32"Malım bana bir fayda vermedi. (Bütün) saltanatım benden ayrılıp mahvoldu. (Allah buyurur): "Tutun onu da, (ellerini) boynuna bağlayın. Sonra onu, o alevli ateşe atın. Bundan sonra da onu, yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun". "saltanatım..." ifadesinden ne kastedildiği hususunda da, şu iki izah yapılabilir: 1) Ibn Abbas bu ifadeye, "Dünyada iken Hazret-i Muhammed'in aleyhine olarak istidlalde bulunduğum hüccetlerim benden silinip gitti, kayboldu" manasını verirken, Mukâtil de, uzuvları kendisinin aleyhine olarak müşrik olduğuna şehadet ettiğinde, "Hüccetlerim benden silinip gitti" anlamını vermiştir. 2) "Malım mülküm ve insanlara olan hükümranlığım zail olup gitti. Şimdi, fakir ve zelil olarak kalakaldım" demektir. Bu ifadenin manasının, "Ben, mülküm ve saltanatım sebebiyle, hak üzere olan kimselerle çekişir dururdum... Şimdi ise, malım mülküm yok olup gitti, geriye yaptıklarımın vebali kaldı..." şeklinde olduğu da ileri sürülmüştür. Bil ki, Allahü teâlâ ilk önce o mutlu (saîd) kimselerin sevinçlerini zikretmiş, daha sonra da onların, güzel yaşayış içinde olduklarını yeyip-içtiklerini belirtmiştir. Aynen bunun gibi, burada da şakî (bedbaht) kimselerin hüzün ve kederlerinden bahsetmiş, daha sonra da onların ellerinin kollarının bağlandığından, yiyeceklerinin irin, ölülerin teninden akan sıvı olduğundan bahsetmiştir. Bu işlerin ilki, cehennem bekçilerinin, "Onu yakalayın.." deyip de, bunun üzerine o kimsenin üzerine yüzbin meleğin yürüyüp, onun ellerini boynuna dolamalarıdır. Ki, işte bu husus, Cenab-ı Hakk'ın, "(ellerini) boynuna bağlayın. Sonra onu, o alevli ateşe atın..." ayetlerinin ifâde ettiği husustur. Müberred şöyle der: "Tıpkı ve denildiği gibi, birisini bir yerde icbaren tutup mevcut bulunduğunda, her iki babdan ve dersin. Binâenaleyh Cenab-ı Hakk'ın, hitabının manası, "Onu ancak cehennemde hazır tutun, oraya atın..." demek olup, de, "en büyük ateş" demektir. Cehenneme bu ad, insanlara hükümran olduğu için verilmiştir. Ayetteki (......) kelimesine gelince, birbiri içine girmiş, muntazam halkalar (zincir) demektir. Ardarda dizilen her şeye "müselsel" denilir. Ayetteki, ifadesinin manası şudur: Arapça'da dirsek ile ölçüp takdir etmek anlamına gelir. Nitekim, "Dirseği ile ölçüp takdir ettiğinde" ifadesi kullanılır. O halde, ayetteki ifadesiyle ilgili olarak şu iki açıklama yapılabilir: 1) Ayetin maksadı, onun bu kadar uzunlukta olduğunu belirtmek değil, tam aksine, uzun oluş ile nitelemektir. Nitekim Cenab-ı Hak, "sayısız, hadsiz hesapsız..." manasız anlamını kastederek, "Onlar için yetmiş defa istiğfar etsek bile..."(Tevbe, 80) buyurmuştur. 2) Onun boyunun bu kadar olduğnu belirtmektir. Sonra da ulema ahirette, her "zira' "ın yetmiş kulaç, her kulacın Mekke ile Küfe arasındaki mesafeden daha uzun olduğunu söylem isterdir. Hasan el-Basrt de, "Bunun hangi zira' olduğunu en iyi bilen Allah'tır" demiştir. Ayetteki, emrine gelince, Müberred şöyle der: "Arapça'da, birisi bir kimseyi, bir şeyi bir yola soktuğunda, zapt-u rapt altına aldığında ve denilir. Yani, "Onu soktu; onu, soktum, zapt altına aldım." Kur'ân'ın kullandığı ifade ise, şeklindedir. (Yani, sülasîdir). Nitekim Cenâb-ı Hak, "Sizi cehenneme sokan ne oldu..."(Müddessir,42) ve "Onu, günahkarların kalbine soktuk... "(Şuara, 200) buyurmuştur. İbn Abbas da şöyle demektedir: "Bu zincir, onun dübüründen girer boğazından çıkar; sonra da, kafasını ayaklarıyla birleştirir." Kelbî de, şöyle demektedir: "İpin inciye girmesi gibi, zincire girer, sonra da, kalan kısmı boynu üzerinde toplanır." Burada söyle birkaç soru sorulabilir: Birinci Soru: Bu zincirin uzun olduğunu belirtmenin hikmeti nedir? Cevap: Süveyd İbn Ebû Nuceyh şöyle demektedir: "Bütün cehennemliklerin o zincire vurulduğu haberi bana ulaştı. Bütün, insanlar aynı zincirle bağlanınca, bu sebeple, herbirine yapılacak azab, daha şiddetli olmuş olur." İkinci Soru: Zincirin onlara sokulması, mâkûldür. Ama, onların zincire sokulmasının manası ne demektir? Cevap: Onların zincire sokulmaları, o zincirin onların bedenlerine dolanması, bütün cüzlerinin birbirine girecek bir biçimde sıkıştırılması ve bu kimsenin, o zincirin arasında sıkışmış, hareket edemez bir biçimde bulunması demektir. Ferra da şöyle der: "İfadenin manası, "Sonra onları o zincire sokun" şeklindedir. Nitekim Arapça'da, "Başımı fese soktum..." denildiği gibi, "Fesi başıma soktum..." da denilir. Ve yine Arapça'da, yüzüğe giren parmak olduğu halde; "yüzük parmağıma girmiyor, olmuyor!" da denilir. Üçüncü Soru: Peki Cenâb-ı Hak niçin (......) dedi de, (......) buyurmadı? Cevap: (......) kelimesinin (......) maddesine takdiminde, (......) kelimesinin (......)'ya takdim olunuşunda bahsetmiş olduğumuz husus yatmaktadır. Ki bu da, "Onu ancak, (başkasına değil) bu zincire sokun.." anlamıdır. Çünkü bu zincir, zincirlerin en korkuncudur. Dördüncü Soru: Cenâb-ı Hak, bağlama ve cehenneme sokma işlerini ifade ederken fa edatını kullanmış, bu zincire sokma işini de summe edatı ile belirtmiştir. Şu halde, aradaki fark nedir? Cevap: Buradaki (......) kelimesi ile, sonralık manası kast edilmemiştir. Tam aksine kastedilen şey, bu azabın derecelerindeki farklılıktır. Bil ki, Allahü teâlâ bu korkunç azabı açıkça anlatınca, sebebini de zikretmek üzere şöyle buyurmuştur: |
﴾ 32 ﴿