyette hisseder ve böylece çeşitli günahtan işleme cesareti gösterirlerdi. Böyle olma durumunda, günah İşlemeye bir teşvik yatmaktadır."

Cübbâi, Ka'bî'nin bu görüşüne şu şekilde cevap verir: "Ayetin manası, "Biz onları, ahirette azablarına, bilemedikleri bir cihetten yavaş yavaş yaklaştırır; aleyhlerine olan delili pekiştirmek için de dünyada onlara mühlet verir, fırsat tanırım. Çünkü Benim keydim (tuzağım) çok sağlamdır. Dolayısıyla helak olan bir delile binaen helak olsun, yaşayan da bir delile binaen yasasın diye, onlara zaman tanır ve her türlü engellerini kaldırırım" şeklindedir ki, işte "keyd-i metîn" (sağlam tuzak) ifadesinden kastedilen budur:" Cübbâi sözüne devamla şöyle der: "Ayetten kastedilen şeyin, bahsettiğimiz mana olduğunun delili ise şudur: Allahü teâlâ, bu ayetten önce, "Artık bu sözü yalan sayanları Bana bırak" (Kalem, 44) buyurmuştur. Bu tehdidin, ahiretteki ceza ile ilgili olduğunda şüphe yoktur. Binâenaleyh bunun hemen peşisıra bahsedilen "İstidraç" ve "keyd" ile de, ya ahiret azabının, yahut da ölüm esnasındaki azabın kastedilmiş olması gerekir."

Bil ki alimlerimiz şöyle demişlerdir: "Bizim izahımız şudur: Bu mühlet verme işi, kişilerin azgınlığına sebep olacağından, buna razı olan ve bunun kendisinin tuğyanına sebep olacağını bilen, mutlaka bu tuğyana razı olmuş demektir.

Bil ki Hak teâlâ'nın, "Biz onları, hiç bilip-hesaba katmayacakları bir taraftan yavaş-yavaş bir azaba yaklaştıracağız" ve "Şüphe yok ki Benim tuzağım sağlamdır" ayetleri, Araf Sûresi'nde geçmiş ve genişçe tefsir edilmiştir.

Risalet Ücret İstemez

45 ﴿