34"Çünkü o, O büyük Allah'a inanmazdı. Yoksula yemek vermeye de teşvik etmezdi". Bu ifadelerin birincisi, "kuvve-i akıle"nin; ikincisi de "kuvve-i ameliyye"nin bozulduğuna bir işarettir. Burada birkaç mesele vardır: Cenâb-ı Hakk'ın, "Yoksula yemek vermeye de teşvik etmezdi..." ifadesi ile ilgili olarak şu iki açıktama yapılabilir: a) "O, yoksulun yemeğinin bol olmasına teşvik etmedi.." b) Ayette geçen (......) kelimesi yiyeceğin ismi olup, "yedirmek" anlamında kullanılmıştır. Bu tıpkı, " bağış" isminin, "vermek" anlamında kullanılması gibidir. Nitekim şair "Senin otlayan yüz (deveyi) vermenden sonra..." demiştir. Keşşaf sahibi şöyle der: "Cenâb-ı Hakk'ın, "Yoksula yemek vermeye de teşvik etmezdi" ifadesinde, yoksulları mahrum etmenin büyük bir günah olduğuna dair iki kuvvetli delil vardır. 1) Cenâb-ı Hak bu ifadeyi, küfür ifade eden cümleye atfetmiş ve bunu, küfrün emaresi ve işareti saymıştır. 2) Yoksulu yedirmeye teşvik etmeyenin durumu böyle iken, ya bilfiil yedirip içirmeyenin durumu nasıl olur, düşünülsün diye, yedirmemeyi değil de, yedirmeye teşvik etmemeyi zikretmiştir. Bu ayet, kafirlerin, namaz kılıp zekat vermedikleri için, ilahi cezaya duçar olduklarına delalet eder ki "Kafirler, şeriatın füruundan da (amelî kısmından da) sorumludurlar" şeklindeki sözümüzden kastedilendir. Ebû'd Derdâ'nın, yoksullar için çokça çorba pişirmesi hususunda hanımtnı da teşvik ettiği ve "Biz iman etmek suretiyle, o zincirin yarısından kurtulduk; şimdi geriye kalan yarısından kurtulmayalım mı?!" dediği rivayet olunmuştur. Ayetin bu ifadesi ile, kafirlerin yedirip içirmediklerinin kastedildiği de ileri sürülmüştür. Yine bu ifadeyle, onların, "Allah'ın, istemesi halinde yedirip içireceği kimseleri biz mi yedirip içireceğiz..." (Bkz.Yasin,47) şeklindeki sözlerinin kastedildiği de söylenmiştir. |
﴾ 34 ﴿